19 haziran 1921

Üç büyüklerin Paris toplantısı bitti. Curzon'un önensı uzerine, Yunanistan'a ve onun kabul etmesi halinde de daha sonra Türkiye'ye arabuluculuk önerilmesi kararlaştırıldı. Briand "İstanbul'da bir İzzet Paşa kabinesi, Mustafa Kemal de içinde olmak üzere Ankara'daki ılımlılarla birleşebilir" dedi. Arabuluculuk önerisi gece (19/20) üç devletin Atina ve İstanbul temsilciliklerine bildirildi. Öneride barış koşullarının daha sonra bildirileceği, Yunanistan öneriyi kabul ederse aynı önerinin Türklere de yapılacağı, Yunanistan kabul etmezse savaştan doğacak sorumluluğu da yükleneceği bildirildi.* Paris toplantısında Harington'un İstanbul'daki Müttefik İşgal Kuvvetleri Başkumandanlığına getirilmesi kararlaştırıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa, yayımladığı emirde, Karadeniz kıyılarından içerlere nakledilecek Rumlar ve bunların nasıl nakledileceklerini açıkladı. Buna göre, kıyı Rumları, Ergani, Malatya ve Maraş'a, Sivas Rumları Gürün ve Darende'ye nakledilecek ve yerleştirilecek. Nakil sırasında ve yerleştirildikleri yerden kaçmamaları için sıkı tedbirler alınacak. Rumlar, askeri makamlardan izin almadan, bulundukları yerden dışarıya çıkamayacak. Çıkanların, geride kalan aileleri de cezalandırılacak. Sevk sırasında kanun dışına çıkan memurlar da şiddetle cezalandırılacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Beykoz Kadısı Mehmet Rıza Efendi, Mustafa Kemal'e gönderdiği mektupta, burada özel bir haberalma teşkilatı kurduğunu, Tekirdağ'da sekiz alay kadar olan Wrangel askerlerinin kendisine haber yollayarak, Sovyetler'e affettirilir veya barışa kadar Anadolu'da oturmalarına izin verilirse silahlarını Hükümet'e vereceklerini ve Tekirdağ'da Yunanlılar aleyhine harekete geçeceklerini bildirdiklerini duyurdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Stratos, İzmir'de Yunan Kulübü'nü ziyaret etti. Salonun birinde Venizelos'un resmini görünce "Onun zamanında İzmir kurtulduğu için resmi burada asılmaya layıktır. İlerde buraya başka siyasetçilerin resimlerinin de asılacağına inanıyorum" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de İsmail Hami: Hayat kaynağı. Hasta dedikleri millet İnönü'de bir dağ gibi lavlar fışkırdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türkiye’de istikrarlı bir barış havasının yerleşmesine tek engel Mustafa Kemal’in durmak bilmeyen bozguncu faaliyetleridir. Yunan yönetimi altında sakin birkaç ay geçiren köylüler Kemal’i desteklemeye hiç de hevesli görünmüyorlar.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 137


Moskova Antlaşması’nın 16 Mart 1921’de imzalanmasıyla Sovyet Rusya ile Türkiye ilişkileri açısından yeni bir dönem başlamıştır. Budu Mdivani’nin Ankara’dan ayrılmasından sonra, bu yeni dönemde Sovyet Rusya, 29 Mart 1921 tarihinde S.P. Natsarenus’u Türkiye elçisi olarak tayin etmiştir. Moskova Antlaşmasıyla Sovyet Rusya’nın TBMM’yi resmen tanıması ve hemen akabinde bunun göstergesi olarak Natsarenus’u elçi olarak ataması önemlidir.


Her ne kadar Moskova Antlaşması dostluk ve ittifak antlaşması olarak kayda geçse de iki ülke arasındaki bazı sorunlar hala çözülememişti. Sovyet Rusya’nın sürekli olarak Türkiye’ye komünizmi sokmaya çalışması bu sorunlardan en önemlisiydi. TBMM Hükümeti 1 Haziran 1921 tarihli bildirgesinde “ Son zamanlarda Doğu vilayetlerimizde Bolşevik propagandası artmıştır. Bunun kaynaklarından biri de resmi sefarethane ve mümessilleri vasıtasıyla yapılan propagandalardır” diyerek Rusya’ya ince bir uyarıda bulunuyordu.


5 Haziran 1921’de 18 kişilik maiyetiyle Trabzon’a gelen Natsarenus, resmi törenle karşılanmış ve 6 Haziran’da Ankara’ya hareket etmişlerdir. Budu Mdivani vakasından sonra Ankara Hükümeti bu kes Natsarenus’un yol güzergahında komünizm propagandası yapmasına mani olmak için sıkı tedbirler almıştır. Bu önlemler altında yola devam eden Natsarenus ve elçilik heyeti 19 Haziran 1921’de Ankara’ya gelmişlerdir.


İtimatnamesini 27 Haziran 1921 günü TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya takdim eden Natsarenus bu tören münasebetiyle yaptığı konuşmasında; Batılı güçlerin politikalarından bahsederek, Rusların ve Türklerin Moskova Antlaşmasıyla esareti kabul etmeyeceklerini gösterdiklerini söylemiştir. Çarlık Rusya’sının politikalarının geride kaldığını belirten Natsarenus, Rusların artık milletlerin serbestisi ilkesi doğrultusunda hareket ettiğini ifade etmiştir. Natsarenus’un iddiasına göre Ayasofya’yı klişe haline getirme ve dünyayı fethetme mefkuresini taşıyanlar, geçmişteki Rus asilzadeleridir. Natsarenus daha sonra Türkiye’nin durumu hakkında şunları söylemiştir: “ Türk milleti ehemmiyet-i azimeyi haiz bir vazife karşısında bulunuyor. Sevr muahademesi Türkiye’yi küçük bir hükümet derekesine indiriyor. Türkiye’den payitahtı alınıyor. Marmara havzası gasp ediliyor. Küçük Asya’da arazisinden üçte ikisi Fransa ve İtalya mıntıka-i nüfusuna dahil oluyor ve kendisine bırakılan bir karış toprakta da Türk ebedi bir esir yapılmak, garbi Avrupa bankarlerinin bir medyun-ı daimisi haline sokulmak isteniyordu.


Fakat buna karşı isyan eden Türk milletinin tarihte bir misline daha tesadüf edilmeyen mücahede-i kahramannnesi kendisine bağlanmak istenilen zincirlerin bir kısmını daha şimdiden kırmıştır. Bir vakitler hal-i cengaveranesiyle bütün cihana duçar-ı hayret eden Türklerin bu tarihi milletin hafif bir darbe ile bu zincirleri kamilen parçalayacağı ve namağlup bir halde kemal-i iftiharla kendi hayatını kendi arzusuna göre tanzim edeceği zaman uzak değildir…”


Mustafa Kemal Paşa da verdiği cevapta: “Çarlık devrinin kanlı mirası olan muahedatı red ve inkar ederek milletlerin kendi kendilerini idare etmek hakkını tanımasının” takdir edilecek esaslar olduğunu, Rus Sovyet Hükümeti’nin bu esasların uygulamasını geliştirdikçe kıymet ve ehemmiyetinin artacağını belirtmiştir. Her iki milletin dostluğunu artıran Moskova Antlaşması’nın değerinin büyük olduğunu ifade ettikten sonra, Türkiye’nin o günkü siyasi durumunu şöyle anlatmıştır: “ Son zamanda hakkımızda bir idam hükmü mahiyetinde olarak Sevr Muahedesi namı altında bize tatbik edilmek istendi. Bizzat kendi mukadderatına sahip olmamaktan dolayı bu mütetabi felaketlere uğradığına kani olan ve Sevr Muahedesinin de kendisine tatbik edilmek istenilmesi aynı sebepten neşet ettiğini idrak ile kıyam eden milletimiz bugün yalnız kendi hakimiyetine müstenit bir hükümet kurmuş ve mukadderatına bizzat hakim olmuştur ve hakim kalacaktır…”


İtimatnamesini bu şekilde takdim eden Natsarenus, göreve başladıktan sonra Ankara Hükümeti ile sürekli bir uyuşmazlık içine girmiştir. Nitekim Rusya’ya gönderdiği raporların çoğunluğunda Mustafa Kemal Paşa’nın düşürülmesini önermekteydi. 1921 yılının Haziran ayında had safhalarına ulaşan Enver Paşa hareketinin, Ankara’daki yandaşları tarafından anti-Kemalist bir darbe yapılacağını Rus Hükümeti’ne bildirmekte, hatta bu entrikaların hazırlığına kendisi de karışmaktadır.


Natsarenus’un elçiliği döneminde Türkiye’nin Fransa ile Ankara İtilafnamesi’ni imzalaması sonucu, Sovyet Rusya ile aramızda ciddi sorunlar oluşmuştur. Sovyet Rusya, Moskova Antlaşması’ndan sonra Ankara Hükümeti’nin İtilaf Devletleri’nden herhangi biriyle yakınlaşmasını istemediği gibi Türkiye’yi batıdan uzaklaştırmak için her türlü gayreti de göstermiştir.


MİLLİ MÜCADELEDE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN YABANCILARLA TEMAS VE GÖRÜŞMELERİ / DOÇ. DR. CEMAL GÜVEN /171-172-173


Haziran (1921) ortasında yapılan Paris toplantısında Müttefikler, Yunan hükümetine savaştan vazgeçip meselenin masa başında çözümünü kendilerine bırakması “tavsiye”sinde bulundular (19 Haziran). Gazeteler Müttefiklerin aracılığını Ankara’nın olumlu karşıladığını yazdılar. Konstantin ise ilgili hükümetlere ret mektubu gönderdi: “ Yunanistan, kendine karşı yerine getirmeye mecbur olduğu bir görevle ve Türklerin boyun eğmemekte direndikleri Müttefiklerin ortak kararını kabul ettirmek için Küçük-Asya’da bulunuyor… Hellenizmin birkaç asırlık, geleneksel emellerini ve Büyük savaş sırasında yaptığı fedakarlıklara karşılık Sevres antlaşması ile kendisine tanınan hakları savunmakla Yunanistan, aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Boğazlarda medeni dünyanın haklarını da savunup koruduğu inancındadır.” Mektupta, Yunanistan’ın aracılığı daha sonra kabul edebileceği ekleniyordu.


Yunan cevabını eleştiren Le Temps, “hayır, diyordu. Müttefiklerden hiçbiri şu anda saldırıya geçmek için kral Konstantin’e izin vermiyor”. Yine Le Temps’a göre “ Yunan genelkurmayı saldırıdan vazgeçmiyor çünkü ilk anda başarı kazanacağı inancındadır. Bu nedenle savaşı hemen durduracak bir aracılığa yanaşmıyor. Ancak Yunan ordusunun Türkleri kesinlikle sindiremiyeceğini ve aldığı toprakları kaybetme tehlikesiyle karşılaşacağını tecrübeyle bildiği için aracılığın yarın kabul edilebileceğini ima ediyor. Yunanlıların ilk başarılarından sonra savaş durdurulacak Türklerin karşı saldırısı önlenecek ve ifademiz bağışlansın, oyunu kazandıktan sonra kral Konstantin’e masadan kalkıp gitme imkanı verilecek” Bütün Fransız basınında hatta Journal des Debats’da bile Le Temps’ın yaptığı doğrultuda yorumlar çıktı. Auguste Gauvain, “tacını milli çıkar için feda etmesini bilmeyen Konstantin, Yunanistan’ı şahsi ihtirasına kurban ediyor… Eğer Yunan halkı bir felaketten kurtulmak istiyorsa kendi çıkarlarının idaresini bizzat eline almasından başka yol yoktur” diyordu. Bu sözler tamamen zıt siyasi görüşteki Paul Louis’nin L’Humanite’de yazdıklarının tıpatıp aynıdır: “Konstantin önceki yenilgilerinden akıllanmadı ve bu kez Onarılamaz bir felakete doğru yürüyor; dileyelim ki bu felaket Yunan halkını uyuşukluğundan kurtarsın. Kemal’in gafil avlanmayacağı açıktır…”

Şunu da belirtelim ki Türk-Ermeni savaşında taraflardan hiçbiri üyesi değilken Milletler Cemiyeti savaşın durdurulmasıyla ilgilendiği halde bu kez, Yunanistan’ın ilk üyelerinden olmasına rağmen aynı kuruluş savaşa kayıtsız kalıyordu. Le Temps’ın yazdığı gibi , “ 1921’de Yunanlılar Türklere karşı savaşa girişirken Milletler Cemiyeti meseleyle uğraşmaktan özenle kaçınıyor…”


Diplomatik aracılığı reddetmenin yanında başka bir olayla da Yunanistan Fransız kamuoyunu kızdırdı. Bu, İzmit katliamı idi. Le Temps bir başyazısında olayı anlattı:


“İzmit’te Müslüman mahallesinin yağması 24’ten 27 Hazirana kadar sürdü. Yağma yalnızca Yunanlıların silahlandırdığı Çerkezler ve diğer yardım kuvvetlerince değil, fakat astsubaylarının idaresinde silahlı Yunan bahriyelilerince de yapıldı. Güvenilir şahitler yüz kadar evin yakıldığını görmüş ve altmıştan fazla ölü saymışlar: Çoğunun kolları arkadan bağlıymış ve işkence izleri taşıyormuş(…) Yüzbaşı Delor adındaki bir Fransız subayı cesaretle Müslüman halkı kurtarmaya çalıştı(…) Fransız Bambara gemisinin bahriyelileri de ateşi söndürmeye çalıştılar; Yunan askerleri silahla engel olmak istedilerse de bizimkilerin kararlı tutumu saldırganları dağıtmaya yetti. Buna benzer olaylar denizden uzakta, Küçük-Asya’daki sınır boyunda ortaya çıkarsa katliamları önlemek için oralarda Fransız bahriyelisi yok.” “ Eğer kral Konstantin galip gelecek güçte ise Küçük-Asya’daki Türk ordusunu ezerek bunu ispatlasın, İzmit körfezindeki birçok köyleri bombalayarak değil!”


İzmit katliamı hakkında, Journal des Debats bile başyazısında “ Yunanlılar özellikle İzmit’te bazı barbarlıklar yaptılar” dedi. Le Figaro ise haberi “ Alman genelkurmayınca Fransa’da uygulanan yöntemlere benzeyen bu barbarca hareketleri haklı gösterecek bir mazeret aramak boşunadır” şeklinde yorumladı. Bir taşra gazetesi de “ Yunanlılar feci vahşet eylemlerine girişerek İzmit’ten çekildiler, Konstantin her zaman sabık Kayzer’in eniştesi değil mi? diyordu.


L’humanite’nin de şehrin Türklere geçişi dolayısıyla açıkladığı görüş ilginçtir: “Yunanlıların büyüklük hastası kralı yenilgiyi hazmedemiyor. Kemalist kuvvetler İzmit’teki Yunan ordusunu kovdu. Kemalist kuvvetler bu başarılarını değerlendiremedi, çünkü Müttefikler onlara, ‘ daha ileri geçmeyin’ dedi; Ankara’nın Türkleri de ılımlı olduklarını ispatlamak için hiçbir fırsatı kaçırmak istemiyorlar” Aylık bir dergide başka bir yazar da aynı kanıda idi: “ Eğer Türkler, İzmit’ten sonra İstanbul üzerine yürüyüp oradaki Avrupalı askerleri çok güç durumda bırakmak istemedilerse, bir anlaşmaya varma yolunu kapatmayı arzulamadıklarındandır.”


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / PROF.DR. YAHYA AKYÜZ/ 268-269-270

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG