19 Şubat 1921

L.George, İtalya Hükümeti'nin aracılığı ile Ankara Hükümeti delegelerini Londra Konferansı'na davet etti. İtilaf Devletleri, 26 Ocak'ta konferansa yalnız İstanbul Hükümeti'ni çağırmışlar, delegeler içinde Ankara Hükümet temsilcilerinin de bulunmasını istemişlerdi. Ankara ise Londra'da Türkiye'yi yalnızca TBMM Hükümeti'nin temsil edebileceğini belirterek delegelerini 6 Şubat'ta yola çıkarmıştı. Yunan delegeleri Londra'ya ulaştılar. L. George, onlara İngiliz Hükümeti'nin sempatisini belirterek Sevr Anlaşması'nda yapmayı düşündükleri değişiklikleri anlattı. Ankara delegeleri Roma'dan hareket ettiler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Türk Elçilik Kurulu Başkanı Ali Fuat Paşa, Moskova'da Çiçerin'le görüştü, içten karşılama töreni için teşekkür etti, güven mektubunu sundu. Ali Fuat Paşa, Yusuf Kemal ve Rıza Nur Beyler, Ankara'nın İlk Moskova Elçilik Kurulu olarak dün gelmişlerdi.


Çerkez Ethem'in bugünkü tarihle İzmir'de zapt edilen bildirisi: Asker kardeşler! Ethem kuvvetlerini imha ettik diyerek Ankara Meclisi'nde Mustafa Kemal alkışlanırken kendi iflasını hazırlayan Millet Meclisi... temkin ve temenni ile hareket etseydi, ne ben ne de son fırsat gaip olmaz, sizler de iyi kötü bir huzur-u kalple memleketlerinizde işinizin, çoluk çocuğunuzun başında bulunurdunuz talihsiz kardeşler!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal, Kuvayı Milliye'nin milleti, memleketi kurtarmak gibi hizmetleri, kuru laftan, propagandadan ibarettir. Bunlar Anadolu'yu perişan ettiler. İşte İttihat ve Terakki. İşte adamları. Bunlarla bir aşiret bile idare edilemez.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Londra’ya gitmekte olan Ankara Hükümeti Baş delegesi Bekir Sami Bey Roma’ya vardığında bir demeç vererek, “Türkiye’yi biz temsil ediyoruz “ demiştir.


İtilaf Devletlerinin, Londra konferansı öncesinde İstanbul ve Ankara Hükümetleri delegelerini birleştirme yolundaki çabaları sonuç vermemişti. Her iki Türk hükümeti de Sevr Antlaşması’nın değiştirilmesini istemekte ancak değişiklikten doğacak nimetleri paylaşma konusunda anlaşmazlığa düşmektedirler.


Aralarında büyük bir uçurum bulunan ve bu nedenle uzlaşmalarına imkan olmayan bu iki Türk hükümeti karşısında İtilaf Devletleri nasıl bir tutum izlemelidirler.? İstanbul Hükümetini taraf olarak kabul ettiklerinde Mustafa Kemal sorunu çözümlenmemiş kalacaktır. Mustafa Kemal ile uğraşmayı göze aldıkları taktirde onun Sovyet dostlarıyla girişeceği entrikaları de hesaba katmak gerekecektir.


İngiliz Arslanının Osmanlı Sultanı üzerindeki hakimiyetinden emin olan İngiliz’ler, İstanbul Hükümeti’nin taraf kabul edilmesinden yanadırlar. Kemal’in delegelerinin Londra’da boy göstermesinin başlıca sorumlusu ise Fransa’dır. Buna karşılık son günlerde yeni bir nankörlük örneği veren Kemal, Fransızların iyi niyetine ateşle cevap vermiş ve yeni çatışmalara yol açmıştır.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 124 – 125


ESKİŞEHİR İSTİKLAL MAHKEMESİ


Eskişehir İstiklal Mahkemesi 20.10 1920 ve 17.2.1921 tarihleri arasında görev yapmıştır.


Mahkeme Eskişehir’e gelişinin ertesi günü görevine başlamadan önce, bölgenin ve ülkenin durumunu gerçek bir şekilde görebilmek, gerekli tedbirleri önceden alabilmek için ordu kumandanları ve mutasarrıflarla ilişki kurdu ve yakın ilgi gördü. Göreve başladıktan sonra Mondros Mütarekesini B.M.M.’nin bağımsızlık anlayışı ile açıklayan, içinde bulunulan olağanüstü tehlikeyi ve bundan kurtulmak için izlenecek yolu belirten 48 sayfalık bir bildiri yayınladı.


Davalar arasında en önemlilerinden birisi de Kazak Süleyman Paşanınkidir. Süleyman Paşa İstanbul Hükümeti, İngilizler ve Yunanlılar hesabına Anadolu hükümetiyle onun mümessili Büyük Millet Meclisi aleyhine, İstanbul. İzmit ve Arifiye bölgelerinde faaliyette bulunduğu için vatan haini olarak idama mahkum edilerek 21 Ekim 1920 tarihinde asılarak idam edildi.


Mahkeme 5 Ekim 1920’den 19 Şubat 1921 ‘e kadar şu cezaları verdi:


Mahkemeye gelen maznun miktarı 13 489

Adem-i mes’uliyet ve beraat 470

İdam 57

Müeccelen idam 594

Gıyaben idam 20

Kal’a bend ve kürek 272

Muhtelif cezalarla mahkum olanlar 11 270


İSTİKLAL MAHKEMELERİ / ERGUN AYBARS /109-111-114


Bizler ise İstanbul’da işin bu tarafını bilmediğimiz için Bekir Sami Bey heyetinin Londra seyahati hakkında Ankara siyasi çevrelerinden ve Anadolu Ajansından sadra şifa verecek hiçbir haber sızmamasının ve bu hususta yalnız Avrupa basınının verdiği malumatla kalışımızın sebebini niye yükleteceğimizi bilemiyorduk. Meğerse bu Londra konferansı da vaktiyle davet edildiğimiz birçok Avrupa konferansları gibi, milli, iktisadi istiklalimiz aleyhine kurulan tuzaklardan biriymiş! Bu bahiste sözü Mustafa Kemal Paşa’ya bırakışımın başlıca sebebi de böyle bir hadise karşısında milli istiklal şuurumuzda uyanması lazım gelen tepkiyi bütün Türk milliyetçileri arasında ondan daha kesin ve kesin bir şekilde yapabilmenin imkansızlığını anlamış olmamdır. Nitekim hiç şüphesiz Bekir Sami Bey de bu şuura sahip bulunanlardandı. Aksi taktirde diğer birçok Osmanlı Devlet ve Hükümet adamları gibi o da İstanbul’da kalıp Anadolu’ya geçmeyebilirdi. Daha doğrusu geçmek için bir çokları gibi Milli Mücadele’nin zafer günlerini bekleyebilirdi. Halbuki. Bu eski vali ne asker, ne politikacı olmamakla beraber ilk adımından itibaren Mustafa Kemal’in ardından yürümüş. O’nun en yakın mücadele arkadaşlarından biri olmuş ve nihayet Büyük Millet Meclisi Hükümetinin dış politika mesuliyetini üzerine almış bulunuyordu.


Bekir Sami Bey, iyi bir insandı da. Fakat ne de olsa, Bab-ı Ali geleneklerine ve Bab-ı Ali zihniyetine göre yetişmiş bir memur olduğundan, belki için için bir “ idarei maslshatçılık” illetine müptela idi. Büyük zaferden sonra hükümet ve idare kadrolarımıza, bu bakımdan, Bekir Sami Bey’i gölgede bırakan niceleri katılmıştır. Hele son zamanlarda bu gibilerin sayısı o kadar çoğalmış, bu yüzden siyasi hayatımızda öyle bir muvazaa havası hasıl olmuş ve bu havanın içinde istiklalcilik, milliyetçilik prensipleri yavaş yavaş öylesine arkaik görünmeye başlamıştır ki, korkarım Mustafa Kemal’in vaktiyle Bekir Sami Bey’e dair söylediği ağır sözler şimdi bazılarımızca pek haksız telakki edilmesin. Zira böylelerine göre şimdi, şu veya bu yabancı devlete siyasi münasebetleri kuvvetlendirmek için – rüçhan hakkı şeklinde değilse bile – ona yakın bazı iktisadi tavizlerde bulunmak diplomasinin icaplarından biri olarak sayılmaktadır.


Halbuki, 1921 de buna verilen ad pek vahametli bir mana ifade ederdi. Tarihe karışmış eski bir polemiği yeniden tazelemek endişesiyle aynı nutkun buraya nakletmekten çekindiğimiz kısımları okunacak olursa görülür ki, Bekir Sami Bey imzaladığı o mukaveleler yüzünden büyük bir töhmet altına girmiş ve bunun cezasını, o vakit yalnız Hariciye Vekaletinden ayrılmak şartıyla değil bir kaş yıl sonra siyasi hayatına da veda etmek suretiyle çekmek zorunda kalmıştı.

Ben Ankara’ya gittiğim sıralarda bu hadisenin dedikoduları hala devam etmekteydi. Bekir Sami Bey de hiç ortada görünmüyordu ve işin aslı dikkate şayan tarafı şuydu ki, Hariciye Vekilimizin imzaladığı mukaveleler Büyük Millet Meclisi tarafından kabul ve tasdik edilmediği halde, ne Fransa, ne İtalya ile yeni başlayan dostluk politikamız sekteye uğramıştı. Bunun tam tersine olarak Fransa ile aramızda en had bir dava teşkil eden ve Güney bölgemizin emniyetini tehdit altında bulunduran Türkiya-Suriye hudut meselesinin halli için ayağımıza delegelerini gönderiyor, İtalya bize kayıtsız şartsız her türlü siyasi yardımda bulunmak yolunu tutuyor, İngiltere ise esir mübadelesinde bizim görüşümüze uygun bir anlaşmaya razı oluyordu.


Bütün bunlar bir kere daha gösteriyordu ki dış münasebetlerimize Tanzimat Devrinden beri süre gelen pasif ve akademik diplomasi çağrı artık tamamiyle kapanmış ve bunun yerine mantığını, kuvvetini yalnız milli iradeden, milli zaruretten alan realist ve “müteaddi” bir politikanın temeli atılmaya başlanmıştır. Bu temelin ilk taşını koyan da Mustafa Kemal Paşa’dan başka biri değildir. Bir gün gelecek bunun üstünde Türk Milletinin hayat hakkını her türlü tecavüz tehlikesine karşı koruyan bir dış siyaset mimarisinin sağlam ve gediksiz duvarları yükselecektir.


VATAN YOLUNDA / YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU / 103-104-105

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG