18 haziran 1921

Üç devletin Paris toplantısı. İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon, Yunanistan'la Türkiye arasında ara buluculuk yapmanın tam zamanı olduğunu, Doğulularla iş yaparken arkalarında bir değnek bulundurmanın çok yararlı olduğunu söyledi. İzmir'de özerk bir bölgenin, Trakya'da Çatalca hattının kabulünü ve Türklere baskı yapılmasını önerdi. Fransızlar, Türklere baskı yapılmasına karşı olduklarını söylediler. Öğleden sonraki oturumlara katılan İtalyan Büyükelçisi, İzmir ve Trakya ile ilgili önerilere katıldığını söyledi. Yarın da devam edecek görüşmeler sonunda, işgal komutanlıklarının Harington'a bağlanması, önce Yunanistan'a, daha sonra Türklere arabuluculuk önerisinin götürülmesi kararlaştırılacak, fakat Yunanistan savaşa hazır olduğunu belirterek bu öneriyi reddedecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul'da İngiliz İşgal Komutanı Harington, İngiltere'nin Atina askeri Ateşesi Nairne'in 15 tarihli raporunu eleştirdi. Hükümetine gönderdiği telde "Yunanlıların zaferlerinden emin değilim. Türkler, kararlı ve açık hedeflere sahip" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Karadeniz Bölgesi'ndeki Rum erkeklerinin iç bölgelere taşınmasına başlanıyor. İlk parti olarak Samsun'da toplanan 841 Rum erkeği, Amasya yönüne sevk edildi. Hükümet bu Rumların, kıyılara çıkarma yapacak Yunanlılarla ya da Pontosçularla işbirliği yapabileceğinden kaygı duyuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sivrihisarlılar, orduya bir uçak armağan ettiler. Zenginlerden Erzurumlu Nafız Efendi de daha önce bir uçak armağan etmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dışişleri eski Bakanı Bekir Sami Bey, Hükümet'ten izinli olarak yeniden çıktığı Avrupa yolculuğunda Roma'ya vardı. Bekir Sami Bey, daha sonra Paris'e geçecek, fakat Londra'ya kabul edilmeyecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Dışişleri Bakanı Y. Baltacis İzmir'e geldi. Kral'la birlikte bazı bakanlar da 1 2'den beri İzmir'de bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Vakit: Japonya İstanbul'a niçin temsilci gönderdi? Baron Oşida'nın İstanbul'daki görevi, İstanbul ve Boğazlarda Osmanlı egemenliğinin devamı. Boğazlan Rusya'ya tamamen kapatmak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Selim Erdoğan ‘Sakarya’ kitabında anlatıyor:


İsmet Paşa’nın üç ay sonrasında değeri anlaşılacak bir tasarrufu da 18 Haziran’da Genelkurmaya yazdığı rapordur. Bu raporda yer alan ‘Mürettep Kolordu’yu, Mürettep ve 6ncı tümenleri yeniden yapılandırıp işlevsellik kazandırmak, Selahattin Adil Bey komutasındaki 2.kolordu’yu Batı Cephesi’ne sevk etmek, Merkez Ordusu’ndan bir tümen daha getirmek’ gibi önerilerin hayata geçirilmesi Türk’ün tarihin yön verecek olan Sakarya Meydan Muharebesi’nde belirleyici olacaktır.

Bir yandan da İnebolu ve Samsun’dan Ankara’ya akmakta olan kollar ordunun cephane ve silah gereksinimini tamamlamaya çalışmaktadır. Gelecek 20.000 piyade tüfeğinden Batı Cephesi’ne aktarılacak olanlarla tümenlerdeki tüfek sayısı ancak 4000 ortalamasına ulaşacaktır.

Bu bir Yunan tümenindeki tüfek sayısının yarısına denktir.


(Kaynak: Sakarya / Selim Erdoğan / Syf 66)


Kral Konstantin’den başka hiçbir kimse Anadolu’da yeni bir savaşın başlamasını istememektedir. Yeni bir savaşı kesin olarak istemeyen Mustafa Kemal, bir an önce anlaşmaya varılmasını sağlamak amacıyla Dışbakanı Bekir Sami Bey’i, İtilaf başkentlerine gönderiyor. Fransa ve İtalya savaş istemiyorlar. İngiltere de, İstanbul ve Mezopotamya’daki çıkarlarına dokunulmadıkça, yeni bir savaşa taraftar değil. İngiltere’nin Mustafa Kemal’i temizleme vaatlerini maalesef bir türlü gerçekleştiremeyen Yunanlıları desteklemektense, bazı rizikoları da göze alarak Kemal ile pazarlığa oturacağı sanılmaktadır.

Le Temps gazetesinin kanısına göre Türk-Yunan savaşının Türklerin yada Yunanlıların zaferiyle sonuçlanması İtilaf Devletlerini büyük ölçüde etkilemeyecektir. Çünkü ne Konstantin’e ne de Kemal’e güvenmek mümkündür. Bu bakımdan herkes her istediğini elde edemeyecek de olsa barışçı bir çözüm yolu en uygun olanıdır.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 136-137


Ankara’ya doğru yaklaştıkça gözümde mesafeler uzamaya başlamıştı. Hele şimdi adını unuttuğum bir köyde geçirdiğimiz gecenin sabahını iple çeke çeke edememiştim. Halbuki, o köy benim ilk gördüğüm orta Anadolu köylerinin en tipik bir örneğiydi. Arabacı atlarını durdurup “işte geldik” dediği vakit bir müddet nereye geldiğimizin farkına varamayarak birbirimizin yüzüne bakakaldık. Orada ne köye, ne obaya, ne izbeye benzer bir şey vardı. Önümüzde otuz kırk metre eninde dümdüz bir toprak sahası duruyordu. Bu sahaya yakından dikkatle bakılınca gerçi birbirine bitişik şekilsiz bir takım damlar göze çarpıyordu. Fakat bu damlar arabamızın durduğu yerle o kadar bir hizada idi ve ayaklarımızın ucunda öyle bir mezar ıssızlığıyla seriliyordu ki, bunların altında herhangi bir hayat eseri bulunabileceğine ihtimal verilemezdi. Nitekim, arabacımız önümüze düşüp de bir takım dolambaçlı patikalardan geçerek bizi tümsekten aşağıya indirmeseydi, o köstebek yuvalarına giden yolu keşfetmekte epeyce zorluk çekecektik.

Bununla beraber, itiraf ederim ki, bu şirin ve hala temiz bir köydü. Önünden iki sıra söğüt ağaçları arasında bir dere geçiyordu. İlk işimiz bu dereye gidip toz toprak içindeki ellerimizi, yüzümüzü yıkamak oldu. Sonra damların üstüne çıkıp köylülerin altımıza serdiği şiltelere uzandık. Geceyi de yıldızları seyrederek bu yerde geçirecektik.

Altımda toprak damın sertliği, üstümde gecenin ıssızlığı. Fakat ben gökyüzünde yıldızların her birine bir “çoban yıldızı” gibi bakıyorum. Çoban Ankara’da. Yarın ikindiye doğru orada olacağım. Bie sevinç, bir sevinç ki, içim içime sığmıyor.


VATAN YOLUNDA / YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU / 120-121

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG