2 Haziran 1921

Bir Yunan torpidosu, Karadeniz Ereğlisi'nde kıyıya top atışı yaptı. Kıyı bataryası karşılık verdi. Yunan torpidosu, İnebolu kıyılarını gözleyerek gitti. Dün, Bahricedit vapurundan İnebolu'ya çok miktarda cephane boşaltılmıştı. Şube başkanı cephanenin daha güvenli iç kısımlara nakledilmesini emretti.


Yunan savaş gemileri 9 Haziran'da İnebolu'yu topa tutacaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Avam Kamarası'nda Sir F. Banbury, Türkiye ile barış yapılmasındaki gecikmenin İngiltere'nin ticari ve mali çıkarlarını olumsuz yönde etkilediğini Başbakan'ın dikkatine sundu. Winston Churchill, Başbakan'a gönderdiği mektupta, Ortadoğu sorununun çözümü konusunda ellerindeki imkanları yitirmek üzere bulunduklarını belirtti: "Emin ve hızlı adımlarla İngiltere'nin Türkiye tarafından yenilgiye uğratılmasına doğru gidiyoruz. Bu müthiş olay bizi Ortadoğu ülkelerinde felaketli sonuçlarla karşı karşıya getirebilir" diyerek Yunanların İngilizler tarafından denetim altına alınmasını, bunu kabul ederlerse desteklenmelerini ve Ağa Han gibi birinin barış için Mustafa Kemal'e gönderilmesini istedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hilal-i Ahmer hastanesinde hastabakıcılık yapmak üzere Halide Edip Eskişehir'de


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Belçika Orta Elçisi De Welle'in raporu: Ankara Hükümeti'ndeki buhranın gerçek nedeni Moskova Anlaşması'dır. Türk ve Yunan orduları karşılıklı olarak son hazırlıklarını yapıyorlar. Yunanların uğrayacakları yeni bir hezimet, Yunanistan'da saltanata karşı bir ihtilalle sonuçlanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bütün silahlı kuvvetlerin yiyecek maddeleri satın almalarını düzenleyen 928 numaralı kararname kabul edildi. Buna göre, ordunun buğday, arpa, bulgur, nohut, kuru fasulye, mercimek ve benzeri ihtiyaçları en yüksek mülkiye memurunun başkanlığında, defterdar veya malmüdürü, askeri birlik komutanı ile idare meclisi, belediye ve ticaret odasından seçilen ikişer kişiden oluşan bir komisyon tarafından satın alınacak, alımlarla ilgili her hafta sonu, Maliye ve Milli Savunma Bakanlıklarına birer cetvel gönderilecek, malın değeri saptanırken ne maliyenin ne de satıcının zarar görmeyeceği biçimde adalete uyulacak. Hükümet, muhtemel bir Yunan saldırısına karşı kuru yiyecek depoluyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Akşam'da N. Sadık: Anadolu'nun en kısa programı şudur: Yunan ordusunu ezinceye kadar harp. İstiklalimizi tasdik edecek devletlerle hemen sulh.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Faşistler: Yeni İtalya'nın dış politikası ne olacak? Bunu şimdiden tahmin güçtür. Bunu büyük bir dikkatle takip edeceğiz. Şimdiden bu değişikliğe okuyucularımızın dikkatini çekmekle yetiniyoruz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tarih : 2 Haziran 1921

Kimden/Kime : İzmit Tahkik Komisyonu’ndan İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserliğine

Özet :


1-Son on iki ayda İzmit bölgesinde Türklerin ve Yunanlıların karşılıklı katliamlar yaptıkları

2-Yunan subay ve askerlerinin de dahil olarak son dönemdeki kötülüklerin Yunan birlikleri tarafından yapıldığı. Bölgeyi işgal etmiş olan Yunan ordusunun Türk halkını baskı altında tuttuğunun açık olduğu

2-Bölgedeki Müslüman halkın Yunanlıların hakimiyeti altında büyük bir şiddete maruz kaldıkları için daha güvenli bir bölgeye kaçma arzusuyla yaşadıkları.

Komisyon üyelerinin, evlerine dönen Müslümanların haydutlukla karşı karşıya kaldıkları ve güvenli bir Müslüman yönetimi altında yaşayabilecekleri izlenimi edindikleri.


İTALYAN ARŞİV BELGELERİNDE ANADOLU’DA YUNAN MEZALİMİ / DOÇ. DR. MEVLÜT ÇELEBİ /42


2 Haziran 1921’de bir hastabakıcı üniformasıyla Eskişehir istasyonundan Hilal-i Ahmer Hastahanesine yürüyordum. Yanımda, ne Fetiş ne Yoldaş vardı. Fetiş’siz pekala yapabiliyordum ama, Yoldaş’sız yaşamak bana çok güç geliyordu. Aynı zamanda zihnim Kaymakam Nazım’ın durumuyla meşguldü.


Hastahanenin Başhekimi Dr. Şemsettin eski bir tanıdıktı. İnönü Savaşı’nda yaralanan müşterek dostlarımız olduğunu söyledi. Zavallı, bir zaman iki hastabakıcıyla kalmış.


Haziran gününün sıcağı odayı yakıyordu. Bana çay verdiler. Fakat zihnim hastabakıcının büyüğü ile meşguldü. Derhal onu Anadolu’ya ait romanımın kahramanı yapmaya karar verdim. Kendine mahsus hususiyetleri vardı. Ameliyat masalarının başında durduğu ve hastalara yardım ettiği zaman adeta onlara hayat verirdi. Uzun boylu, zümrüt gibi yeşil gözlü, siyah kirpikli, fildişi gibi beyaz tenliydi. Ancak sıcak iklimlerde görünen kırmızı karanfil gibi dudakları vardı. Odadan çıktıktan sonra Dr. Şemsettin’e onu yeni bir romana kahraman yapacağımı, adını Ayşe koyacağımı söyledim. Doktor gülerek erkek kahramanın kim olacağını sordu. Henüz bilmiyordum. Kumandanlardan biri, İstanbullu bir genç, belki de Mehmet Çavuş olabilirdi. Fakat kararımı vermiş değildim. Mama Taida’nın kuştüyü yatağına çekildiğim zaman uyumadan önce bunu düşünüyordum. Fakat Eskişehir’deki vazifem zihnimi o kadar meşgul etti ki, Ankara’ya dönünceye kadar bir karara varamadım. Ankara’da derhal romanıma başladım.


Hastahane yaralılarla doluydu. Ben, otuz hasta yatan en büyük koğuşa bakıyordum. Başhemşire çok tecrübeliydi. Aynı zamanda, bir sürü hastabakıcı kadın da tedarik ettiler. Hepsi genç, güçlü kuvvetli idi, ama tecrübeleri yoktu. Mütemadiyen fingirdeyip duruyorlardı. Biraz hastaya bakmayı bilen, benden başka Mehmet Çavuş vardı ki, o iki yüz hastabakıcıya bedeldi. Kolunun biri yaralanmış ve tüfek kullanamayacak hale gelmiş olduğu için, ordu onu hastahaneye vermişti. Daima beyaz başlığı ve önlüğü ile eli yüzü henüz yıkanmış gibi görünen o temiz haliyle insan onu görünce “ İçi dışı beyaz bir adam” derdi.


O, iki yüz yatağa nezaret ediyordu. Erkek yardımcılar pek beceriksizdirler. En muhtaç olduğum zamanlar daima benim koğuşuma gelir, yatakta mütemadiyen ölenlerin en kocamanını bir tüy gibi kaldırır, götürürdü.


Doktorların arasında dikkatimi çeken Cerrah Cemil Bey’dir. İnsanı hayrete düşüren bir adamdı. Bir günde seksen üç kol bacak kestiğini bilirim. Bununla beraber, bir ana gibi hastalara hitap ederdi. Adeta bir evliyayı hatırlatırdı.


Dokuz hazirandan önceki hastalarımın arasında pek hoşuma giden Abbas adında biri vardı. Başı ve ayakları yaralıydı. Ölümle mücadele ediyordu. Koğuşun adeta dev kadar cüsseli hastasıydı. Aklı başındayken gayet sakindi, fakat dalgınlık başlayınca korkunç bir şekilde inler, tuhaf tuhaf konuşurdu. Yanına gider gitmez elimi yakalar, gözlerini açar ve mırıldanırdı:


_ Hatçe, Hatçe!

Adeta Hatçe denilen o meçhul kadından, yaşayamadığı için af diler gibiydi. Hatçe kardeşi miydi, karısı mıydı, kızı mıydı, bilmiyorum. Fakat Hatçe’yi o cehennem günlerinde yalnız bırakıp ölmekten azap duyuyordu.

Ben:

_ Abbas yolcu değil, dediğim zaman

_ Abbas yolcu değil, diye cevap verirdi. Kader o kadar garip bir şeydir ki, bu adamı Anadolu yaylalarında, Sakarya savaş meydanlarında bir daha görmüştüm.

Beni Sakarya’da at üstünde gördüğü zaman, gözleri: “Abbas yolcu değil, Abbas yolcu değil” der gibiydi.


TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI / HALİDE EDİP ADIVAR / 217-218-219-220-221-222-223-224-2258-226

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG