2 Temmuz 1921

Matematikçi Salih Zeki öldü. Yoksul bir aileden gelen ve Darüşşafaka'da yetişen Salih Zeki Bey, Paris'e gönderilmiş ve orada Matematikçi olmuştu; Üniversitede ve Galatasaray Lisesi'nde müdürlük ve öğretmenlik yapmıştı. 17 Şubat 1919'da Üniversite rektörlüğünden alınmıştı. Eski eşi Halide Edip'in, bu ölüm haberini Eskişehir Hilal-i Ahmer Hastanesi'nde İstanbul gazetelerinde okuması


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Hükümeti, Harington'a, Mustafa Kemal'i çağırarak dinlemesi ve görüşmenin rapor edilmesi talimatını verdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


3. Tutuklu olduğu Malta'dan önceki gün Kastamonu'ya gelmiş olan Ağaoğlu Ahmet Bey, Ankara'ya gitti. Açıksöz'de bugün yayımlanan mülakatta İngilizlerden nefretini anlatacak kelime bulamadığını söyledi, Limni ve Malta hayatını anlattı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İtalyanların Antalya'dan ayrılmaları (5 Temmuz) nedeniyle, Antalya Belediyesi, İtalyan subaylarına bir çay ziyafeti verdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ancak gün geçtikçe muhaberenin yoğunluğunun artması üzerine 2 Temmuz 1921’de İstanbul Merkez Telgrafhanesi memurlarından İsmet (TÜKEL) Bey’in, Mümtaz Beyin de teklifi ile bu kadroya dahil edilme süreci başlamıştı.


İhsan Bey ilk fırsatta İsmet ile görüşerek ondan emin olmak istedi. İsmet İhsan Bey’in odasına girdiğinde, İhsan Bey “ Yarın nöbetten çıktıktan sonra Aksaray’da Cerrahpaşa yokuşu başında sağdaki kahvede beni bekleyiniz. Hususi olarak görüşeceğim. Bu randevudan da kimseye bahsetmeyiniz” dediğinde İsmet çok heyecanlandı. Ertesi gün buluştular ve kahvenin kuytu bir köşesine çekildiler. İsmet meraktan uyuyamadığını söyledi. Sebebini soran İhsan Beye telgraf merkezine asılan afişteki Gizli Telgraf Merkezini ihbar edenlere bin altın vadinden bahsetti.


İhsan Bey de bunun muazzam bir servet olduğunu söyledi. Hatta İsmet’i denemek için “ Gayret etsek şu merkezin yerini bulamaz mıyız?” diye sordu ve “ Bin altın silsilemize (sülalemize) yeter” dedi. İsmet de “ Affınızı rica ediyorum. Bunu tasavvur etmek bile hislerimi rencide ediyor. Böyle bir merkezi değil haber vermek elimizde olsa da onun faaliyetini desteklesek” dediğinde İhsan Bey İsmet’in sırtını okşayarak “ İnsanları iyi tanıdığımı bu vesile ile bir kez daha anladım… Bu merkezde çalışmak ve bu suretle milli mücadele safında milletine faydalı olmak ister misin?” diye sordu. İsmet de “ Bu imkana sahip olmak hayatımın en büyük saadetini teşkil eder. Zaten miskin köleliğe katlanmaktan duyduğum utanç aylardır içimi kemiriyor. Fakat bana bu yolda hizmet fırsatını nasıl bahşedeceksiniz?” diye sordu.


İhsan Bey Gizli Telgraf Merkezini kendisinin kurduğunu söyleyerek, İsmet’i kadroya dahil etmek istediğini söyledi. Şaşkınlığını gizlemeyerek merkezin yerini merak eden İsmet’e İhsan Bey tahminde bulunmasını söylediğinde, İsmet aklına gelen uzak yakın bütün ihtimalleri saydı. Ama bir türlü yeri doğru tahmin edemedi. İhsan Bey’in “ Gizli Merkez Büyük Postahane içinde, işgal zabıtasının oturduğu odanın hemen altında” demek suretiyle yerini söylediğinde İsmet’in şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açıldı ve bir an nefes alamaz hale geldi. Sadece “ Hangi oda?” diye sorabildi. İhsan Bey de ambardan girilen küçük odayı tarif ettikten sonra bir portakal sandığı ile bir hoparlör ve bir maniple ile merkezi kurduğunu belirterek, iki arkadaşının aylardan beri bodrumda çalıştıklarını söyledi.


İsmet merkezde çalışan arkadaşları merak ettiğini söylediğinde İhsan Bey Cevad ve Edip’in isimlerini verdi. İsmet şaşırdı ve “ Nasıl olur, her ikisi de vazifelerine muntazaman geliyor?” diye söylendi. İhsan Bey de “ Evet her iki tarafı da idare ediyorlar. Başka çare yok. Fakat bu günlerde işlerimiz bir hayli fazlalaştı. Çok zorluk çekiyorlar” dedi. İsmet “ Kimlerin telgraflarını yazıyorlar?” diye sorması üzerine İhsan Bey “ Milli Mücadele hesabına çalışan M.M. Grubu ile Felah Grubunun Ankara’da Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaletine çekilen telgrafları” olduğunu söyledi. İsmet bunun üzerine “ siz merkezi kurmadan bu gruplar nasıl haberleşiyordu?” diye sordu ve İhsan Bey de cevaben “ sonradan öğrendim çok güç şartlar altında haberleşiyorlarmış. Mesela buradan Ankara’ya bir haber ulaştırabilmek için teşkilata mensup motörlerle İnebolu’ya hususi suretle haberci gönderiyorlar. Bu haberci ulaştırılması lazım gelen haberi Miralay Nidai Beye bildiriyor. Nidai Bey de ayrı bir vesai (araç) ile haberi Ankara’ya iletiyor” dediğinde İsmet “ Korkunç bir zaman kaybı bu. Gizli merkezin Milli Mücadelemiz safındaki bir metnin ehemmiyetini şimdi daha iyi takdir ediyorum” dedi. Bunan üzerine İhsan Bey de “ İşgal zabıtasının vaat ettiği altınların sebebi de anlaşılıyor değil mi?” diye sordu. İsmet “ Evet bu bir orduyu harp dışı kılmak kadar mühim bir muvaffakiyet olur onlar için” diye cevap verdi. Bu konuşmalardan sonra İhsan Beyi, İsmet’e hemen o günden itibaren görev almasını istedi. Sonra da Ankara ile İstanbul’un temasının kesilmesinin memleket için çok zararlar doğurabileceği uyarısında bulunarak, arkadaşlarının hasta olması sebebiyle, onlar iyileşene kadar göreve devam etmesini söyledi.


İhsan Bey İstanbul Telgrafhanesindeki yokluğunun dikkat çekmemesi için İsmet’e 15 gün izin yazacağını ve bu zaman içerisinde merkezden çıkmamasını söyledi. İsmet hayatında aynı anda bu derece karışık hisler yaşamamıştı. İhsan Bey elini İsmet’in dizine koydu ve bu görevi en yakınlarına dahi söylememesini tembih etti. Sonra birlikte Laleli yokuşunu tırmandılar. İhsan Bey Bilgi vermeye devam ediyordu. “ İşgal kuvvetleri zabıtası ile mücadelemiz adeta zeka müsabakası halini aldı. O kadar çok hilelere başvuruyorlar ki aldanmamak için çok uyanık durmak lazım” İsmet Bunu önlemek için ne gibi tedbirler alındığını sorması üzerine İhsan Bey “ Ankara merkeziyle her gün aramızda parola değiştiriyoruz. Telden karşımıza çıksalar bile parolayı vermeyecekleri için pusuya düşüremezler… Bu gün bizimki (zafer) Ankara’nın ki (Necat) dedi.


Konuşmanın devamında İhsan Bey, Gizli Telgraf Merkezini Hat-Fen Memuru Hacı Mümtaz Bey ile kurduklarını söyledi. İsmet’in neden uzaklarda merkezi kurmadıklarını sorduğunda İhsan Bey “ O taktirde merkezi çabucak bulurlar” diye cevap verdi. İsmet’in “ Peki şimdi ayaklarının dibindeki merkezi nasıl bulamıyorlar” sorusuna İhsan Bey “ Bizim bu derece çılgınca bir cesaret göstereceğimizi katiyen tahmin etmiyorlar. Onların Büyük Postaneyi aramak hatırlarından bile geçmiyor” diye cevapladı. İsmet’in nişanlısı ve ailesinin merak etmemesi için İhsan Bey, İsmet’in evine bir kişi gönderdi. Gelen kişi İsmet’in İstanbul Telgraf Müdürü İhsan Bey tarafından Ezine’de rahatsızlanan memurun yerine görevlendirdiğini haber verdi. İsmet nöbetinde kitap okurken telgraf makinası “PR (pere) PR (pere) diye gizli merkezi arıyordu. Artık İsmet PR Gizli Telgraf Merkezinin memuru olmuştu. Kendilerini bile bile ölüme atmak demek olan bu görevi kabul eden genç, cesur ağzı sıkı ve ateşli vatansever telgraf memurlarından birisi daha görev başındaydı.


ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN / 126-127-128-130-131

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG