2 Eylül 1921

Sakarya Savaşı: Türk cephesinin kilit noktası sayılan Çaldağı, bütünüyle Yunanlıların eline geçti. Bu haşan, Yunanlıların umudunu kuvvetlendirdi. Türk savunma mevzileri, Haymana'nın hemen güneyine alındı. Yunanlılar bütün cephede saldırılarda bulundular. İsmet Paşa, Haymana mevzilerinin son ihtiyatlar ve son fedakarlık sarf edilerek savunulmasını emretti. Dördüncü Grup'un topçu cephanesi bittiğinden topçular mevzilerinden geri alındı. Savaş, süngü ile boğaz boğaza devam etti. Başkomutan Mustafa Kemal, savaş sonucunun bir iki gün içinde belli olacağını belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal'in AP ajansına verdiği demeç İstanbul gazetelerinde: Senelerce mücadeleye mecbur olsak bile Yunanlıları Anadolu'dan tard etmeye keshı olarak azmettik. Türkiye Türklerindir. Savaş pahalı iştir, fakat, elimizdr.ki silahlan bıraktığımız zaman nasıl tamamen harap olacağımızı da biliyorum. Amerika kadar demokratız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


AP muhabiri, İsmet Paşa ile görüşmesini anlatıyor: "Bizi mağlup edemeyecekler çünkü askeri mantık aleyhlerinedir. Mütarekede 500.000 kişilik bir ordu terhis ettik. kap ederse bunları tekrar alabiliriz." dedi. ismet Paşa, az söyler bir iş adamı olarak vasıflandırılır. Sağırdır ve ancak sol kulağı ile işitir. "Mecbur hıra- kılmasaydık, mütarekeden sonra harbe girmeğe niyetli değildik. Memleketimize neden Yunan köylüleri gönderiyorlar? Tabii köylüler kendiliklerinden böyle hareketi düşünmez. Yunanlılar, büyük levazım ve harp maddeleri ile ilerliyorlar. Yavaş yavaş bunları ele geçireceğiz. Farz edelim ki Yunanlıların mevcudu 80.000'dir, bizim de o kadar mevcudumuz vardır. Onlardan aldıklarımızla daha da çoğalacağız."


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Anadolu'da yaşayan İslam ruhu, ordunun en büyük istinatgahıdır. Memleketimizin en uzak köşelerinden itimat ve müzaheret sedaları geliyor. Zaten, harbe maddeten iştirak eden kadınlarımız, memleketin namus ve şerefi kurtulmadıkça, dönecek erkekleri evlerine kabul etmeyeceklerini ilan ediyorlar


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Akşam: İsmet Paşa Hazretleri'nin AP muhabirine mühim demeci: Konstantin harbi kaybedecektir. Askeri mantık kendi aleyhindedir. Bu muharebe, beyaz kollu diplomatların eseridir. Askerlerin zalim olduğunu söylerler, halbuki harpleri hazırlayan diplomatlar, bizden daha zalimdirler


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


2 Eylül'de yine sağ kanadımıza ve merkezimize karşı yeniledi. Bugünkü taarruz neticesinde düşman Çaldağı üzerinde bulunan bazı kıtamızın ve hatta daha doğuya çekilmesine sebebiyet verdi. Bu elimizde bulunan harita Kipert’in tercüme edilmiş haritasıdır. Tabii bütün dünya bu harita ile harekat takip ediyor. Bu haritaya bakılınca Çaldağı bütün sahaya fevkalade hakim bir mevzi gibi görünüyor. İlk Bakışta böyle bir mevziin düşman eline geçmesi muharebenin artık aleyhimize döndüğü gibi bir fikir verebilir. Fakat efendiler! Bu çok yanlış bir fikirdir. Daima cevherini muhafaza eden, aklını ve ferasetini muhafaza eden bir ordu için mevziin ehemmiyeti yoktur. Bir asker her yerde muharebe eder. Tepenin üstünde, tepenin altında, derenin içinde de muharebe eder. Dolayısıyla bu kaideye uygun hareket eden ordumuz Çaldağı’nın düşman eline geçmesinden de hiç endişe etmedi. Çaldağı’nın beş yüz metne, bin metre doğusunda bulunan müdafaa bakımından daha emniyetli ve daha sağlam bir hat üzerine yerleşti.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Yunan topçusu bütün gün 5.Kafkas tümeni mevzilerini dövüp durdu. Aralıksız topçu ateşi siperiz olan 13.Alayın 1.Taburuna bunalımlı bir gün yaşattı. Taburun savaşçıları açık arazide korunmasızdı. Bölük komutanlarından Teğmen Salih (Erce), erlerinin birer ikişer eriyip gittiklerini gördükçe çılgına dönüyor, zaman zaman başını yaslandığı topraktan kaldırarak gerilere çeviriyordu. Oralarda olması gereken alay topçularını gözleriyle arıyor, neden Yunanlara karşılık vermediklerini anlamaya çalışıyordu. Tabur hava kararıncaya kadar sürekli cehennem azabı yaşamıştı. Yunan topçusu karanlıkta ateşi kesince ortalığa garip bir sessizlik çökmüştü. Bütün gün top atışıyla kulakları dolan savaşçılar, sessizliği yadırgamışlar, saatlerdir inleyen yaralı arkadaşlarının iniltilerini ilk kez duyuyormuş gibi tedirgin olmuşlardır. Ve sağ kalan savaşçılar ancak o zaman büyük yitiklerle dolu bir gün geçirmiş olduklarını anlamışlardı.

Teğmen Salih bölüğün şehitlerini bir araya topladıktan sonra alay topçularına doğru yola koyuldu.. Yürürken hırstan titriyor gibiydi.


Topçuların yanına varınca batarya komutanının bir üsteğmen olduğunu gördü. Sesini çıkaramadı. Ama sitem etmekten de geri kalamadı:


‘Üsteğmenim. Biz bugün topçu ateşinden çok bunaldık. Bize hiç yardım etmediniz.’

Üsteğmen Teğmen Salih’in yüzüne acı acı baktıktan sonra:

‘Siz orada bunaldınız, bense burada kahroldum. Fakat ne atayım, taş mı?’ dedi

Sakarya Savaşı’nın 11.gününde bazı kesimlerde Türk topçularının cephanesi kalmamıştı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 188)


Pilot Vecihi Bey ile gözetleyici Teğmen Basri Bey ‘İsmet’ uçağıyla günün ilk keşif uçuşundan dönerken, cephe merkezinin gerisinde büyük bir çadırlı ordugah gördüler. Ortada hiç rastlamadıkları büyüklükte beyaz bir çadır vardı. Çadırın etrafında otomobiller ve binek atları bulunuyordu. Gördükleri yüksek düzeyde bir komuta karargahı izlenimi veriyordu. Gözetleyici Teğmen Basri arkadan Pilot Vecihi’nin yüzüne doğru dört parmağını uzatarak işaret etti. Pilot anlamıştı. Dört bombaları kalmıştı.

Pilot Vecihi İsmet’e ani bir dönüş yaptırarak büyük çadırın üstünden uçtu. Teğmen Basri dört bombayı eliyle bıraktı. Birinci bomba büyük çadırın tam ortasında patlamıştı. İkinci bomba otomobillerin ve atların arasına düşmüştü. Üçüncü bombanın ne olduğu anlaşılamamış büyük ihtimalle patlamamıştı. Dördüncü bomba ise çadırın dibinde patlamış çadırın o yanı yıkılmıştı.

İsmet dönüşe geçerken büyük çadırda bir patlama daha görüldü. Patlamadığı sanılan üçüncü bomba büyük çadırın tam üstüne düşmüş, her nedense biraz geç ateşlenmişti.

Biraz sonra İsmet üssü olan Mallıköy’e doğru uçmaya koyuldu. Ne pilot Vecihi ne de Teğmen Basri Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Papulas’ın karargahını bombaladıklarından habersizdiler.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 188)


Ankara İstasyonu sessiz bir kargaşa içinde. Yan yana iki tren duruyor. Biri cepheden getirdiği yaralıları boşaltıyor. Öteki cepheye yeni erler götürecek biraz sonra. Kalkış saatini bekliyor.

Yeni, savaş görmemiş erlerin davranışları oldukça ilginç. Bunların ölüm yolcusu olduğuna inanmak zor. Kimi yaralıların vagonlardan indirilişine yardım ediyor, kimi hastaneye götürülmeyi bekleyen bir sedyenin başına çökmüş yaralının terleyen yüzünü siliyor, kimi ağır bir yaralının elini tutmuş onu yüreklendirme çalışıyor:

‘Tasalanma ağam, öcünü gavurun yanına bırakmayız.’

Uzaktan top sesleri geliyor. İstasyon meydanındaki kuyu başında erler kuyruğa girmişler, teneke mataralarına su dolduruyorlar. Cephede susuzluk çekildiğini duydukları belli. Bu sırada öncekilerden daha gür bir top sesi duyuluyor. Erlerden biri: ‘Ulan gahbe Yunan, amma da yaklaştı ha!’ diyor.

Öteki yanıtlıyor:

‘Kulak asma. Beriye geldiği ziyan etmez. Biz daha tez varırız.’

Bir an önce cepheye varmak ister gibi, iki ölüm yoldaşı trene doğru koşuyorlar. İkisi bir olunca Yunanları durduracak gibi büyük inanç içindeler.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 188)


Alptekin Müderrisoğlu Sakarya kitabında anlatıyor:

Cephede savaş kızıştıkça, cephe gerisindeki Türk halkı da çabalarını yoğunlaştırmıştı. Savaşçıları beslemek için cepheye akan ulaşım kollarının hızları artmış, yollarda yaralı kafileleriyle karşılaşan ulaşım kolu sürücüsü kadınlar, çocuklar yaşlı erkekler öküzlerini daha çok zorlar olmuşlardı. Kağnıların ağır gıcırtıları hızlanmış, dinlenmelere ayrılan zamanlar azalmıştı.

Cephe yakınındaki köyler ise birer gezisi mutfak gibi çalışmaya başlamışlardı. Köyle kadınlar büyük kazanlarda yemek pişiriyorlar, saçta yufka yapıyorlar, sıcak sıcak ateş hattına taşıyorlardı. Savaşçılar ana bacı bildiklerinin getirdikleri yemekleri yerken duygulanıyorlar, bu kadınların namuslarını koruma, onların yuvalarını Yunanlıya çiğnetmeme hırsıyla ileri atılıyorlardı.

Yazar Alptekin Müderrisoğlu burada kitabına bir dipnot düşüyor: Polatlı’daki Sakarya Şehitliğini ziyaret ettiğimde (Mayıs 1976) görüştüğüm yaşlı şehitlik bekçisi, savaşma sırasında 9-10 yaşlarında olduğunu, köyünün çocuklarıyla birlikte kağnılarla kadınların hazırladığı bulgur pilavlarını nasıl cepheye taşıdıklarını uzun uzun anlatmıştı. Şehitliği en son ziyaret ettiğimde (Temmuz 1981) ihtiyar bekçinin öldüğü öğrendim.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 193)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG