19 Ağustos 1920 Perşembe

TBMM, 22 Temmuz'da toplanan Saltanat Şurası'nda Sevr Anlaşması'nın kabulü için olumlu oy kullananları ve Hükümet delegesi olarak anlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etti. Bu konudaki öneri önceki gün Karabekir'den gelmişti. Saltanat Şurası'na katılanlar, Topçu Feriki Rıza Paşa dışında anlaşmanın kabulü yönünde oy kullanmış, anlaşma 10 Ağustos'ta Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis Beyler tarafından Paris'te imzalanmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 181)


Azerbaycan Cumhurbaşkanı Neriman Nerimanofun mesajı TBMM'nde okundu: Müslüman komünistleri, amacınıza varmanız için olanca güçlerini harcayacaklardır. Aksi halde sizin, bizim ve bütün Doğu'nun varlık sebebi yoktur.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 181)


Yenigün: Vatan cephesi. -Damat Ferit'in milleti mahvetmek isteğinin yeni bir delili: Edebiyat ve Fen Fakültelerinin lağvı kararı. -Beypazarı halkı, Sevr Anlaşması'nın imzalandığı haberi üzerine bir miting düzenleyerek "Kahrolsun sulh! Yaşasın Kuvayı Milliye!" diye bağırdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 181)


Osman Ulagay ‘Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı’ kitabında anlatıyor:


19 Ağustos 1920 The Newyork Times


Kemal Yunanlıların Yenileceğini İleri Sürüyor


Türk Milliyetçilerinin önderi Mustafa Kemal dün yaptığı bir açıklamada Bolşeviklerle iş birliği yaptığını itiraf etmiştir. Milliyetçi lider Bolşevizm ve İslamiyetin bağdaşmaz şeyler olmadığını söylemiş ve ‘Türkiye için Barış Antlaşması’nın getireceği yıkımdan daha kötü bir alınyazısı düşünülemez.’ demiştir.


Türklerin Sovyetlerle temas kurup Avrupa’ya karşı onlarla iş birliği yapmalarının mümkün olup olmadığı yolundaki bir soruyu Mustafa Kemal şöyle cevaplandırmıştır:


‘Her ikimiz de Avrupa ve İngiltere’nin emperyalist kapitalizmine karşı amansız bir savaş vermekte olduğumuza göre Bolşeviklerle iş birliği yapmamız kadar doğal bir şey olamaz.’


(Kaynak: Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı / Osman Ulagay / Syf 111)


Anadolu’da Yeni Gün gazetesinin 19 Ağustos 1920 trhli sayısında yayınladığı Beypazarı çıkışlı bir telgrafdan, Anadolu halkının Sevres’e karşı tepkisinin ne olduğunu anlıyoruz. Buna göre Beypazarı halkı antlaşmanın imzalandığı haberi üzerine bir miting düzenleyerek, ‘Kahrolsun sulh! Yaşasın Kuvayı Milliye’ biçiminde solganlar söylemişlerdir. Aynı gazetenin 5 Eylül 1920 tarihli sayısında da Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen protesto telgrafları alındığı belirtilerek, Erzurum’dan çekilen bir telgrafta şu tümcelerin yer aldığı anlatılacaktı:


‘Kendilerinden çok az da olsa hiçbir zaman güven almamış olan İstanbul Hükumeti hangi yetkiye dayanarak imza etmek kudretini kendinde bulmuştur. Anadolu’yu özellikle de Doğu Anadolu Bölgesi’ni bir oldu bitti karşısında bırakmayı düşünen İstanbul ve Londra hükumtleri hiçbir zaman başarılı olamayacaklardır.’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşında Türk Basını / İzzet ÖZtoprak / Syf 213)


Milli Mücadele bir vatan ve onun üzerinde bağımsız yaşama için verilmekteydi. Vatanın her köşesine ayak basmış yada basmak isteyen düşmanın amacı, Türk ve Müslüman varlığını baltalamak, yok etmekti. Öyleyse Türkler için filan yada falan cephe olamazdı. Düşman hangi vatan parçasında bulunursa bulunsun Türkler için cephe tekti; Vatan Cephesi.


“Sevr Barışı ile Türk ve Müslüman hayatını parça parça ederek Türk tarihinde görülmeyen bir esaretin alçaklığı içine atmak istenmekteydiler. Şimdiye kadar Türk’ün yanında insanca yaşayabilmiş iken ona hizmet etmiş Hıristiyanları, Türk’ün başına efendi olarak çıkaran onlara karşı Türk ve Müslümanlara hakaret eden öyle bir esaret ve alçakça bir hayat ki, buna onurunu her şeyden üstün tutan Türk milleti değil, Afrika’nın ilkel kabileleri bile katlanamazdı. Mesele İzmir’in, Aydın’ın, Manisa’nın, Balıkesir’in, Bursa’nın Karadeniz’in işgali değildi. Düşmanın kastı milletin bütününeydi.


Düşman için yabancı olan Anadolu, az çok ciddi bir karşı koyma ile donatılırsa, öyle bir Yunan ve İngiliz ordusuyla kolay kolay işgal olunamazdı. Anadolu’yu istila için beş on kere yüz binlere varan çok kuvvetli ordular gerekir. Dünyanın böyle ordular çıkarabileceği zaman artık gerilerde kalmıştı. Yunanlıların kolayca Bursa’ya ulaşmasında Yunan kuvvetlerinin maharetinin zerre kadar etkisi yoktu. Bunun ayıbı Türklere aitti. İlk hatların savunulmasında milletçe gaflete düşülmüştü. Bütün millet olarak Türkler gayrete gelmezse vatanın hiçbir yeri güvenli olamazdı. Ankara mı? Sivas mı? elbette hiçbiri değildi. Vatan tehlikedeydi. İşte şimdi tam vatan cephesi durumunda bulunulmaktaydı. Yunus Nadi önce milletin onuruna seslenmekte, sonra gelebilecek felaketleri haber vermekte sonra da millete ümit verip cepheye koşmayı önermekteydi.


(KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 248 – 249)


Damat Ferit Yeni Gün tarafından hiç sevilmemiş, sürekli eleştirilmiş, ihanetle suçlanmıştır. Damat Ferit’in o günkü gelişmeleri çok iyi kavrayan akıl sahipleri tarafından sevilmesi imkansızdır. Çünkü milleti mahvedecek her gün yeni bir girişimde bulunmaktaydı. Yeni Gün’de “ Damat Ferit’in milleti mahvetmek isteğinin yeni bir delili daha” diyerek her gün bir başlık atmaktaydı. Damat Ferit o kadar çok yanlış yapmaktaydı ki, Yeni Gün’ün başka bir başlık atması beklenemezdi. İşte Damat Ferit’in milleti perişan etmek istemesinin kanıtlarından biri de bilim ve kültür hayatına suikast niteliği taşıyan edebiyat ve fen fakültelerini kapatmasıdır. Halbuki bu fakülteler milli varlığın temel unsurlarını millete ve gençliğe öğretmekteydi. “ Bir milletin iki varlığı vardır. Biri milli, diğeri medeni varlığıdır. Edebiyat Fakültesinde milli varlıklar ile ilgili bilgiler, fen fakültesinde ise madeni varlıklarla ilgili bilgiler verilmektedir. Hukuk ve tıp fakülteleri uygulamaya dönüktür. Bunun için Dünya Savaşı sırasında ilimsiz ve uygulama olamaz düşüncesiyle edebiyat ve fen fakültelerine çok önem verilmiştir.


Ali Kemal Maarif Nazırı olur olmaz bu fakülteleri kapatmıştır. Düşmanlar bu fakültelerin kapatılmasından ne istemektedir? Düşmanlar hem milletin rehberi olacak aydınları yok etmek, hem toplumu bugünün fikirlerinden, zevklerinden uzak tutarak onu kolayca ezilir hale getirmek düşüncesindeydiler. Milli varlığın ve istiklalin ilk merkezi üniversite ve onun da fen, edebiyat kısmıdır. Egemen milletlerin baskısı altında yaşayan esir milletler, kendilerini hissetmeye başlayınca ilk olarak üniversite kurmak ister” Damat Ferit’in de ona taraftar olanlarında bu eylemlerinden dolayı hesap vereceklerini belirten Yeni Gün mazeret kabul etmemekte ve bunu bile bile işlenen bir suç olarak nitelemektedir.


(KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 299 - 300)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG