18 Kasım 1920

TBMM emperyalizme karşı bir bildiri (Halkçılık Programı) yayımladı: Meclis'in görevi, Türk halkının milli sınırlar içinde hayat ve geleceğini sağlamak, halkı emperyalizmin ve kapitalizmin zulmünden kurtarmaktır. Halkın sefalet sebepleri, yeni araçlarla kaldırılacaktır, toprak, eğitim, adalet, maliye, iktisat, evkaf ve diğer alanlarda halkın ihtiyacına göre yenilikler yapılacaktır. Meclis, Halkçılık Programı diye anılan 21 Ekim tarihli anayasa tasarısını görüşmeye başladı. Komisyon sözcüsü İsmail Suphi Bey, "Savunma için toplandık, ama burada toplandıktan sonra gördük ki, her şeyde devrim yapmak gerekiyor. Halkçılık Programı bu fikrin ürünüdür" dedi. Mahmut Esat Bey, "Bu parlamento ve seçim sistemiyle halkla alay ediliyor. Parlamentoya burjuvalardan başka her mesleği sokacak mesleki temsil ilkesi kabul edilmelidir. Çiftçilerin, ellerinde çekiçleriyle demircilerin Meclis'e gelerek iktidarı doğrudan ellerine almaları gerekiyor" diye konuştu. Diğer konuşmacılar da kötü yönetimi eleştirdiler, halkın kendini yönetmesi ilkesini savundular.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ermenistan'la Ankara Hükümeti arasında yeni bir ateşkes imzalandı. İki taraf barış şartlarını görüşmek üzere Gümrü'de bir konferansa katılmayı kabul ettiler. Anlaşma 2/3 Aralık'ta İmzalanacak


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Başkomutan Paraskevopulos, seçimlerde Venizelosçuların kaybetmesi üzerine istifa etti. Hükümet başkomutanlığa Tuğgeneral Anastasion Papulas'ı tayin ediyor. 22 Kasım'da görevi devralacak yeni komutana, asker arasında birliği sağlama görevi veriliyor. Paraskevopulos, 28 Şubat'ta İzmir'e gelerek işgal komutanlığını üstlenmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İstanbul Valiliği'nin, Şile Kaymakamlığı'ndan aldığı bilgiye dayanarak bugün yazdığı bir yazıya göre Yunanlılar, Şile eski Belediye Başkanı'nı karargaha götürerek öldürdüler. Bugün Gebze'nin Tavşancıl köyüne giden Yunan askerleri, köyde silah araması yaptıktan sonra köy ihtiyar kurulundan, Yunanlılardan memnun olduklarına ilişkin bir belgeyi zor kullanarak aldılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de Mehmet Akirin şiiri: Yeis küfürdür


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Seçim sistemi tartışması : Anayasa görüşmeleri sırasında en uzun ve en sert tartışmalar seçim sistemi, köylü ve halk konusu üzerinde olmuştur. Anayasa Özel Komisyonu Raportörü İsmail Suphi Soysallı, köylüye ve halka ilişkin olarak hazırladığı tasarıyı Meclis’in 18 Kasım 1920 tarihli 99. Toplantısında ilk kez şu sözlerle sunuyor:


“Arkadaşlar; bize halkçılık programı’ adı altında hükümetçe yaklaşık olarak bundan iki ay önce gönderilmiş olan ve tarafınızdan kurulmuş Özel Komisyonca ‘ Anayasa Ön Tasarısı’ adı altında yüksek Meclisinize sunulan yasa tasarısının görüşmelerine bugün başlıyoruz. Bu an memleketimizin yönetim ve siyaset tarihinde, hiç kuşkusuz olağanüstü bir andır. Ülkenin dört bir yanı ateşe verilmiş olduğu sırada, beş-altı cephede birden savaştığımız bir sırada, Yüksek Meclisinizin bu kadar önemli bir yasa tasarısını görüşmeye başlamış olmasından dolayı ben, sizinle birlikte kendimi mutlu sayarım. Böyle bir ana eriştiğim için Tanrı’ya şükür ederim.

Özel Komisyon Raportörünün Meclis Genel Kurulu’na bu sözlerle sunduğu 21 Ekim 1920 tarinli raporun altında sadece Komisyon Başkanı İzmir Mebusu Yunus Nadi ve raportör Burdur Mebusu İsmail Suphi Soysallı’nın imzaları vardı.


Bu raporun seçim sistemiyle ilgili 4. Maddesi harfi harfine şöyledir:


“Büyük Millet Meclisi, iller kalkınca, meslekler erbabı (yani her sınıf halk) temsil edilmek üzere doğrudan doğruya seçilen üyelerden oluşur”


Anayasa Özel Komisyonu’nun raporunda bu maddeye ilişkin şu gerekçe pek ilginçtir.


“Büyük Millet Meclisi üyelerinin her vilayette meslek erbabı temsil edilmek üzere seçilmesi ki bu yöntem ile hem halkın şimdiki iki dereceli seçimden doğrudan doğruya tek dereceli seçime geçmesi, hem de genel refahın ve ülkenin bayındırlık ve esenliğinin sağlayıcısı olacak biçimde, çalışanların ve emekçilerin tümünün temsil edilmesi ve böylece de halk sınıfının kendi ihtiyaçları ile doğrudan doğruya uğraşması gibi yararlar elde edileceği düşünülmüştür. Bu yöntemi gerçekleştirecek Seçim Kanunu ile Büyük Millet Meclisi’ne her ilden, şimdikine oranla birkaç kat fazla sayıda mebus seçileceğinden, Meclis bu kalabalık ile ancak sayılı bir süre kongre halinde toplanarak iç ve dış politikada düşüncesini ve genel yönü belirttikten sonra, onun yerine, yasama ve yürütme erkine sahip küçük bir Meclis sürekli olarak çalışacaktır.”


Görülüyor ki, Özel Komisyon’un önerisine göre seçim tek dereceli olacak ve bu seçimde bütün halk sınıfları temsil edilmek suretiyle büyük bir şura kurulacak, o şura belirli zamanlarda toplanıp politikaya yön verecek ve dağılacak; yasama ve yürütme erkine sahip küçük bir Meclis ise memleket işlerini yürütecektir. Meclis’e sunulan tasarıdaki “ mesleki temsil” deyiminden anlaşılan budur.


Bu konudaki tartışmalardan önemli bölümleri, Tutanak Dergiler’inden alarak aşağıya aktarıyorum:


Dr. Abidin (Lazistan-Rize) – Sayın arkadaşlar, şimdiye değin örneği görülmemiş güçlü ve bütün anlamıyla ulus için hayatını feda edecek olağanüstü bir meclis kurduk. Olağan üstü işler görmemiz lazımdır. Fakir halka bu hakkı, yani mesleki temsili vermeliyiz. Köylü diyor ki: “Senin hakkın yoktur; çünkü benim sayemde büyüdün, benin sayemde geldin başıma sivrildin, bela oldun. Onun için bana bırak. 600 yıldır beni idare ettiğin zaman ne yaptın? Yol mu yaptın? Beni mi düşündün? Beni bırak, kağnıları da kaldıracağım, şimendifer, elektrik, tramvay yapacağım; ısınmak için kalorifer de yapacağım. Bu büyük ve olağanüstü Meclis bana bu hakkı vermezse, nankörlük etmiş olur ve millet bunu zorla alır.


Mehmet Şükrü (Afyonkarahisar) – Az çok herkes emeğiyle geçinir; bir çiftçi, bir doktor, bir esnaf emeği ile geçinir, kısacası şu gözünüzün önünde gördüğünüz sınıf hep emeğiyle geçinir. Bu emeğe dayanmak lazımdır. Memleketin bütün yükleri çalışanlar üzerine yüklenmiştir ve onların omuzları üzerindedir.


Fevzi Efendi (Malatya) Emekçilere emekçi hakkını veriniz. Aylak, uyuşuk, boş duran adamın burada yeri yoktur. Madem ki ulusun gerçek temsilcisi olarak bir kurul arıyoruz; emekçilerde gelecek, çift sürenlerde gelecek. Evet bugün onlar da gelecektir. Ben çok çiftçi biliyorum ki, bu çifti yüz paraya sürüyor, bin kütüğü yüz paraya kırıyor. Evet şimdiye değin onların hakkı verilmedi. Zaten bizim çektiğimiz nedir biliyor musunuz? Herkesin hakkını vermedik, zulmeyledik. O zulümdür ki bizi yıktı.


Hulusi (Afyonkarahisar) Vasıtasız seçim , genel oy demektir. Bundan bir çok tehlike doğar. Böylece halkı yeniden aldatmış oluruz. Burada ağalar Meclisi yapmayıp herhalde halkı temil için mesleki temsil kabul edilmelidir. Fakat bir köyde on tane yumruklu kartal bulunur.


İleriki görüşmelerde Şebinkarahisar Mebusu Mustafa Bey söz alarak halkı 1- aydınlar sınıfı ( yani memurlar, emekliler, avukatlar) 2- İkinci sınıf ( yani eşraf ve ileri gelenler, sarıklı hocalar, tüccarlar ) 3-Üçüncü sınıf ( yani emekçiler ) olmak üzere üç sınıfa ayırıyor ve şöyle konuşuyor:


“Birinci, ikinci tabakaların geçimini sağlayan ve bin türlü zahmet ve eziyete katlanarak Hazine’yi dolduran, düşmanın top güllelerine göğüs geren ve büyük çoğunluğu teşkil eden, üçüncü tabakadır. Benim kanıma göre, halkçılık ile kastedilen halk bu üçüncü tabaka halkı olacaktır ve bu kanunda söz konusu olan da bu tabaka (yani sınıf) olmak gerekir. Şimdi görüşme konusu olan mesleki temsil sırf bu üçüncü tabakanın hakkını korumaya ilişkin sistem demektir.


Yahya Galip (Kırşehir) – Birinci maddede diyor ki: “ Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Bunu siz mi veriyorsunuz, yoksa almış mıdır ? (almıştır sesleri). Ben diyorum ki, millet kendi egemenliğini kendi almıştır. Biz vermiyoruz. Bunların haklarını korumak için mi mesleki temsili kabul ediyoruz? Onların hakları zaten korunmuştur. (değildir sesleri)


Yunus Nadi (İzmir) – ( Anayasa Özel Komisyonu Başkanı) Mesleki temsil, memurları ortadan kaldırarak yerine diğer memur olmayan adamları koyacak değildir. Mesleki temsili kabul etseniz de , elbette memleket içerisinde bir idare olacak ve o idare birtakım adamlar tarafından yönetilecektir; o adamlar memurlar sınıfını yine teşkil edecektir. Mesele idare değildir. Mesele , şimdiye değin yürürlükte olan “hükümetin hakimiyet zihniyeti” yerine “ halkın egemenliği zihniyetini” koymaktır.


Halil İbrahim (Antalya) Bir kimsenin başkasını azle ve vekalete yetkili olmak üzere vekil yapması mümkün değil mi? Emin olun seçim olacağı zaman kimse gelmiyor. Kim mebus olursa olsun diyor. Onun için ağalar birine vekalet veriyor. Kısacası benim düşünceme göre zaten şimdi uygulanmayacak olan bu yasanın görüşülmesi…


Dr. Abidin (Lazistan-Rize) Sayın kardeşler, olağanüstü durumlar karşısında olağanüstü zamanlarda, olağanüstü unutulmaz büyük işler yapılıyor. Biz hala kendimizden korkuyoruz. Yani kendi mevkiimizden, kendi oturduğumuz yerden korkuyoruz. Aman terk etmeyelim. Burası pek tatlı geldi.


Mesleki temsil esasına dayanan tek dereceli seçime ilişkin 4. Madde üzerindeki tartışmalar böylece uzayıp gidiyor ve en sonunda 30 Kasım 1920 tarihli 160. Toplantıda İzmir Mebusu Hamdi Bey’in “ Bugün için uygulama olanağı bulunmadığına inandığım 4. Maddenin tasarıdan çıkarılmasını öneririm” biçimindeki önergesi oya konuyor ve kabul edilerek seçim sistemine ilişkin 4. Madde anayasa tasarısından çıkarılıyor ve iki dereceli seçim sistemi eskisi gibi kalıyor.


İLK MECLİS / Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU / 120 – 121 – 122 – 123 -124 – 125


Yıl 1920 Günlerden 18 Kasım Perşembe saat 13,35 Türkiye Büyük Millet Meclisi 99. Toplantısını yapıyor ve yine önemli gümlerinden birini yaşıyor.


Başkanlık kürsüsüne, ikinci Reis Vekili Hasan Fehmi Bey çıkıyor. İçtüzük uyarınca bir önceki toplantının tutanak özeti okunup kabul edildikten, bazı yasa önerileri komisyonlara gönderildikten ve kimi milletvekillerinin izin istekleri karara bağlanıp Meclis’e gelen bazı telgraflar da okunduktan sonra Anayasa Özel Komisyonu’nun raportörü, Burdur Milletvekili Soysallıoğlu İsmail Suphi Bey’in konuşmasıyla Teşkilatı Esasiye Kanunu Layihası’nın ( yani Anayasa tasarısının) görüşülmesine geçiliyor. Bu görüşmeler Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın bütün cephelerinde bütün kanlılığı ile sürüp gittiği bir dönemde – bir kısmı gizli oturumlarda olmak üzere – tam iki ay sürecektir.


Birinci maddesinde “Hakimiyet bila kayd-ü şart milletindir. İdare usulü mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” Diye başlayan 85 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu, Meclis’in ancak 20 Ocak 1921 tarihli 135. Toplantısının ikinci oturumunda kabul edilecektir. Böylece 23 madde ile bir geçici maddeden oluşan ve 85 sayılı anayasa, Meclis’ten tam iki ayda çıkabilmiştir. Bu iki aya ait Tutanak Dergilerinin 4,5,6 ve 7. Ciltlerinde yalnız anayasanın görüşülmesine ilişkin sayfaların toplamı 242’dir. Ayrıca gizli oturumlarda da çok uzun görüşmeler yapılmıştır.


İLK MECLİS / Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU / 72 - 73

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG