2 Şubat 1921

Mustafa Kemal, Ankara İstiklal Mahkemesi'nin 25 Ocak tarihli yazısına verdiği karşılıkta, Yeşilordu ve Gizli Komünist Partisi'nin, bilgisi ve muvafakatı altında kurulmadığını, Yeşilordu'nun kuruluşunu öğrenir öğrenmez hemen dağıtmalarını Hakkı Behiç ve arkadaşlarına söylediğini ileri sürdü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ankara Hükümeti, Dışişleri Bakanı Bekir Sami imzasıyla Avrupa siyasi merkezlerine gönderdiği telgrafta, Londra Konferansı'nda Türkiye'yi ancak Ankara'nın temsil edebileceğini ve delegeler kurulunun harekete hazır olduğunu bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Antep Mebusu Şahin Bey, Mustafa Kemal'e çektiği telgrafta, İkinci Kolordu'nun muhasara altındaki Antep'e yardım yapmayışından yakındı. Un ve çekirdek de kalmadığından Antep'te fırınlar kapandı. Merkez kurulu üyelerinden biri, fedai postasıyla şehir dışına çıkarak kolorduyla görüştü. Kolordu, silahlı kuvvetlerle, teslim olması sakıncalı kişilerin kolordunun destekleyeceği bir huruç hareketiyle dışarı çıkmasını öneriyor. Selahattin Adil Bey, Ôzdemir Bey'e yazdığı mektupta onun ve Anteplilerin kendisini suçlamada haksızlık ettikleri, Antep'in kurtarılmasının mümkün olmadığı, milletin, bugün yapamadığını yarın yapmaya kararlı olduğu cevabını verdi. "Yazık ki artık Antep'i mukadderatına teslim etmekten başka yapılacak bir şey kalmamıştır" dedi. Hizmetlerinin unutulmayacağını belirterek Ôzdemir Bey'i teselli etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Yenigün, Londra Konferansı'nı yorumluyor: Bizim nazarımızda Sevr Anlaşması diye bir şey yoktur. Yunanlılarla biz savaştayız. Olsa olsa karşı karşıya görüşürüz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


SÖKE KAZASI


Söke, 17 Mayıs 1919 tarihinde İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. Yunanlıların işgal sahasını genişletmeye başladıkları dönemde Söke’nin Yunanlılar tarafından işgali ihtimaline karşı İtalyan Askeri Kuvveti kumandanı, Kaymakamlık’a bir subay göndererek, işgallerindeki Söke İstasyonu’na herhangi bir Yunan taarruzunu men etmek için İtalyan bayrağı çekeceklerini beyan ile müsaade istemiştir.


57. Fırka Komutanı Şefik Bey, İtalyan askeri kuvveti tarafından icap ederse Yunan işgalinin cebren men edileceğini 135. Alay Kumandanlığına bildirildiğini, Söke’deki İtalyan yüzbaşısının da Yunanlıları men etmek maksadıyla, Alay’dan kuvvet isteneceğini şifahen söylediğini 23 Mayıs 1919’da Harbiye Nazırına bildirmiştir.


Söke üç defa Yunan işgaline girmiştir. İlk işgal 1 Mayıs 1920’de, ikinci işgal 2 Şubat 1921’de, üçüncü işgal ise 21 Nisan 1922’de İtalyanların şehri boşaltmaları üzerine, aynı gün Yunan kuvvetlerinin işgaliyle olmuştur.


Anadolu’da Yunan işgali başlamadan önce Söke havalisinde Sisam ve diğer adalardan sızan Rum eşkıyaları köyleri basarak halka zulümler yapmakta, Türklere ait malları yağmalayıp kaçmaktaydılar. Bazı yerlerde askeri depolardan silah ve cephane gasp etmekteydiler. Rum eşkıyasının bu zulümlerini önlemeğe Osmanlı Hükümeti’nin gücü yetmiyordu.


İtalyan işgali süresince Söke ve civar köylerde Rumların Türklere karşı zulümleri devam etmiştir. Söke Rumları, Sisam’dan gelen Yunanlılar ile birleşince önemli bir güç oluşturuyorlardı. Bunların, özellikle Aydın’ın Yunan işgali altına girmesinden sonra taşkınlıkları artmıştır. Köylerden uzaklaşan yolculara sarkıntılık ediyorlar, hayvanlarını alıp götürüyorlardı.


1 Haziran 1919’da Söke’nin Rum Mahallesi’nden Hancı Yenako, Rum Akköy Nahiyasi’ne un götürmekte iken, devecisi olan Akçayakalı Feyzullah yerli Rumlar tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür.


Söke’de Yunan mezalimi sebebiyle halkın büyük bir kısmı göç etmiş olduğu için burada 360 nüfus kalmıştır. Bunların de hayatlarından emin olmadıkları anlaşılmaktadır. Söke’ye bir saat mesafede 26 kişi, Gümüş Yeniköyü’nde 18 kişi ve Tatarlar Köyü’nde 72 kişi şehit edilmiştir. Halkın mallarına amval-i metruke diye el konulmuş, ev eşyaları dahi gasp edilmiştir.


14 Haziran 1919’da Söke’nin Boralıdağı Mahallesi’nden Balcı Koca Mustafa Rum çeteleri tarafından öldürülmüştür.


14 Haziran 1919’da Akköy, Yoran, Gelebiç köyleri Rumlarından mürekkep bir çete, Söke’nin Sarıca Köyü’nü basmıştır. Köy halkı ile Rum çetesi arasında meydana gelen müsademede her iki taraftan da zayiat olmadığı 135. Alay kumandanı tarafından 57. Fırka Kumandanlığına bildirilmiştir.


Söke’nin Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden sonra, bu işgalden cesaretle Rum çetelerinin saldırılarını ve zulümlerini arttırdıkları görülmektedir. 9 Mayıs 1922’de 30 kişilik bir Rum çetesi İzmir-Manisa arasında Demiroluk mevkiinde bir otomobili durdurarak yolculardan 150 lira gasp etmişlerdir. Soygun sırasında, ihtiyar bir yolcunun parmağındaki yüzüğü alabilmek için parmağını kırmışlardır.


Rumlar, 30 Mayıs 1922’de Efeler ve Badem köyleri arasında, Urlalı Süslüoğlu Kasap Hüseyin ile Kerim Ağa’nın damadı ve kardeşini öldürmüşlerdir.


Rum çeteleri Ağaçlı, Ferikler ve Yoğurtçular köylerini basarak yağmalamışlardır. Tahralı Köyü’nden bir erkeği öldürmüşler ve bir kadını da dağa kaldırmışlardır. Kızılcaköy’ü civarında bir kadınla bir erkeği öldürmüşlerdir. Kızılcaköy’ü basarak yağmalamışlar; üç kadının ırzına tecavüz etmişlerdir. Karaağaçlı Köyü’nü de basarak yağmalamışlardır.


Söke’yi işgal eden Yunan askerleri bir yandan katliama, bir yandan de kadınlara tecavüz etmeğe başlamışlardır. Rumlara ve Ermenilere de silah dağıtılmıştır.


Yunanlıların Söke'yi işgalleri sırasında öldürdükleri Türklerin isimlerini kısmen öğrenebiliyoruz. Bunlar arasında kadınların ve çocukların da bulunduğu görülmektedir.


Ağaçlı Köyü’nden Hatipoğlu Mustafa’nın kız kardeşi Hatice, Bekirzade’nin kızı Zübeyde, Palamutçukızı’nın namusları kirletildikten sonra öldürülerek kuyuya atılmışlardır.


Söke’nin işgali sırasında Türk kadınları Yunan askerlerini eğlendirmeğe icbar edilmiş, ırzlarına tecavüz edildikten sonra çoğu öldürülmüştür. Bunlar arasında 12 – 13 yaşlarında çocuklar da bulunmaktadır. İsmail Onbaşı’nın 13 yaşındaki kızı bunlardan bir tanesidir.


Söke’de bazı Türkler tutuklanarak Atina’ya götürülmüşlerdir. Anadolu Ajansı’nın haberine göre Atina’ya götürülenlerin akıbetleri meçhul kalmıştır.


Yunan süvarileri tesadüf ettikleri göçmenlerden dört erkekle iki kadını, köylülerin bütün nakil vasıtaları ile yiyeceğini beraberlerinde götürmüşlerdir.



Yunan mezaliminden kaçmak isteyenlerden 20 kişi Menderes Nehri’ni geçmek isterken boğulmuştur.

Yunan askerleri Söke’de bir şahsın evini basarak gözünün önünde kızının ırzına tecavüz ettikten sonra öldürmüşlerdir. Bu şahıs bir kaş yerinden yaralı olarak İtalyan Konsoloshanesi’ne sığınmışsa da aldığı yaradan dolayı ölmüştür. Yine bir şahsın eşi çıplak bir halde sokaklarda gezdirildikten sonra genelev yapılan bir binaya kapatılmıştır.


Yunan askerleri Reji memuru Hamdi Efendi’yi dövmüşler ve eşyalarını gasp etmişlerdir.


Karaağaçlı Köyü’nde Yunanlılar, üç kişiyi süngü ile sekiz kişiyi işkence ve dayak ile, iki kadını da tecavüz ettikten sonra öldürmüşlerdir. Öldürülerek Menderes Nehri’ne atılan bir kişinin cesedi çıkarılmıştır.


Söke’nin işgalinde Söke civarında 13 erkek öldürülmüştür.


Yunanlılar, Söke’ye girdikleri gün bütün mağaza ve evleri, yerli Rumların da katılmasıyla yağmalamışlar, Türk mahallelerinden bir kısmını yakmışlardır.


Yunanlılar, Hisar Camii’ne çekilmesi adet olan Türk bayrağını kurşunlamışlardır.


Söke’nin Sarıkemer köyü’nden Çinelioğlu Mehmet, ilk işgalde Evrat Köyü’nde olduğunu, işgal olur olmaz Çakıroğlu Süleyman, Koca Ömeroğlu İsmail Karadervişoğlu Süleyman’la kaçarlarken, Yunan askerlerinin bu üç şahsı gözlerinin önünde öldürdüklerini ifade etmiştir.


5 Temmuz 1919’da Söke’nin Kemer Köyü’nde Menderes Köprüsünde yedi Türk elleri bağlı olarak kesilmiş bir halde bulunmuştur.


Söke’yi yakarak çekilen Yunanlılar, çekilirken Rumları da beraberlerinde götürmüşlerdir. Ayrıca beraberlerinde götürdükleri 40 kadar Türk’ü Ayasulug’da öldürmüşlerdir.


Aydın Mutasarrıfı’nın 6 Eylül 1922 ve 7 Eylül 1922 tarihli telgraflarına göre; Yunanlılar Söke Hükümet Konağını yakamamışlardır. Çarşıyı tamamiyle, çevre mahallelerle Rum Mahallesindeki Büyük Klise’den çaya doğru olan cadde üzerindeki evleri ve İtalyan Kumandanlık binasının büyük bölümünü yakmışlardır.


Aydın Valisinin raporuna göre: Yunanlılar tarafından gasp edilen eşyanın zarar miktarı tespit edilememiştir. İki ölü bir yaralı vardır. Dövülenlerin sayısı bilinmemektedir. Irzlarına tecavüz edilenlerin sayısı bilinmemektedir. Domaniçe Karakolu, Onbaşı Çiftliği, Kalenin Köyü yağmalanmıştır. 14 at ve iki öküz gasp edilmiştir.


Garp Cephesi İstihbarat Şubesinin tahkikatına göre: Yunanlılar, aralarında kadın ve çocukların de bulunduğu 34 Türk’ü öldürmüşlerdir.


Anadolu Ajansının haberine göre: Yunanlılar Söke’de işgal günü 15 Türk’ü şehit etmişlerdir.


Dahiliye Vekili namına Müsteşar Münir Bey tarafından İstihbarat Umum Müdürlüğüne gönderilen tezkirede, Söke Kazası’nda 1148 hanenin yakıldığı ifade edilmektedir.


Anadolu Ajansı’nın 18 Temmuz 1922 tarihli haberine göre Yunanlılar, Konak Mahallesinde 5’i kadın olmak üzere 9 kişi, Kavukça Köyü’nde 8 kişi ve Söke çevresinden 21 kişiyi öldürmüşlerdir. Ağaçlı Köyü’nde 10’u kadın 2’si çocuk olmak üzere 57 kişiyi öldürerek kuyulara atmışlardır. Üzümlü Köyü’nde bir çok Türk’ü öldürmüşlerdir. Bunlardan 14 erkek ile yedi kadın ve kızın kimlikleri tespit edilmiştir. Moreli Köyü’nde öldürülenlerden 18 kişinin kimlikleri tespit edilmiştir. Gümüşköy’de 12 kişi öldürülüp cesetleri Menderes’e atılmıştır. Tatarlar Köyü’nde 3 kişi öldürülerek Menderes’e atılmıştır.


YUNAN MEZALİMİ (İZMİR, AYDIN, MANİSA, DENİZLİ 1919 – 1923) / MUSTAFA TURAN / 179-180-181-182-183-184


İstanbul basınındaki bu tartışmalara karşın, Anadolu basınının ve özellikle de Ankara Hükümeti yanlısı gazetelerin Paris kararlarına yaklaşımları nasıldı? Londra Konferansı öncesi uluslararası durumu nasıl değerlendiriyorlardı? Bu soruların yanıtlarını verelim. Anadolu’da Yeni Gün gazetesi 2 Şubat 1921 tarihli sayısındaki başyazıda, bu konuda şunlara yer veriyordu: “ Bizim nazarımızda Sevres Muahedesi diye bir şey yoktur. Yunanlılarla biz, hal-ı cidaldeyiz. Onlarla böyle vasıta-i düvel ile değil, olsa olsa karşı karşıya konuşuruz…” Gazete, Ankara’nın Londra’ya çağırılmasını Türk Ulusu’nun maddi ve manevi bir başarısı olarak görüyor ve bundan yararlanarak bütün dünyaya ulusal amaçların anlatılmasını istiyordu. Yalnız bir noktada dikkat edilmesinin de istendiği başyazıda, toprak üzerinde yapılacak bir kısım değişikliğin Türk Ulusu’nun doyumunu sağlamayacağı belirtiliyordu. BU tümcelerden Anadolu’da Yeni Gün gazetesinin Londra Konferansı’nı kesin sonuç alınacak uluslararası bir toplantı niteliğinde görmediği anlaşılıyor. Bu nedenle de onun Anadolu tarafından kendi amaçlarını duyurmada bir aracı olarak kullanılmasını istiyor. Başka bir Anadolu gazetesi Öğüt’ün yayınladığı başyazıda sık sık konferans toplamanın devletlerin sorunlara bakış açılarında derin anlaşmazlıklar bulunduğunu gösterdiği ileri sürülerek, bunun nedeni de her devletin kendi çıkarının gereği gizlice izlediği gerçeğin açıklanmasında sakınca olmadığını düşünmesine bağlanıyordu. Örneğin Fransa, İngiltere ve İtalya’dan her biri birbirlerinin düşünce ve amaçlarını bildikleri için buna güçlükler çıkarma yolunu her zaman açık tutuyorlardı. Gerçekte ise, bugünün ulusları ve liderleri XIX. Yüzyıldan çok farklıydı. Öğüt gazetesinin ısrarla üzerinde durduğu gibi, ne Mustafa Kemal Paşa, Mehmet Ali Paşa idi. Ne de BMM Hükümeti Mısır Hidivliği idi. Fransa da eski Fransa değildi. Ulusal Direniş’i bütün gücüyle destekleyen Öğüt çözüm için başyazıda şu tümcelere yer veriyordu.


“ Bir millet için pek bedihi bir hak olan hudud-ı milliye dahilinde istiklalkarane yaşamak arzusu kabul olunduktan sonra geriye bir şey kalmaz. Fakat bu esasın adem-i kabulü takdirinde ortada bir millet kalmaz ki geride mevzu-u münakaşa olacak mesail kalabilsin….”


Büyük Millet Meclisi’nde ve Mustafa Kemal ile Tevfik Paşa arasında Londra’ya gidecek heyetin seçilmesi konusunda ne gibi gelişmeler meydana geldi? Bu noktanın aydınlatılması Londra Konferansı öncesindeki durumun bütünüyle açıklığa kavuşması bakımından önemlidir. Sadrazam Tevfik Paşa BMM Başkanı Mustafa Kemal’e gönderdiği 27 Ocak 1921 tarihli telgrafta, kendisinin veya yetkili temsilcilerin Londra’ya gidecek olan Osmanlı heyetine katılmasını istiyordu. Bunu, Mustafa Kemal 28 Ocak 1921 tarihini taşıyan üç telgraf göndererek yanıtladı. 3. Telgraf 1. Ve 2. Telgrafların özetlenerek tekrar niteliğindeydi. Mustafa Kemal’in bu telgraflarda şu konuyu konuyu sürekli işlediği görülür; “ Ulusal iradeye dayanarak Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan tek meşru ve bağımsız egemen kuvvet Ankara’da toplanmış olan TBMM’dir. Türkiye ile ilgili her çeşit sorunların çözümüyle ve dışişlerinde muhatap olacak olan meclisin hükümetidir.” Yazışmaların telgraflaşma biçiminde sürdürüldüğü sırada Mustafa Kemal, Tevfik Paşa’ya o zaman yeni kabul edilmiş olan 1921 Anayasa’sını da göndermiştir. Bu arada Tevfik Paşa Hükümetinin Londra’ya gidecek heyetin oluşturulması konusunda gerçekten neler amaçladığını Mustafa Kemal şöyle açıklamaktaydı:


“ Tevfik Paşa ve arkadaşları, Anadolu’yu eskiden olduğu gibi İstanbul’a bağlamak ve esir etmek istiyordu. Gerçekte ise, Tevfik Paşa İtilaf Devletleri’ni Ulusal Hükümetle baş başa bırakmak ve böylece onu resmen tanıttırmakla görevli olmalıydı”


Öte yandan İtilaf Devletleri’nin Türkiye’yi Konferansa davet etmekteki amaçları, Tevfik Paşa’dan gelen çağrı telgrafındaki,, “ mevcut muahadede hadisat dolayısıyla zaruri görülecek tadilat icra edilecektir” tümcesinden de anlaşıldığı gibi, Sevres Antlaşması’nın esas alınarak onun üzerinde yapılacak değişiklikler idi. Oysa Anadolu, Misak-ı Milli’Yİ ESAS ALACAKTI. Bütün bunlardan dolayı barış yapılmayacak, konferanstan elde edilecek tek yarar Misak-ı Milli’nin dünya kamuoyuna tanıtılarak, ulusal davanın benimsetilmesi yolunda başarılı olunacaktı. Mustafa Kemal’in Bekir Sami’ye verdiği direktifler de aslında bundan başka bir şey değildi. Bu konuda Müdafaai Milliye Bakanı Fevzi Paşa’da Millet Meclisinde yapmış olduğu konuşmada, Londra’ya gidecek olan heyete verilecek programın esasını Misak-ı Milli’nin oluşturması konusunda Bakanlar Kurulunca karar verildiğini açıklamıştı. TBMM normal ve gizli olarak yaptığı oturumlarda Londra Konferansı çağrısı karşısında ne gibi bir yol izlenmesini görüşerek sonunda Ankara’nın İstanbul’dan ayrı, bağımsız biçimde temsil edilmesine karar verdi. Dışişleri Bakanı Bekir Sami başkanlığındaki Ankara heyeti Londra Konferansına doğrudan doğruya çağrıda bulunulduğunda katılmak üzere ve zamandan yararlanmak için Şubat başlarında Antalya üzerinden Roma’ya hareket etti. Heyete başkan dışında Yunus Nadi, Mahmut Esat, Hüsrev, Necati, Sırrı hükümeti Roma’da temsil eden Cami ve on kadar danışman bulunuyordu. İstanbul Hükümeti de Sadrazam Tevfik Paşa’nın başkanlığında ayrı bir bir heyetle Londra Konferansı’na katılmaya karar vermişti. Bu gelişmelerle ilgili olarak basında gerçek dışı bazı haberlere de rastlanıyordu. Örneğin İstanbul’da yayınlanmakta olan Bosphore gazetesi Ankara’dan aldığını belirttiği 26 Ocak tarihli bir habere dayanarak Dışişleri Bakanı Muhtar Bey’in TBMM’nde yaptığı konuşmada Anadolu’da halkın dinlenmeye olan gereksinimi nedeniyle barış yapılmasından yana olduğunu duyurmasının, direniş yanlısı olanlarca iyi karşılanmadığını ileri sürüyor ve Muhtar Bey’in yerine Bekir Sami Bey’in atandığına ekliyordu. Gerçekte ise durum böyle değildi. Uzun süredir Bekir Sami Dışişleri Bakanı idi. Onun yurt dışında olduğu zamanlarda Muhtar Bey ona vekalet ediyordu. Anadolu’nun konferansa katılma konusunda neler düşündüğüne son vermeden, Ulusal Hükümetin istekleri hakkında henüz konferansın çalışmalarına başlamadan önce yayınlanmış olan birkaç habere değineceğiz.


Bunlardan birisi Roma çıkışlıydı, BMM Başkanlığına yapılmış olan yazılı başvuruyla çeşitli konularda Anadolu’nun görüşlerinin ne olduğu sorulmuş ve karşılığında şu yanıtlar alınmıştı.


1- İzmir bir Türk memleketidir. Anadolu’nun ayrılmaz bir parçasıdır.

2- İzmir’de olduğu gibi Trakya dahi Türk topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Oradaki Asar abidat-ı tarihiyemiz bunun en bariz misalidir. Trakya’nın tayin-i mukedderatı ancak genel oyla kabil olur.

3- Yunanlılar Türk toprakları üstündeki istila siyasetine derhal hitam verirlerse tarafımızdan dahi onlara karşı bir siyaset-i müslihane ile mukabele edilecektir.

4- Türk – Ermeni meselesi hal olunmuş ve iki millet arasında münasebat-ı dostane teessüs etmiştir.

5- Türklerin Ermeniler aleyhinde kati ve imha politikası takip ettikleri hakkındaki rivayet biesastır.

6- Biz Amerika ve Amerikalıları pek iyiliksever ve pek insaniyetperver olarak tanırız. Memleketimizin inkişaf ve terakkisi için Amerika medeniyetinin muavenetine feyzine her zaman muhtacız.

7- Memleketimizde maarif pek aşağı bir derecededir. Vaziyet-i iktisadiyemiz de himmetlere muhtaç bir şekildedir. Bütün emellerimiz memleketimizin imar ve terfehinden ibarettir.


KURTULUŞ SAVAŞINDA TÜRK BASINI / Dr. İZZET ÖZTOPRAK /274-275-276-277-278


Sovyetlerle İngiltere arasında Rus Devrimi’nden sonra sürekli bir kavga yaşanmıştır. Aslında kavga, emperyalizm ile komünizmin savaşıydı. Bunun için de emperyalist İngiltere, Sovyetlerin başına içeride Wrangel, Kolçak, Denikin!i ve dışarıda Lehistan ve Romanya’yı bela etmişti. Bolşeviklerin ileri harekatı Lehistan’ın ve Romanya’nın kaybedeceğe benzemesi, Almanya’daki Bolşevik yanlısı hareketler İngiltere’yi telaşa düşürmüştür. İngiltere’nin bir çıkmazı da, eğer Rusya ile savaşa karar verecek olursa, İngiltere’deki ve hatta bütün dünyadaki işçilerin genel grevi ile karşı karşıya kalmaktı. Demek ki, Lloyd George’un da itiraf ettiği gibi, günün mücadelesi İngiliz-Rus mücadelesidir. Yani iki fikrin mücadelesidir.


Bütün buna rağmen İngiltere ile Sovyetler’in bir ticaret antlaşması imzalamasını ve bu antlaşmaya propaganda yapmama şartının konmasını Yeni Gün “ Asya’da sükuneti sağlamak için Asya’yı bölüşmek” olarak görmüştür. Örnek olarak de İran’ın paylaşımını göstermiştir. “İngiltere ile Çarlık Rusya’sı arasındaki paylaşım, şimdi İngiltere ve yeni bir fikrin savaşçıları olan Bolşevikler arasında mı gerçekleşiyordu?” Bu ticaret antlaşması Türkiye’nin Sovyetlere karşı kuşkularını arttırmıştır.


Mayıs 1921’deki Trotski’nin açıklamaları gönüllere biraz su serpmiştir. Hindistan üzerinden İngiliz emperyalizmine ve intikam için Polonya’ya karşı hazırlıklara başlanabileceğini belirtmesi Sovyetler’e güveni tazelemiştir.


KURTULUŞ SAVAŞINDA ANADOLUDA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ /40

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG