19 Ocak 1921


Darülfünun Hukuk Fakültesi Devletler Hukuku öğretim üyelerinden Profesör

Ahmet Selahattin Bey, İstanbul'da öldü. Yazılarında mandacılığa karşı

çıkarak kayıtsız şartsız tam bağımsızlığı ve millet egemenliğini savunan Son

Meclis-i Mebusan üyesi Ahmet Selahattin Bey'in ölümü, öğretmenler, gençler

ve yuruever halk arasında büyük üzüntü yarattı. Selahattin Bey'in cenazesi

yarından sonra kaldırılacak.


Çerkez Ethem ve emrinde kalan kuvvetler, Demirci'den çekildiler. Öğleden

sonra da 220 mevcutlu Osmancık Alayı perişan bir durumda Demirci'den

geçti. Bunların erzak ambarlarını yağmalamaması için kasabada tedbir alındı.

Ardından ordu birlikleri Demirci'ye geldiler. Ethem'in son birlikleri

22'de dağılacak, 700 kadarı Yunan tarafına geçecektir


Öğüt: İngiliz fikri İnönü'nde gömüldü


Sebilürreşat'ın Ankara'da ilk sayısı: Mehmet

Akif'in Kastamonu Nasrullah Camii kürsüsündeki konuşması ve Eşref

Edip'in 1 Eylül'de Baku'da toplanmış olan Şark İlleri Kurultayı murahhasları

ile mülakatının 1.bölümü.


Hakimiyeti Milliye, Avrupa' da barış için

elverişli şartların doğduğu, bu fırsatın kaçırılmayarak silahlan bırakıp barış

yapmak gerektiği yolunda İstanbul'daki yaygın görüşün İngiliz ve Fransızlar

tarafından empoze edildiğini belirtiyor. "Morfin siyaseti" dediği bu propagandalara

karşı yurtsever İstanbul basınını uyarıyor. Karagöz' de, söz dinlemeyip

duvara çarparak tepetakla olan ama "duvara kadar varıp gelecekti"

denilmesini isteyen Karagöz . . . -Bir de bizim memlekette sanatkar yok derler.


PR Gizli Telgraf Merkezindeki memurlar, merkez ilk açıldığında her akşam saat 18.00 veya 19.00’da geliyor ve genellikle iki saat içerisinde işleri bittiğinde etrafı toparlayıp gidiyorlardı. Bu arada yukarıda muhabere salonunun kapısı mühürleniyor ve içeri kimsenin girmemesi için süngülü İngiliz askerlerince nöbet tutuluyordu. Mümtaz Bey’in hat çavuşu olması nedeniyle merkez telgrafhane binasına ve onun zemin katına girebilmesine bir engel yoktu. Gizli Merkezde çalışan memuru da Mümtaz Bey gizlice içeriye almaktaydı. Buna rağmen olası bir baskına karşı bazı önlemler alınması zorunluydu.


Nöbetçi memurun akşamları gizli merkez odasında çalışırken dışarıdan gelenin içeride çalışana haber vermesi için büyük salonun tavanına boş gaz tenekesi astılar. Tenekenin ortasından bir tane torbalı kömür sarkıtıp ucuna bağlanan bir teli büyük salonun bahçe tarafında bulunan tek kapılı ve toz topraktan görülmez hale gelmiş olan bir penceresinin kenarına bağladılar. İçeri girmek isteyen, bu teli üç defa çektiğinde torbalı kömür tenekeye vurduğu için üç kez gürültü çıkarmakta ve dışarıdan gelen arkadaşlarını içeri almaktaydılar. Bu parolayı yalnız iki üç kişi biliyordu. Gerçi salon çok karanlık olduğu için dışarıdan gelen kimsenin önce gözleri bir şey görmez ancak birkaç dakika sonra hafif bir görme imkanı olabilirdi. Ama yine de tedbir almak gerekliydi.


Ankara’dan görevli olarak İstanbul’a gelen Posta Umum Müdürü Fahri (Şandur) Bey, bir gün Ankara ile haberleşmek için gizli telgraf merkezine geldi. Korka korka içeri girip oturduğunda dışarıdan merkeze mensup bir memur, kömür tenekesi sistemini kullanmak suretiyle çanı çaldığında Fahri Bey, baskına uğradığını sanarak fena halde korkmuştu. Sonra içeri girmek isteyen kişinin yabancı olmadığını öğrendiğinde, sakinleşmiş ve bu haberleşme sistemi onun bir hayli güldürmüştü.


Kemal Koçer’in PR Merkeziyle ilgili yazdıkları da yukarıda verilen bilgileri doğrulamaktadır.:


“Hatif” namı müstearını taşıyan Mümtaz Bey grupla daimi temastadır. Mühim ve müstecel telgrafları geceleyin getirirdi. Telgraf (merkezinin) başında kıymetli arkadaşımız İhsan Bey bulunurdu ve çok defa tehlikeli dakikalar yaşardı. Telgrafhane etrafında ancak bekçiler dolaşabilirdi. Makineye girmek memnu idi. Bir gece İhsan ile birlikte, telgraf başında bulunmak lazım gelmişti. Muhaberemiz pürüzsüz devam ediyordu. Dan! Dan! Kapı hızla vuruluyordu… ışığı hemen söndürdük. Kapıyı açmak için derin bir tevekkül ve teslimiyetle telgrafçı yürüdü. Biz bir şeyler yapmaya hazırdık. Acaba vazife burada mı hitama eriyordu (son buluyordu). Bize intisabı olmayan birisi, elinde şifre, içeridekileri heyecana düşürmek istemiş ve galiba neşesini bu sayede tamamlamıştı. Biz Mahzenden (Gizli Telgraf Merkezinden) uzun müddet istifade ettik. Gizli Merkez Memurları, İstanbul Merkez Telgrafhanesinin altında görev yaparken aldıkları önlemlerin benzerlerini merkezi İhsan Bey’in evine taşıdıklarında da ihmal etmiyorlardı.


Her türlü olumsuzluklara hazırlıklı olan merkez memurları merkezlerine, iki adet uzun saplı ağır çekiç ile çok eskiden kalma pala, iki süngü ve iki de büyük toplu tabanca temin etmişlerdi. Tabancaları ateşlendiği zaman pencere camlarını zangırdatan ve kurşunlarıyla domuz öldürmesi bile mümkün olan türden idi. Ancak en son çare silahları kullanmaktı. Bu silahların maddi varlığından cesaret alıyorlardı. Ancak kendilerini manen de kuvvetli hissedebilmek için Cevat Bey, bir kağıt üzerine çift kurşun kalem ile ve büyük harflerle “HİMMET-UL RİCAL, TAKLA-UL CIBAL” (becerikli insanların himmeti, dağları yerinden söker) ibaresini yazıp çalıştığı masanın önüne astı. Bu levhaya baktıkça memurlar kendilerini dev aynasında görür gibi oluyor, böylece cesaret ve azimlerini arttırıyordu. Hatta içerinin karanlık ve rutubetli olmasına da aldırmıyorlardı.


Aslında bu salonda mevcut olan bir elektrik ampulü dışarıdan içerisi görülmesin diye yakılmıyordu. Piller için yapılmış olan merdiven şeklindeki iki taraflı rafların altları birçok kişinin saklanabilmesine olanak verdiği için dışarıdan gelenler karanlığın da etkisiyle gafil avlanabilirdi. Bu durum, memurlara hem korku hem de güven ve cesaret vermekteydi. Baskın için içeri girenler bir iki kişiden ibaret olursa kapının arkasına saklanarak gelenleri bir çekiç darbesiyle öldürmek bile mümkün olabilirdi. Yakalanırlarsa çok ağır işkenceden sonra kurşuna dizilmek suretiyle ölüm, PR Gizli Telgraf Merkezi memurlarını beklemekteydi. İçeride memurlar bu tedbirleri alırken dışarıda İhsan Bey de özellikle Leon’un sürekli haberleşmelerle birlikte etrafa daha dikkatli olarak bakmasını, bir şeyler sezinlemesine bağlıyordu; ama fazla da önemsemiyordu. Çünkü kendi memurlarına gereksiz korku vermek istemiyordu.


ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN / 121-122-123

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG