20 Şubat 1921

Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Kazım Karabekir'e, Gürcüler Ardahan ve Artvin'i kendiliklerinden terk etmezlerse askeri harekata geçmesini emretti. Karabekir, Gürcülere haber göndererek adı geçen yerlerin işgal edileceğini bildirdi ve birliklere de hareket emri verdi. 22'de Ankara, bu konudaki isteğini resmen bildirecek, Gürcü Hükümeti bunu protesto edecek, ancak isteği kabul etmek zorunda kalacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal, Büyük millet Meclisi'nin Celalettin Arif, Rıza Nur gibi hala umut kesmediği ve Avrupa görmüş diye nitelediği bazı üyelerini doğru yola çağırıyor: Bunlar altı yüz küsür yıllık bir devletin Leninlere, Troçkilere imtisalen Bolşevikleşmesine katlanamadılar. Mustafa Kemal bir Lenin, Büyük Millet Meclisi bir Sovyet! Bir de yanın yamalak bir ordu... Sonra da hesapsız ihtilal mahkemeleri. Ortaçağda olsaydı bu iş yürürdü. Lakin zamanımızda elbet de yürümez.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Kral Konstantin, geçen gün verdiği demeçte, Kemal’in Yunan orduları tarafından haritadan silinebilecek bir balon olduğunu belirtmiş ve adi bir asi olmaktan öteye geçemeyen birisiyle uğraşmaya bile değmeyeceğini de sözlerine eklemiştir.


Tahtından indirilen bir kralın, İtilaf Devletlerinin yüksek yetkililerine oranla, daha çok gerçekçi hükümlere varabildiği görülüyor. Bütün dünya halkı kralın görüşüne katılmakta ve Kemal’in ilgiye değer bir kişi olmadığını kabul etmektedir. Ne var ki Yunanistan için bir balon kadar hafif olan bu adam İtilaf Devletleri için yerinden oynatılması güç bir kaya haline gelmiştir. Yakın Doğu’da kendi çıkarlarını kovalamak çabasıyla bencilce davranan Avrupa devletleri, Kemal’i bir kaya haline getirmişlerdir.


Ermeni ve Rumların bugüne dek Türklerden çektikleri artık bardağı taşırmıştır. Balonu patlatma şansını kullanmak isteyen bu milletlere yardım edilmelidir. Amerika halkı, mazlum Hıristiyan milletlerinin bir an önce bütün haklarına kavuşmasını diliyor.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 125 – 126


Rusya’da çarlık rejimini yıkan Bolşevikler batıya karşı cephe almış, bu kapsamda çevre ülkelerle işbirliği içine girip siyasal olarak yayılabilme politikası yürütmeye başlamışlardır. Bu arada halihazırda Batılı güçlerle savaş halinde olan Türkiye de bir anlaşma yolu bulmak için Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyeti Rusya’ya göndermişti. İki ülke arasında 24 Ağustos 1920’de bir anlaşma tasarısı üzerinde uzlaşmaya varılmasına rağmen, Çiçerin’in Kafkasya’da Türkiye’ye ait bazı yerlerin Ermenistan’a verilmesini ısrarla istemesi üzerine bir anlaşma imzalanması mümkün olmamıştı.


Ruslar Ankara Hükümeti’nin Yunan saldırısı karşısında zor günler geçirdiğinin farkındaydı. Türkiye’nin bu şartlarda tavize mecbur kalacağını düşünmekteydiler. Filhakika Yunan Kuvvetleri 8 Temmuz’da Bursa’yı, 20 Temmuz’da Tekirdağ’ı, 25 Temmuz’da Edirne’yi ve 29 Ağustos’ta da Uşak’ı işgal etmişlerdi. Yunanlıların bu ilerleyişi TBMM’de tartışmalara neden olmuş, bir grup milletvekili yardım karşılığı Sovyetlerin şartlarının kabul edilmesini istemiştir. Ancak, TBMM Mustafa Kemal’in de muhalif olduğu bu görüşü reddetmiş 21 Kasım 1920’de Meclis’in kararı, Moskova’da bulunan Bekir Sami Bey’e iletilmiştir.


Moskova ile Ankara arasındaki bu anlaşmazlıklara rağmen Çiçerin Ekim ayında Budu Mdivani’yi Ankara’ya elçi olarak atamıştır. 21 Kasım’da da Ali Fuat Paşa Moskova’ya ilk Türk büyükelçisi olarak atanmıştır.


Sovyet Rus Elçisi Budu Mdivani elçilik heyetiyle 28 Aralık 1920’de Ankara’ya gitmek üzere Kars’a gelmiştir ve bu heyette Mustafa Suphi başkanlığındaki Türk Komünist Fırkası da ona eşlik etmekteydi. Bu ekip Kars’ta bulunduğu 24 gün müddedince bölgede komünizm propagandası yapmıştır. Bu propaganda özellikle Molokanlara tesir etmiş ve Molokan köylerinden Bolşevik taraftarı gösteriler daha Budu Mdivani Kars’tan ayrılmadan etkilerini göstermeye başlamıştır.


Kazım Karabekir Paşa, cereyan eden bu durum karşısında Budu Mdivani’yi “Türk milletinin istiklalini kurtarmak için bütün emperyalist kuvvetlerle boğuşurken, içimizden bizi devirmek isteyenleri de düşman sayıp tedbirler almaktan çekinmeyiz” diyerek sert bir diplomatik dille uyarmış ve durumu Ankara’ya rapor etmiştir.


Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis Hükümeti’nin Başkanı olarak izlediği politika, Sovyet Rusya ile dostluk ilişkilerinin geliştirilerek emperyalist düşmanlara karşı bir ittifak kurulması yönünde ise de, ülkemizde komünizm propagandası yapılmasına kesin olarak karşıydı. Nitekim 16 Eylül 1920’de Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği telgrafta: “… bila kayd-ü şart Rus tabiyeti demek olan dahildeki komünizm teşkilatı gaye itibariyle tamamen bizim aleyhimizedir. Gizli komünizm teşkilatını her surette tevkif ve teb’it etmek mecburiyetindeyiz” denmekteydi.


Bu arada Budu Mdivani’nin bu faaliyetleri, ortaya bir Molokanlar sorununu çıkaracak ve Moskova-Ankara arasında anlaşmazlık konusu olacaktı. Molokanların Bolşevik hareketleri neticesinde 20 Ocak 1921!e kadar memleketi terk etmemeleri halinde askere alınacaklarına dair karar verilmiştir. Bu sorunlar, daha sonra M.Frunze’nin Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı görüşmeler sonucunda olumlu yönde çözüme kavuşturulmuş ve Molokanların büyük kısmı 1922 yılı içerisinde Rusya’ya göçürülmüştür.


Budu Mdivani elçilik maiyetiyle Ankara’ya 20 Şubat 1921’de gelmiştir. Böylece Ankara’ya ilk Sovyet elçisi gelerek, iki ülke arasında ilk resmi ilişki kurulmuştur.


MİİL MÜCADELEDE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN YABANCILARLA TEMAS VE GÖRÜŞMELERİ / Doç Dr. CEMAL GÜVEN / 168-169


1917’deki Rus Devrimi’nden hemen sonra Bolşevikler, 1.Dünya Savaşı sırasında imzalanan gizli anlaşmaları açıklamış olmasına, 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk Barış antlaşmasını imzalamasına rağmen Osmanlı ile Sovyetler arasında uyumlu ve olumlu ilişkiler kurulamamıştı. Çünkü Rusya’daki yeni rejime kaygılı bakılıyordu. Ama “Mondros Ateşkes Antlaşması’nı izleyen dönemde, İtilaf Devletleri’nin Türkiye’yi parçalamaya yönelik davranışları, Türk halkı, özellikle Türk aydınları arasında geniş ölçüde kin ve nefret duyguları yaratıyor, onları Sovyet Rusya’daki rejime kaygılı değil, içten sempatiyle bakmaya zorluyordu. Hatta bu aydınların bazıları, Sovyet sisteminde, Türkiye’ye de uygulanabilir deneyler olduğuna da inanmaya başlıyorlardı. Bu dönemde komünizmin bir ölçüde İslam’ın yeniden açıklanması olduğu yolunda halk arasında geniş boyutlu propaganda yapılıyor, bazı kimseler Karl Marx’ın eseri “Das kspital”in Kur’an-ı Kerim’in çevirisinden başka bir şey olmadığına inanıyorlardı. İtilaf Devletleri’ne karşı girişilen diplomasi mücadelesinde etkili bir silah olarak kullanılabilirdi”


“Ruslara göre ihtilalci Türkiye, Sovyet Rusya’nın çok nazik olan güney sınırında etkin bir tampon bölge teşkil etmekle kalmayacak, İtilaf Devletleri’nin Rusya’yı bloke etmesine engel olacak ve tek bağımsız İslam devleti olarak onlara, Türkiye’yi Bolşevikleştirme planlarını uygulayarak, İslam dünyasını kazanma fırsatını verecekti. Bundan dolayı Türk Ulusal Akımı, Sovyet Rusya’da heyecan ve sevinçle karşılanıyordu.”


Uzun süre olumlu ve uyumlu ilişkilerin sürdürüldüğü Sovyet Rusya’ya, rejimine ve Türkiye ilişkilerine Yeni Gün’ün bakışını izlemeye çalışalım.


1.İnönü Savaşından sonraki Londra Konferansı, Türk-Sovyet ilişkilerinin şüpheci bir atmosfere girmesine neden olmuştur. Yeni Gün’deki bir yazıda konu şöyle irdelenmektedir.


“Batı karşısında yıkılmadan milliyet prensibini savunan Muhtar Bey, Doğu Siyaseti’ne de bir o kadar sahip çıkmıştır. Doğu Siyaseti’nin büyük bir merkezi haline gelen Moskova karşısında da milliyet prensibini dostluk havası içinde savunmuştur. Ankara ile Moskova karşılıklı olarak bazı hatalara düştüler. Özellikle Moskova Ankara hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı için hatada daha ileri gitmişti. Fakat karşılıklı hataların her iki tarafça gösterilen iyi niyet ile yok edilebileceğini Muhtar Bay çok iyi bilir. Moskova ile Ankara ortak düşmanları karşısında her gün daha fazla yaklaşmışlar ve birbirlerine uzattıkları dostluk elini kuvvetle sıkmışlardır. Böylece bugünkü dış politikamız oluşmuştur. Düşmanlarımızın, Doğu siyasetimize karşı bir tuzak kurdukları şu günlerde Muhtar Bey’in Dışişleri Vekaleti’nden ayrılmasını üzüntü ile karşılamıştık.


Düşmanlarımız ve özellikle İngiltere: bizi Londra’ya çağırırken, Moskova’nın görüşmecisi Krassin’i bir takım tekliflerle Moskova’ya gönderiyor. Şu halde İngiltere’nin amacı, düşmanı ikiye ayırmak ve sonra birer birer imha etmektir. Bolşevizmi ticari bir barış ile öldürmeye karar veren İngiltere, bizi de Londra’da siyasi bir barış imzalamaya çağırıyor ve öyle öldürmek istiyor”


Londra’da İngilizlerle ticari bir anlaşma üzerinde görüşen Krassin’in Anadolu için çok zararlı bir anlaşma ile Moskova’ya döndüğü yolundaki haberlere göre, Sovyet Hükümeti, Afganistan, İran ve Anadolu üzerindeki her türlü ilişkisini keserek meydanı İngiltere’ye bırakıyordu. Bu habere inanmak Rusya’da büyük bir azim ile başlayan İnkılabın iflasını kabul etmek demekti.


KURTULUŞ SAVAŞINDA ANADOLUDA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 13-14

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG