19 Ekim 1921

Fransız Başbakanı Briand, Avrupa'da Ankara Hfıkfımeti adına temaslar yapmakta olan Bekir Sami Bey'i kabul etti (Ter.Hak. 22, 23; HM: 23; Vakit: 23, Bekir Sami'nin demeciyle). * Gunaris ve Baltacis Paris'te. Yunan kurulu, Briand'la bir görüşme yaptı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Birinci Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa, Bau Cephesi Komutanlığı'na verdiği raporda, eldeki birliklerle bir saldırının mfımkfın olmadığını bildirdi. "Asker esvaplı yfızde beş insana rastlamadım. Yandan fazlası, yıruk palaspareler içinde, ayakkabılarının yansı kullanılamaz durumda. Onda dokuzunda matara, çanta, torba, istihkam edevau yok. Bununla beraber çoğunda parlak gözler dördüm."


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul Hükümeti, ayet ve hadislerin gazetelerde basılmasını yasakladı. Karara göre, bunların ancak anlamlan basılabilecek. Aykırı hareket edenlerden 10-20 lira arasında para cezası alınabilecek, 24 saatten bir haftaya kadar hapis cezası verilebilecek.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Le Temps: Yunan imparatorluğunun istikbali, Sakarya'ya oynandı ve kaybedildi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de İ.Habib: Sönmeyen Ateş: lstanbul'da büyük rütbeli İngiliz zabitlerinden biri, Türklerdeki milliyet cereyanını telmih ederek şöyle demiş: "Bu ne iştir ki, burada söndürsek orada başlıyor, orada söndürsek burada tekrar alevleniyor. Bu yangın, şimdiye kadar orman yangını olsa, yanardağ olsa söndürülürdü. Milliyet cereyanı, ruhları ilahi bir meşale ile tutuşturdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mehmed Emin (Yurdakul) ve Sami Rıfat askerlere moral veriyor

Bu sıralarda Türk şairlerinden Mehmed Emin ve Sami Rıfat beyler “Heyet-i Nasiha” olarak bütün orduyu dolaşıyorlar ve konferanslar veriyorlardı. Bir gün bizim alaya da gelmişlerdi. Mehmed Emin Bey Türk Sazı kitabından şiirler okumuş, “vur, yak, yık bu vatanı kurtar!” diyor­du. Sami Rıfat Bey herhalde diğer birliklerde çok bağır­mış olacaklar ki sesi çok kısılmıştı. Kendisinden bir şeyler dinlemek için ricada bulunmuşsak da, “Görüyorsunuz sesim kısık. Konuşamayacağım” diyordu. Fakat yine da­yanamadı, “Asker sesim kısık ne yapayım sizinle iyice ko­nuşamayacağım” diye söze başladı ve ilave etti: “Bu tufan ne vakit duracak biliyor musunuz?” diye sordu. Elbette ki bunun cevabı kolayca verilemezdi. Devam etti ve dedi ki, “Vaktiyle tufan olduğunda Hazreti Nuh her cins hay­vandan gemisine alarak dünyayı kaplayan suların üzerine çıkmış ve her gün bu afat-ı ilahiye ile mücadele ediyordu. Fakat tufan devam ediyor ve iltica edecek bir kara parça­sı göremiyordu. Hayvanat arasında bir çift de güvercin vardı. Her gün güvercinleri uçuruyor, kuşlar biraz dolaş­tıktan sonra tekrar gemiye geliyorlardı. En son geldikle­rinde ayaklarında bir zeytin dalı getirmişlerdi. Bunu gören Hazreti Nuh anlamıştı ki tufan bitmiş, kuşlar bir zeytin ağacına konmuş ve bu dalı oradan getirmişlerdi. Biz de Akdeniz’in zeytin dallarını ne vakit görürsek bu tufan o vakit bitecektir” diyerek sözlerini bitirdi. Fakat bu hikâye üzerimizde çok derin bir tesir yapmıştı. Hepimizin kalbi Akdeniz’in zeytin dalına bağlanmış ve bunun hasretini çekmeye başlamıştık.


(Kaynak: Paşam Nereye Kadar Çekileceğiz? / Mehmet Dürdali Karasan / Syf 172)


İTALYA’DAN SATIN ALINAN ASKERÎ MALZEME


Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince Osmanlı ordusundaki silahların İtilâf Devletlerine teslim edilmesi; imkansızlıklarla yürü­tülmekte olan Millî Mucadele'de, askerlere savaşacakları silah ve mühimmatın temin edilmesini zorunlu kılmıştır. Mütarekeden sonra İtalyanların yumuşak politikaları, savaş malzemesinin bu ülkeden te­min edilmesini gündeme getirmiştir. Daha Heyet-i Temsiliye döne­minde, XX.Kolordu Kumandanlığı’nın X.Kolordu Kumandanhğı'na 11 Şubat 1920'de gönderdiği bir telgrafta, “Tiflis'deki heyetlerinden Azerbaycan'a silah vereceklerini söyleyen İtalyanlardan, gerekirse Anadolu için de silah alınabileceğinin”1 yazılması, gerekli askerî mal­zemenin bu ülkeden sağlanabileceğini gösteriyordu. Aslında, İtalyan- lar da ellerindeki fazla malzemenin Anadolu hareketine verilerek de­ğerlendirilmesi konusunda gayr-ı resmî girişimlerle Milliyetçilere ce­saret vermişlerdir.


Roma'dan Hâriciye Vekaleti'ne ve Başkuman­danlık makamına 19 Ekim 1921’de gönderilen bir raporda, “... on aded mücedded harb tayyaresi mübayaâ edilmektedir. Bunlar Antalya’ya kadar (vapurla) gönderilecek ve bedeli tayyareler teslim edildikten sonra tediye edilecektir. Teyyarelerin beheri onbeşer bin İtalyan Fran­kına yâni bin Osmanlı Lirasına olup emsaline nazaran son derece ucuzdur. Bu tayyarelerden birinin bedeli olan 15 bin Frank Mısır Prensesi Kadriye hanımefendi tarafından ihdâ edilmiştir ve isminin bu tayyareye verilmesini rica etmektedir.” denilmiştir.


(Kaynak: Milli Mücadele Döneminde Türk-İtalyan İlişkileri / Mevlüt Çelebi / Syf 315)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG