18 Nisan 1920 Pazar

Kuvayı İnzibatiye... Damat Ferit Hükümeti’nin, Kuvayı Milliye’yi bastırmak amacıyla 1.250.000 lira ödenek ayırarak kurduğu Kuvayı İnzibatiye kararna­mesi çıkarıldı. Kararnameye göre bu orduda görev alacaklardan erlere 30, teğ­menlere 60, alay komutanlarına ise 150 lira aylık verilecek. Kuvayı İnzibatiye’ye İstanbul’da çoğu işsiz-güçsüz kimseler katılacaktır. İlk alayı 20 Nisan’da İzmit’e gönderilecek bu karşı devrimci ordunun komutanlığına 29 Nisan’da Süleyman Şefik Paşa atanacaktır. Kuvayı İnzibatiye İzmit’te İngilizlerin hima­yesinde Kuvayı Milliye’ye saldıracak, ancak savaşma şevki olmayan er ve ko­mutanlarından bir kısmı Kuvayı Milliye tarafına geçecek, kalanları da hiç bir başarı gösteremeyecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Nutuk’tan/


Efendiler, İzmit’te de Süleyman Şefik Paşa komutasında, Hilâfet Ordusu adını taşıyan bir hain kuvvet yığınak yapıyordu. Bunun bir kısım kuvveti de, Bolu yakınlarında Kurmay Binbaşı Hayri Bey komutasında âsîleri desteklemişti. Bu kuvvetle birlikte İstanbul’dan gönderilmiş birçok subay da vardı.


Hilâfet Ordusu’nun, Süleyman Şefik Paşa’dan sonra, belli başlı komutanları, Süvari Tümgenerali Suphi Paşa ve Topçu Yarbaylarından Senaî Bey’di. İstanbul’da da özel olarak kurulmuş bir kurmay hey’eti vardı. Bu hey’etin başlıca komutanları da, Kurmay Albay Refik ve Kurmay Yarbay Hayrettin Bey’lerdi.


Suphi Paşa ile ilgili küçük bir hâtıramı anlatayım: Suphi Paşa’yı Selânik’ten tanırdım. Ben yüzbaşı (kolağası) iken, o daha o zaman tümgeneral ve süvari tümeni komutanı idi. Aradaki rütbe farkına rağmen, çok yakın arkadaşlığımız vardı. Meşrutiyet’in ilânında, ilk defa İştip dolaylarında Cumalı adında bir yerde süvari manevraları yaptırmıştı. Diğer bazı kurmaylar arasında beni de tatbikat ve manevrada bulunmak üzere davet etmişti.


Kendisi Almanya’da yetişmiş çok usta bir biniciydi. Fakat askerlik sanatını anlamış bir komutan değildi. Manevranın sonunda, ben, yetkim ve rütbem elvermediği halde, Paşa’yı bütün subayların önünde acı bir şekilde eleştirmiştim. Daha sonra «Cumalı Ordugâhı» adlı küçük bir eser de yazmıştım. Suphi Paşa, gerek açıkça yaptığım bu eleştirilerden ve gerek yayınlanan bu eserimden dolayı pek üzüldü. Kendisinin itirafına göre, maneviyatı kırıldı.


Fakat, şahsen bana gücenmedi. Arkadaşlığımız devam etti. İşte Hilâfet Ordusu’na buldukları komutan bu Suphi Paşa’dır. Paşa, sonradan Ankara’ya geldi. Geziye çıkıyordum. İstasyonda büyük bir kalabalık içinde birbirimizle karşılaştık. Kendisine ilk sorum şu oldu: «Paşam niçin Hilâfet Ordusu Komutanlığını kabul ettin?» Suphi Paşa, bir an bile duraklamadan: «Size yenilmek için» cevabını verdi.


Bu cevabı ile anlatmak istiyordu ki, bu görevi özel bir maksatla kabul etmişti. Suphi Paşa, böyle bir duygu içinde bulunabilir. Fakat, gerçekte, komutayı üstüne aldığı zaman kuvvetleri zaten yenilmiş bulunuyordu.


Bolu, Düzce, Adapazarı ve İzmit dolaylarındaki bu isyan, bu defa 4 Haziran 1920 tarihine kadar üç aydan fazla sürdü. Fakat bundan sonra, 29 Temmuzda yeniden bir isyan oldu. Ancak, bundan sonra da, bu bölgede tamamen sakin kalınmış değildir.


Bununla birlikte, sonuç olarak âsîler tamamiyle bozguna uğratılmış ve ele başları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kanunlarına teslim edilmiştir. Hilâfet Ordusu’nun Bolu yakınlarında bulunan kısmı da bozguna uğratıldı.


Komutanı Binbaşı Hayri ve subayları Yüzbaşı Ali, Üsteğmen Şerefettin, Üsteğmen Hayrettin, Makineli Tüfek Subayı Mehmet Hayri, Tabur Kâtibi Hasan Lütfi, Cerrah İbrahim Ethem Efendiler’e de öteki âsî elebaşılarına yapılan işlem uygulandı. Hilâfet Ordusu da, İzmit’ten İstanbul’a kaçmaya mecbur edildi.


San Remo Konferansı açıldı. İtalya’nın San Remo kentinde, Türkiye ile yapıla­cak barışın koşullarını kararlaştırmak üzere İtilaf Devletleri arasında başlayan görüşmeler 26 Nisan’da sona erecek ve alınan kararlar Sevr Anlaşması’nın esa­sını oluşturacaktır. İtalya’da oturmakta olan Büyükelçi Galip Kemali Bey, kon­feransa gözlemci olarak katılıyor. Senato eski Başkanı Ahmet Rıza Bey, Demenceau’ya Türkiye meselesiyle ilgili bir mektup yazdı. Galip Kemali Bey de İtalyan Başbakanı Nitti’ye yazdığı mektupta önemli ve vahim kararlar alınma­dan önce İtalya’da bulunan bir Türk’ün de dinlenilmesini istedi. Konferansın bugünkü görüşmelerinde Amerika’nın Türkiye’den ne kadar yer “kapacağı'' tartışıldı. L. George ve Curzon “Biz Türk meselesine çok para harcadık. Ame­rika’dan önce kendimizi düşünürüz” dediler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Anadolu Ajansı, yayımladığı bildiride, Meclis’in 21 Nisan Çarşamba günü açı­lacağını ilan ederek, gelen mebusların, adlarını Öğretmen Okulu Müdürlüğü’ne bildirmeleri, yolda olanların da hareketlerini çabuklaştırmaları gerektiği­ni duyurdu. Meclis’in açılması daha Sonra 23 Nisan’a ertelenecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Mustafa Kemal, telgraf merkezlerine gönderdiği genelgede, Anadolu Ajansı bültenlerinin bazı yerlere gönderilmeyişini bir vatan suçu olarak niteledi. Dış dünya ile ilişiğin kesildiği şu sıralarda, halkın havadissiz bırakılmaması gerekti­ğini belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Mustafa Kemal, gece (18/19), 15. Kolordu’dan, Batı’daki ayaklanmaları bastır­mak üzere 500-1.000 mevcutlu seçkin bir birliğin, ayrıca gönüllülerden kurula­cak bir birliğin gönderilmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Peyamı Sabah’ta Ali Kemal: Zavallı Anadolu... Denize düşen, İttihat Terakki, Kuvayı Milliye yılanına sarıldı.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


İsmet İnönü anlatıyor:


Damat Ferit 1 Nisan’da tekrar hükumetin başına getirilmişti. Sanıyorum bu onun dördüncü hükumetidir. Bu sırada Anadolu’da milli hareket dikkati çekecek şekilde bir gelişme içinde bulunuyordu. Bir yandan Ankara’da toplanacak meclis için seçimler yapılıyor, bir yandan da İstanbul’dan kaçan mebuslar, kumandanlar ve subaylar Anadolu’da toplanıyorlardı. Damat Ferit, milli hareketi söndürmek için İngilizlerle işbirliği yaparak İstanbul’da ‘Kuvayi inzibatiye’ adı ile bir teşkilat kurdu. Kuvayı İnzibatiye’nin kuruluş hazırlıklarına başlandığını Meclis açılmadan bir hafta kadar önce duyduk. Kuvayi İnzibatiye, İttihat ve Terakki zamanında Enver Paşa’nın tasfiye ettiği, emekliye sevk ettiği subaylar alınıyordu. Bu mağdurlar, daha önce zaten divanıharplere ve inzibat kumandanlıklarına, kıta kumandanlıklarına ve çeşitli vazifelere yerleştirilmeye başlanmıştı. Şimdi Kuvayı İnzibatiye de bunlarla kuruluyordu. Anadolu seferine hazırlanan bu emeklilerle, tasfiye edilmişlerle ve Hürriyet ve İtilaf mensupları ile karşı karşıya gelecek, onlarla muharebe edecektik. Vaziyet böyle görünüyordu.

Kuvayı İnzibatiye Süleyman Şefik Paşa kumanasında teşkil olunuyordu. Ayrıca Suphi Paşa isminde bir eski süvari kumandanı da İzmit, Adapazarı havalisi kumandanlığına getirilmişti. Suphi Paşa Kuvayi İnzibatiye ismiyle Anadolu’ya sevk edilecek bütün kuvvetlere kumanda edecekti. Kuvayı İnzibatiye’nin kuruluş hazırlığına başlandığı günlerde Düzce’De bir isyan paylamış ve süratle etrafa yayılmaya başlamıştır.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 192)


Yunus Nadi anlatıyor:


Millet aleyhine silah çekecek olan Kuvayı inzibatiyenin diğer bir adı da Hilafet ordusu idi. Ankara aleyhine silah çekecek herkes Yunan ordularına dahi Hilafet ordusu denildi. O zaman İstanbul’da yalnız bir Saray, yalnız bir Sultan ve Halife ile yalnız onun bir Babıalisi hain değildi. Bu hıyanet şebekesi hayli genişti. Padişahın fermanlarını ve şeyhülislamın fetvalarını, Teali İslam Cemiyeti unvanını taşıyan bir hocalar cemiyetinin beyannameleri takip ediyordu. Bilhassa bu beyanname Yunan ordusunun Hilafet ordusunun Hilafet ordusu addedilmek lazım geleceği, Yunan ordusunun hiç de zararlı bir heyet olmadığı, asıl memlekette kafaları koparılacak mahlukatın Ankara’da bulunduğunu söylüyordu. Bu beyannamelerin nüshası Eskişehir muhitine Yunan uçakları tarafından atılıyordu.


Kuvayı İnzibatiye kumandanlığına tayin olunan Süleyman Şefik Paşa İzmit’e gelerek orada bağlı bulunan ‘Yavuz’ zırhlısında karargah tutmuştu. Bize belki biraz mübalağalı olarak bildiriyorlardı ki bu Hilafet Ordusunda Rumlar vardır, Ermeniler vardır, Yunanlılar vardır, İngilizler vardır. Süleyman Şefik’in İzmit’te keyif çatmak ve ezcümle poker oynamakla vakit geçirmekte olduğundan haberdar oluyorduk.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Anıları / Yunus Nadi / Syf 280)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG