19 Nisan 1920 Pazartesi

Beypazarı’ında postaneyi basan bir grup, Padişah’ın bildirisini zorla aldı, kasa­bada 30 kadar tüfeğe el koydu. İsyancılar sokaklarda “Padişah’m emirlerini dinlemeyen Ankara’yı biz de dinlemeyiz” diye bağırdılar. Göynük’te, Padişah yanlısı kıpırdanmalar oldu. Zonguldak’ta da bazı kişiler Padişah’a bağlılık tel­leri çektiler. Dün Mustafa Kemal’den Düzce isyancılarını acele bastırma emrini alan Yarbay Mahmut Bey, Geyve’den Adapazarı’na geldi; şehrin İstanbul’la bağlantısını keserek ayaklanmaya karşı gerekli tedbirleri aldı. Ali Fuat Paşa Bursa’ya geldi. Kuvayı Milliye, Bandırma’yı Anzavur kuvvetlerinden kurtardı. Anzavur, yaralı olarak gemiye binip İstanbul’a gitti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Nutuk’tan/


Efendiler, 1919 yılı içinde, millî teşebbüslerimize karşı başlayan iç isyanlar, sür’atle memleketin her tarafına yayıldı.


Bandırma, Gönen, Susurluk, Kirmastı, Karacabey, Biga ve dolaylarında; İzmit, Adapazarı, Düzce, Hendek, Bolu, Gerede,


Nallıhan, Beypazarı dolaylarında; Bozkır’da; Konya, Ilgın, Kadınhan, Karaman, Çivril, Seydişehir, Beyşehir, Koçhisar dolaylarında; Yozgat, Yenihan, Boğazlıyan, Zile, Erbaa, Çorum dolaylarında; İmranlı, Refahiye, Zara, Hafik ve Viranşehir dolaylarında alevlenen karışıklık ateşleri, bütün memleketi yakıyor, hainlik, cehalet, kin ve bağnazlık dumanları bütün vatan göklerini yoğun karanlıklar içinde bırakıyordu. İsyan dalgaları, Ankara’da karargâhımızın duvarlarına kadar çarptı.


Karargâhımızla şehir arasındaki telefon ve telgraf hatlarını kesmeye kadar varan kudurmuşcasına kasıtlar karşısında kaldık.


Batı Anadolu’nun, İzmir’den sonra, yeniden önemli bölgeleri de, Yunan ordusunun taarruzlarıyla çiğnenmeye başlandı.


Dikkatle üzerinde durulmaya değer bir husustur ki, sekiz ay önce, millet, Hey’et-i Temsiliye etrafında toplanarak, Damat Ferit Hükûmeti ile ilişki ve haberleşmelerini kesmiş iken, Ali Galip’in teşebbüsü gibi tek tük olaylardan başka, böyle genel bir ayaklanma olmamıştı. Bu seferki yaygın ve genel ayaklanmalar, sekiz ay zarfında, memleket içinde çok hazırlık yapıldığını gösteriyordu. Damat Ferit Hükûmeti’nden sonraki hükûmetlerle, millî şuurun korunması ve güçlendirilmesi için yaptığımız mücadelelerin ne kadar haklı sebeplere dayandığı, acı bir şekilde bir daha anlaşılmış oluyordu.


Millî Mücadele’ye kuvvet vermek için cephelerle ve ordu ile ilgilenme bakımından İstanbul’daki hükûmetlerin gösterdiği başka türlü ihtimallerin acı sonuçları da ayrıca görülecektir.


Efendiler, önce, iç isyanlar hakkında açık bir fikir verebilmek için, müsaade buyurursanız, bu isyan olaylarına yeri geldikçe dokunmak üzere, anlatılan safhaları özet olarak arz edeyim:


21 Eylül 1919 tarihinde, Balıkesir’in kuzey bölgesinde başlayan birinci Anzavur isyanı, 16 Şubat 1920’de yine aynı bölgede ikinci defa baş gösterdi.


Bu iki isyan, askerî birliklerimiz ve millî müfrezelerimizle bastırıldı. 13 Nisan 1920 tarihlerinde Bolu, Düzce dolaylarında da isyan çıktı. Bu isyan, 19 Nisan 1920 tarihinde Beypazarı’na kadar yayıldı.


Fransızlarla çarpışmalar: Mersin’den hareket eden bir Fransız kuvveti, îçme’de Kuvayı Milliye tarafından püskürtüldü. Çarpışmalara silahlı ya da silahsız kadın-erkek 500 köylü de katıldı. Tarsus’ta da Kuvayı Milliye, Eshabıkehf te iki gün süren çarpışmalar sonucu Fransızların 300 kişilik kuvvetini püskürttü. Uçakla Antep’e gelen İkinci Fransız Kolordusu Kumandanı General Dolamot, Ermeni Cemaat Meclisi ile görüşerek onlara Fransızlardan ayrılmamalarını, Türklerle herhangi bir anlaşmadan sakınmalarını ihtar etti. Antep mutasarrıfı, önceki günkü Fransız ültimatomuna cevap ve­rerek ateşkes istedi. Fransız komutan, iaşelerini sağlayacak erzak bir an önce gönderilirse Türklerin Fransız askerleri üzerinde bıraktığı kötü etkinin ihtimal bir dereceye kadar silineceğini Ve şehre ateş açılmayacağım bildirdi. Yarın Türkler, bol miktarda tuz, incir, kuru üzüm, fasulye, sabun, mektup kâğıdı, çay, kayısı kurusu ve lamba şişesi gönderecektir. Suruç’u işgal etmek için bir saldırı düzenleyen Fransızlar, Kuvayı Milliye’nin şiddetli direni­şi karşısında Suriye’ye çekilmek zorunda kaldılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Dün açılan San Remo Konferansında İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon, “Kürtleri İngiliz ve Fransız mandası­na alarak Türklerden ayırabiliriz” dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Büyük Millet Meclisi’ne katılacak Erzurum mebusları törenle Ankara’ya uğur­landı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Robeck’ın raporu: Kürt sorununa ilişkin buradaki durum, Kürt Kulübü’ndeki çatlak nedeniyle karmaşıktır. Abdülkadir, İngilizler isterse Kürdistan’ın bağım­sızlığını ilan edeceğini, ancak tam bağımsızlığın birdenbire ortaya atılmasının bir sonucu olmayacağını söylüyor. Kürt görüşünün güvenilir bir temsilcisi yok.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 489)


Mustafa Kemal adı, subayların gözünde saygı ve sevgi duyulan bir komutandan çok öte, sanki Türk ulusunu kurtarmak için yaratılmış gizemli bir destan kahramanı, boyun eğdirilmesi olanak bir irade gücüydü. Kurtuluş Savaşı yılllarında İngiliz Ordusu’nda istihbarat subaylığı yapan ve doğal olarak milli hareket karşı olan Harold Courtney Armstrong, anılarında ayaklanmalarla sarıldığı günleri anlatırken, onun savaşçılığını da ele alır ve şunları söyler:


‘Mustafa Kemal sırtını duvara vererek dövüştü. Sık sık hasta oluyordu. Böbreklerindeki sorun zaman zaman büyük acılar çekmesine, sık sık ateşlenmesine yol açıyordu. Yaşamı sürekli tehlike altındaydı. Ankara çevresindeki köyler birer birer Hilafet Ordusu’na katılmaya başlamıştı. Ziraat Mektebi’nin her an basılma olasılığı vardı. Bu durumda kuşkusuz linç edilerek öldürülecekti. Nöbetçiler geceleri çevrede kuşkulu kişiler görüyordu. Bekçi köpeği Karabaş zehirlenmişti. Mustafa Kemal ve Albay Arif giysilerini çıkarmadan uyuyordu. Arif akşamları uyuyor, daha sonra Mustafa Kemal’in uyuduğu sabah saatlerine kadar nöbet bekliyordu. Avluda dizginleri hazır, eyerlenmiş atları, bir mahmuz darbesiyle Sivas’a doğru yola koyulmak üzere hazır bekliyordu. Halide Edip, silah kullanmayı öğrenmişti, Adnan yanında zehir bulunduruyordu. Padişah’ın adamlarının yakaladıkları millicilerin tümüne yaptığı işkenceyle karşılaşmaktansa, zehri kullanmayı yeğleyeceklerdi. Mustafa Kemal köşeye sıkışan soylu bir kurt gibi dövüştü. Ne sordu, ne merhamet gösterdi.’


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 253)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG