20 Aralık 1918 Cuma

.

-Mustafa Kemal Paşa Padişah’la üçüncü görüşmesini yaptı. (Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan / syf 68)

-21 Aralık 1918 günü padişah meclisi fes edecekti. Bir söylentiye göre padişah meclisi kapatma konusunda görüşmede M.Kemal’e danışmış, kendisini başa getirecek bir model için M.Kemal bu öneriyi desteklemiş. Lord Kinross bu görüşün doğru olmadığını belirtiyor ve ‘Mustafa Kemal’e kalsa buna çoktan razıydı. Ancak padişahın tasarısı başkaydı. Vahdettin kaderini İngilizlere teslim etmişti.’ Diyor. (Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 109)

-M.Kemal bu konudaki düşüncelerini bir ay evvel yani 18 Kasım 1918’de Vakit gazetesindeki söyleşişinde açıkça belirtmişti: Ulusun ve memleketimizin pek muhtaç olduğu barışı sağlayacak hükümet, bugünkü mebuslar meclisine dayanmak zorundadır. Meclisin milleti temsil etmediği gibi dedikodulara aldırış edilmemelidir. Meclisin kapatılması, M.Kemal ve arkadaşlarının hükümette yer almak konusundaki girişimlerinin sonuçsuz kalışı, M.Kemal’i bir iç hesaplaşmaya yöneltti, çıkış yolu bulmakta zorlanıyorlardı. (Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 110)

-1919 Aralık ayının 11,13 ve 17. Günleri yayınlanan Minber’in birçok yerinin beyaz çıktığı ve sansüre uğradığı görünmektedir. 20 Aralık 1918’de Minber umut vermek için ‘Hükümet ve millet el ele vererek tarihimizde misli görülmemiş bu buhranlı günleri aşmaya mecburuz. Milletin meseleleri sahip çıkışı umut vericidir.’ Diyordu. Hükümete şiddetle karşı çıkan ve muhalefet yapan Minber’in basın yaşamını sürdürmesi o günlerde çok önemliydi. Ama ne yazık ki Minber sansürün ve mali durumun baskılarına dayanamadı ve 20.12.18’de son sarısını çıkararak yayınına son verdi. (Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 85)

-Ali Fuat Cebesoy sıtma hastalığı nedeniyle İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Cebesoy aynı gece Mustafa Kemal’in Şişli’deki evine gitti. O gece yapılan genel değerlendirmede şu tespitlere varıldı:

*İşgalciler 7.maddesini diledikleri gibi yorumlamaktalar

*İşgalciler her istediklerini hükümete kabul ettirmekteler

*İttihatçı damgası vurulan yöneticiler görevden uzaklaştırılıp yerine yeteneksiz kimseler getiriliyor

(Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 102)

-Mustafa Kemal ve Ali Fuat Cebesoy’un aldıkları kararlar ise şöyleydi:

*ordunun terhisini durdurmak

*silah, cephane ve teçhizatı düşmana vermemek

*genç ve yetenekli kumandanları kıtaları başında bulundurmak

*halkın maneviyatını yükseltmek

(Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 103)

-İki yakın arkadaş bu milli direniş yolunu açabilmek için iki önemli konuyu çözmek gerektiğine inandılar

*Ya hükümeti devirmek yeni bir hükümet kuruluşu sağlamak

*Ya da milli mukavemete taraftar bir Harbiye ve Dahiliye nazırını iş başına geçirmek

Birincisi şimdilik onlara imkansız görünüyordu. İkincisini gerçekleştirmeye çalışacaklardı. Mesela Mustafa Kemal’in Harbiye Nazırlığını üstlenmesi pek uygun olurdu.

(Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 103)

Kasım Aralık 18 için ek bilgi

-Mustafa Kemal ve arkadaşlarının arayışları ve çabaları sürüyordu. Ne yapıp yapmalı, Mustafa Kemal hükümette Harbiye (Savaş) bakanı olarak yer almalıydı. (Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 116)

-Savaş Bakanlığını neden ısrarla istediğini Atatürk’ün kendi anlatımıyla verelim:

‘Ben barışın çabuk gelmeyeceğini biliyordum. Barışa kadar çok bunalımlı durumlar karşısında kalacaktık. İşte bu sıralarda vatana ciddi hizmetlerde bulunabileceğim düşüncesindeydim.’

Orduya komuta eden bir Harbiye Nazırı padişaha söz geçirebilir, böylece vatanın parçalanmasını engellenebilir, ulusal çıkarlar korunabilirdi. Padişah Osmanlı Devleti’nin kayıtsız şartsız teslim olmasından başka çare görmezken, Mustafa Kemal eğer yetkili bir makama gelirse işlerin tersyüz edileceğine inanıyordu.

-Mustafa Kemal’e göre, Osmanlı devleti zaten halkı Türk Olmayan topraklarından vazgeçmişti. Balkanlar çoktan kopmuştu. Bu durumda Türklerin çoğunlukta olduğu Anadolu ve Trakya’daki topraklar üzerinde, Türk devleti varlığını sürdürmeliydi.

-Mustafa Kemal, Nisan 1920’de Yunus Nadi’ye neden savaş bakanı olmak istediğini anlatmıştır:

Bak Nadi bey işler nerelere kadar sürüklendi geldi, dedi. Fakat bu işler böyle olmadan da, belki çok evvel ve daha çok kolay olarak sorunu çözmek olanaklıydı. Ahmet İzzet Paşa oluşturacağı hükümette bana Harbiye Nezareti’ni versin diye Adana’dan telgraf çektim. Kendisi bunu makam hırsı olarka yorumlamış. Oysa ben adamlarımızı biliyordum. Orada memlekete yapılacak hizmeti en büyük yetkiyle ancak ben yapabilirdim. Eğer ben o hükümette bulunsaydım işi daha İstanbul’un eşiğinde iken çözerdim. Elbette karaya İtilaf Devletleri askerlerini çıkartmamak için kesin önlemler alırdım. Ne olacaksa orada olurdu. Ve emin olabilirsin Nadi bey ki, karaya işgalci askerleri dahi pekala çıkmayabilirdi!

(Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 125)

Kasım Aralık 18 için ek ve ÇOK ÖNEMLİ bilgi

-Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği görevlerini yapmış olan Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eserleri adlı kitabı yazarken Atatürk’le uzun görüşmeler yapma olanağı bulmuştu.

Bu görüşmelerden birinde, konu Atatürk’ün İzzet Paşa hükümetinde yer almak istemesine geldi.

Buyur:

İsteğiniz olsaydı ne yapardınız? diye sordu.

Atatürk’ün yanıtı açık ve kesindir.

‘Padişah ve hükümeti alıp Anadolu’ya çekilir, müterake ve barış görüşmelerini oradan idare ederdim.’ Demişti.

-Bu konuşmadan çıkan sonuç şudur:

*M.Kemal İtilaf devletlerinin sadece İstanbul’u değil tüm yurdu işgal edeceklerini biliyor ve görüyordu.

*Savaş Bakanı olarak işgallere kesin karşı durmak ve boyun eğmeden müzakere yapmak stratejisini izlemek istiyordu.

*Tüm bu önlemler başarılı olmazsa padişahı Anadolu’ya geçirmek ve ulusal savaşı padişahla birlikte başlatmak istiyordu.

Böylece Ankara’da TBMM’yi açmaya ve bir hükümet kurmaya gereksinim kalmadan, daha 1918 sonbaharında İstanbul hükümeti, padişahla birlikte Anadolu’da güvenlikli bir bölgeye taşınacak, işgal güçlerinin elinde kukla olmak durumdan kurtulmuş olacaktı.

-Atatürk’ün bu inanılmaz derecedeki büyük tasarımını destekleyen bir bilgi daha vardır:

*Atatürk’ün Anadolu’daki etkinliğini engellemek için 12 Ocak 1920’de Osmanlı Mebusan Meclisi İstanbul’da toplantıya çağırıldı. Mustafa Kemal’in yakınında bulunan Mazhar Müfit bey hiç de beklemediği bir gün Vahdettin tarafından saraya davet edildi.

Padişah, Mazhar Müfit beye sordu: ‘Beyefendi, düşmandan memleketimizi kurtarmak için ne gibi çare düşünüyorsunuz?’

Mazhar Müfit bey: ‘Efendimizin Anadolu’ya hatta Bursa’ya kadar teşrifiyle mesele halolur. Çünkü halk padişahlarını başlarında görürse bir kıyam-ı umimiye (genel bir ihtilal) olur ki düşman buna dayanamaz.’

Vahdettin bu yanıtı alınca, birden hiddetlendi: ‘Ulu atalarımızın başkentinden bana firar mı teklif ediyorsunuz?’

Mazhar Müfit: ‘Hayır, milletin ve vatanın bu sıkışık ve zor zamanında ecdad-ı izamınız gibi milletin başına geçmenizi teklif ediyorum.’

Bu sözleri işitince de padişah başını çevirdi, denize bakmaya başladı. Bu tavır, görüşmenin bittiği anlamına geliyordu.

(Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 125)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG