20 Ekim 1921

Türk-Fransız anlaşması. Türkiye'nin savaşı kazanacağı konusundaki tereddütleri Sakarya Zaferi ile giden Fransa'yla imzalanan anlaşma, Ankara Hükümeti'nin de ilk kez batılı bir devlet tarafından tanınması anlamına da geliyor, Türkiye'nin Hatay ili dışında kalmak üzere bugünkü güney sının çiziliyor. Fransa ile savaşa son veriliyor. 13 maddelik anlaşmaya göre aynca, esirler ve tutuklular karşılıklı serbest bırakılıyor. Ordular en geç iki ay içinde yeni sınırlara çekiliyor. Boşalulan arazide genel af ilan ediliyor. TBMM, azınlıkların haklarım tanıyor. Fransız Kurulu Başkanı Franklin Bouillon ile Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, karşılıklı mektuplar da alıp verdiler. Tıirkiye'nin mektubunda Hatay'da Tıirklere bazı kolaylıklar sağlanması, Suriye'nin Duyunu Umumiye borçlarına kaulması, Bouillon'un mektubunda ise Tıirkiye'de ekonomik kolaylıklar isteniyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin, Yunan ordusunun Anadolu'da yapuğı zulmıi protosto etti


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunanlılar Çaldağı'nda Şeyhelvan Dağı'na saldırarak burayı ele geçirdiler. Tıirk birlikleri Menderes'in gıineyine çek.ilmek zorunda kaldı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Moskova'da bulunan Dr. Nazım, Cavit Bey'e yazdığı mektupta, Enver Paşa ile Batum'a gidişlerini ve oradaki çalışmalarını anlatu. Anadolu'da halkın Mustafa Kemal'in yönetiminden hoşnut olmadığını, İttihat ve Terakki'ye bağlı olduğunu ileri sıirdıi. Enver Paşa'nın Batum'dan Moskova'ya döneceğini yazdı. Mektupta şöyle denildi: Mustafa Kemal ve yakınlan, bu memleketi idare edebilecek adamlar değildir. Ruh ve iktidarca pek aşağıdırlar. İttihat ve Terakki'nin diriltilmesine şiddetle taraftarım. Enver Paşa'nın İslam alemindeki etkisi cidden büyüktür"


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Selahattin Adil, Bey, 15 Ekim 1921'den geçerli olmak üzere generalliğe terfi etti


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Güleryüz: Pahalılık yüzünden, bak-al iken bak-kal olan dükkan. -"Haydi Ankara'ya gidelim" diyen Konstantin'e Kraliçe Sofia'nın cevabı: Evladım, senin bugün asabiliğin üstünde, biraz nane ruhu koklar mısın?


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nutuk’tan/


Fransız Hukumeti ile Yapılan Goruşmeler ve Ankara Antlaşması


Efendiler, Sakarya Zaferinden sonra, Batı ile yaptığımız olumlu ve verimli temas ve goruşmeler Ankara Antlaşması ile sonuclanmıştır. Bu anlaşma Ankara'da, 20 Ekim 1921'de imza edilmiştir. Bu konuda ozet halinde bir bilgi vermek icin, kısa bir acıklamada bulunayım. Bekir Sami Bey'in başkanlığındaki delegeler heyetinin gittiği Londra Konferansından sonra, bildiğiniz uzere, İkinci İnonu Zaferiyle sonuclanan Yunan taarruzu geri puskurtulmuştu. Bir zaman icin, askeri durum sakinleşti. Rusya ile Moskova Antlaşması imzalanmış ve doğudaki durumumuz acıklık kazanmıştı. İtilaf Devletlerin'den ılımilli ilkelerimize saygılı olabileceklerle anlaşmanın yararlı olacağı duşunulmekteydi. Adana, Antep ve dolaylarını yabancı işgalinden kurtarmak, bizce onemli gorulmekteydi. Ceşitli sebeplerle, Suriye'den başka adı gecen illeri işgalleri altında bulunduran Fransızların da bizimle anlaşma eğiliminde olduktan anlaşılıyordu. Gerci, Bekir Sami Bey'in, Mosyo Briand(Briyan) ile yaptığı fakat milli olmayan anlaşma reddedilmişse de ne Fransızlar ne de biz çarpışmaları surdurmeye istekli değildik. Bu yuzden her iki taraf birbiriyle goruşme yollarını aramaya başladı. Fransız Hukumeti, eski bakanlardan Mosyo Franklin Boullion'u once gayri resmi olarak Ankara'ya gondermişti. 9 Haziran 1921 tarihinde Ankara'ya gelen Mosyo Franklin Boullion ile Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve Fevzi Paşa Hazretlerinin de katılmasıyla, bizzat iki hafta suren goruşmeler yaptım. Birbirimizi tanımayla gecen ozel bir buluşmadan sonra, 13 Haziran 1921 Pazartesi gunu, Ankara istasyonundaki bana ait dairede yaptığımız ilk toplantıda goruşlerimizin hareket noktasını belirtmek gerektiğinden soz ederek konuşmaya başladık. Ben, bizim icin hareket noktasının Misak-ı Millide tespit edilen ilkeler olduğunu ortaya attım. Mosyo Franklin Boullion, ilkeler uzerindeki tartışmanın gucluklerini ileri surerek, Sevr Antlaşmasının bir oldubitti olarak ortada bulunduğunu soyledikten sonra, Londra'ya Bekir Sami Bey'le Mosyo Briand'm yaptıkları anlaşmayı temel almanın ve bu anlaşmanın Misak-ı Milli’ye aykırı olan noktaları uzerinde tartışmanın yerinde olacağı goruşunu savundu. Bu teklifimde haklı olduğunu gostermek icin, Londra'ya giden delegelerimizin Misak-ı Milliden soz etmediklerim, Misak-ı Millinin ve Milli Mucadelenin değil, Avrupa'da, daha İstanbul'da bile değeri anlaşılmamış olduğunu soyledi. Ben verdiğim cevaplarda dedim ki: "Eski Osmanlı İmparatorluğu'ndan yeni bir Turk Devleti doğmuştur. Bunu tanımak gerekir. Bu yeni Turkiye, her bağımsız devlet gibi haklarını tanıtacaktır. Sevr Anlaşması, Turk milleti için Oylesine uğursuz bir olum kararnamesidir ki onun bir dost ağzından cıkmamasını dileriz. Bu konuşmamız sırasında bile Sevr Anlaşmasını ağzıma almak istemem. Sevr Anlaşmasını kafasından cıkarmayan milletlerle guven temeline dayanan ilişkilere girişemeyiz. Bize gore boyle bir anlaşma yoktur. Londra'ya giden delege heyetimizin başkanı eğer bundan bahsetmemişse, verdiğimiz talimat ve yetki çerçevesinde hareket etmemiş demektir. Yanlış iş gormuştur. Bu yanlışlık yuzunden Avrupa ve ozellikle Fransız kamuoyunda ters etkiler doğduğu goruluyor. Bekir Sami Bey'in gittiği yoldan hareket edersek, biz de aynı yanlışlığı yapmış oluruz. Avrupa'nın Misak-ı Milliden haberdar olmamasına imkan yoktur. Avrupa Misak-ı Milli deyimini oğrenmemiş olabilir. Fakat, yıllardan beri kan doktuğumuzu goren Avrupa ve butun dunya, şu kanlı mucadelelerin nemden ileri geldiğini elbette duşunmektedir. İstanbul'un Misak-ı Milliden ve Milli Mucadeleden haberi olmadığı yolundaki sozler doğru değildir. İstanbul halkı, butun Turk milleti gibi. Milli Mucadeleyi bilmektedir ve ondan yanadır.

Bu mucadeleyi bilmezlikten gelen ve ona karşı görünen kimseler azdır ve milletce de tanınmaktadır".

Franklin Boullion, Bekir Sami Bey'in kendisine verilen talimat ve yetki dışma cıkarak hareket etmiş olduğu yolundaki sozlerim uzerine dediler ki: "Bundan soz edebilir miyim?" Sozlerimi istediği yerlere bildirip anlatabileceğin, soyledim. Mosyo Franklin Boullion, Bekir Sami Bey'le yapılan anlaşmadan ayrılmamak icin mazeret ileri sürerken Bekir Sami Bey'in bir Misak-ı Milli olduğundan ve onun sınırları dışına cıkamayacağından soz etmediğini, eğer bundan soz etmiş olsaydı, o zaman ona gore goruşulup gerektiği şekilde hareket edilebileceğini; ancak, şimdi durumun gucleştiğini tekrarladı. Batıdaki kamuoyu: "Bu Turkler, delegeleri vasıtasıyla bunu nicin dile getirmemişler de şimdi yeni yeni meseleler cıkarıyorlar." diyeceklerdir. Nihayet, uzun goruşme ve tartışmalardan sonra, Mosyo Franklin Boullion, Misak-ı Milliyi okuyup anladıktan sonra yeniden goruşmek uzere, toplantının ertelenmesini teklif etti. Ondan sonra Misak-ı Millinin maddeleri baştan sona kadar birer birer okunarak goruşuldu ve tartışma v a devam edildi. Uzerinde en cok durulan nokta, kapitülasyonların kaldırılması ve istiklalimizin tam olarak sağlanmasını isteyen madde oldu. Mosyo Franklin Boullion, İm meselelerin incelenmesi ve uzerinde durulması gerektiğini bildirdi. Ben bu noktaya cevap verdim. Soylediklerimin ozeti şuydu: "Tam istiklal, bizim bugun uzerimize aldığımız gorevin can damarıdır. Bu gorev, butun millete ve tarihe karşı yuklenmiştir. Bu gorevi yuklenirken, ne olcude başarılabileceği uzerinde hic şuphe yok ki cok duşunduk. Fakat sonunda vardığımız kanaat ve inanc, bunda başarılı olabileceğimizdir. Biz, boyle işe başlamış adamlarız. Bizden oncekilerin yaptıkları yanlışlıklar yuzunden milli’timiz sozde var sanılan istiklaline gercekte sahip değildi. Şimdiye kadar Turkiye'yi uygarlık dunyasında kotu gösteren neler duşunulebilirse hep bu yanlışlıktan ve bu yanlışlığa boyun eğmekten ileri gelmektedir. Bu yanlışlığa boyun eğmenin sonucu, mutlaka, ulke ve milletin butun haysiyetini ve butun yaşama kabiliyetini kaybetmesine ve ondan yoksun kalmasına yol acabilir. Biz haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen milletiz. Bu vasıflardan yoksun kalmaya katlanamayız. Aydın olsun cahil olsun, istisnasız milletimizin butun fertleri, belki işin icindeki gucluğu iyice kavramamış olsalar bile, bugun yalnız tek bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, istiklalimizin tam olarak kazanılması ve devam ettirilmesidir. Tam istiklal demek, elbette, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri kulturel vb. her alanda tam bir bağımsızlığa ve hürriyete kavuşmak demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden yoksun kalmak, millet ve ulkenin gerçek anlamıyla butun istiklalinden yoksun kalması demektir. Biz, bunu elde etmeden barış ve huzura kavuşacağımız inancında değiliz. Şekil ve usullere uyarak barış yapabiliriz, anlaşma yapabiliriz. Ancak, istiklalimizi tam olarak sağlamayacak olan bu gibi barışlar, uyuşma ve anlaşmalarla, milletimiz hicbir vakit varlığa ve huzura kavuşmayacaktır. Belki de silahlı mucadelesini bırakarak, yıkıma suruklenmeye razı olacaktır. Eğer milletim buna razı olsaydı, bunu kabul edebilecek yaradılışta bulunsaydı, iki yıldan beri mucadele etmeye hic de gerek kalmazdı".


Mosyo Franklin Boullion, bu sozlerim karşısında, ciddi ve samimi olarak bazı goruşler ileri surdu ve en sonunda da bunun zaman meselesi olduğu goruşunu belirtti. Efendiler, Mosyo Franklin Boullion ile onemli ve ikinci derecede kalan sorunlar uzerinde gunlerce goruştuk. Sonuc olarak birbirimizi, duşuncelerimizle, duygularımızla ve tutumlarımızla anlayabildik sanırım. Fakat Fransız Hukumeti ile, Turk Milli Hukumeti arasında, kesin anlaşmanoktalarımın tespit edilebilmesi icin biraz zaman geçmesi zaruri oldu. Ne bekleniyordu? Belki de Turk milli varlığının Birinci ve İkinci İnonu Muharebesinden sonra daha buyuk bir eserle ispatlanmış olması. Gercekten de Mosyo Franklin Boullion'un kesin karara vararak imza ettiği Ankara Antlaşması, Sakarya Meydan Muharebesinden otuz yedi gun sonra, arz etmiş olduğum gibi, 20 Ekim 1921'de doğmuş olan bir belgedir.

Bu anlaşma ile siyasi, iktisadi, askeri vb. hicbir alanda bağımsızlığımızdan hicbir şey feda etmeksizin, vatan topraklarımızın değerli parcalarını işgalden kurtarmış olduk. Bu anlaşma ile milli davamız ilk defa olarak Batı devletlerinden biri tarafından onaylanmış ve acıklanmış oldu. Mosyo Franklin Boullion, bundan sonra birkac kere Turkiye'ye gelmiş, Ankara'da ilk gunlerde, aramızda kurulan dostluk duygularını belirtme yolları aramıştır.

-----

Sakarya’dan sonra dünya, Türk zaferine inanır olmuştu. Fransız eski Sömürgeler Bakanı Franklin Bouillion, Ankara’ya Sakarya’dan önce gelmiş, durumu görmüş, anlaşma imzasını uzatmış, Sakarya başlayınca kararını, bir kader savaşı olan bu çatışmanın sonucuna bırakmıştı.

Türk zaferi, Fransız diplomatını yeniden masa başına oturtmuştu.

Gazi, sınırların Maraş-Antep’le ilgili kısımlarının belirlen­mesinde Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey’e yardımcı olmamı emretmişti.

Şimdi düşündükçe dudaklarımda acı ile tatlı arası iz bırak­mış bir tebessüm dolaşıyor. Yusuf Kemal Bey, Paris’te hukuk öğrenimini tamamlamış Kastamonulu bir halk çocuğuydu. Sa­nırım ilk yaşlarında kafasına sarık da sarmıştı. Açık yürekli, güzel konuşan, hukuk biliminin kuramlarını iyi sindirmiş ki­şilerin inandırıcı mantığını taşıyan, konuşma kadar dinle­mesini de bilen, ancak Mustafa Kemal’i gördükten ve tanıdık­tan sonra Ulusal Mücadele’nin zaferle sonuçlanacağına inan­mış, bu inanca da sonuna kadar sadık kalmış, yurtsever ve dü­rüst bir devlet adamıydı. Osmanlı Meşrutiyet Meclisi’nin son iki devresinde Kastamonu ve Sinop milletvekili olarak bulun­muştu. Fransızca konuşurken bile K’ları G diye söylemesi meş­hurdu.

İşte bu zatla, Antep-Maraş sınırlarını çizerken öylesine ay­rılığa düştük ki, özellikle Kilis’in en verimli ve ovanın uzan­tısı topraklarını Suriye’ye bırakma konusunda Franklin Bouillion’un ısrarına karşı koyamadığını söylediği gün hırsımdan önce -lütfen beni affedin- kalkıp boğazına sarılmamak veya avaz avaz bağırıp, "Orada ölenler senin beceriksizliğin için mi can verdiler? Okumaz olsaydın Paris’te de, bu herif­lerin hayranı olmasaydın. Defol, yıkıl!- Müstemleke çaresi­zi!” diye haykırmamak için gülmeye başladım. Ellerim de, avuçlarımı acıtacak kadar kendi cildimi sıkıyordu, iri cüssem, yüzümü çepeçevre çeviren kapkara sakalım, kafamda asga­ri otuz santimlik -sakalımla çelişki oluşturan- beyaz uha- ra kalpağı vardı. Bu görünümdeki bir kişinin yu se ses i gülüşüne tanık olunca beni çıldırdı zanneden Yusuf Kemal Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya:

“Bu sizin Kılıç Ali, Maraş-Antep’le Suriye arasındaki sını­rın Antakya-İskenderun Sancağı adı altında özerk bir idare­ye bırakılmasına karşı çıkıyor. Kendisine imkânın de ettiğimizi anlatmaya çalıştığımda da delirmiş gi t tı a- halarla gülüyor. Sanırım biraz da deli bu adam, Paşam... Bu­na bir başka görev verseniz iyi olur” demiş.

Paşa bana konuyu sordu. Her şeyi ayrıntılarıyla anlattım ve iznini alıp harita üzerinde düşüncemin savunmasını yaptım.

Başıyla bana hak verircesine onay işaretleri yapıyordu. Sıra, bağımsız statü ile Fransız mandasına terk edilecek Antakya-îskenderun’a gelince yüzüme uzun uzun baktı. Paşa’nın yanında gülemezdim. Nasıl oldu bilmiyorum, ağlamaya başlamışım...

Bakışları üzüntü ve sevgi doluydu.

O tarihlerde ceketin üst cebinde taşınan beyaz mendilini çıkardı ve zannederim, evet zannederim, hatta ısrar ederim gözyaşlarını belli etmemek için güldü:

“Al sil şu gözyaşlarını çocuk!.. Gerek yok buna. Hepsini karışına kadar geri alacağız. Önce şu işgali başımızdan def edelim. Yunanı ezmek için güneyde rahat etmeye ve o top­raklara sahip olmaya mecburuz.”

Rahatlamıştım.

Neyin, ne zaman, nerede yapılacağını kim O’nun kadar bilebilirdi ki...

20 Ekim 1921’de Fransızlarla işgalleri altındaki vatan taklarımızın boşaltılması anlaşması imzalandı ve 25Aralık 1921’de Gazi belde, her şeyden önce evlatlarının kanı karşılığı kurtuldu. Benim rüyam da gerçek olmuştur.


(Kaynak: Kılıç Ali’nin Anıları / Hulusi Turgut / Syf 113)


13 Eylül 1921 ’de İstanbul’a gelen Franklin Bouillon, heyet üyeleriyle birlikte 15 Eylül’de İstanbul’dan bir Fransız destroyeriyle yola çıkarak İnebolu ya gelmiş ve ora­dan488 20 Eylül’de Ankara’ya ulaşmışlardır489. Fransız heyetine, İstasyonda hazırlanan daire tahsis edilmiş ve görüşmeler 24 Eylül’de başlamıştır. Franklin Bouillon’un bu defa “salahiyetnamesi” vardı491. Fransız heyeti Franklin Bouillon başkanlığında Al­bay Mougin ve Albay Sarrou’dan oluşmakta492, Türk heyeti ise Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, Malta’dan yeni dönen Ali Fethi Bey ve Münir Beylerden meydana gel­mektedir. Mustafa Kemal Paşa ise dışarıda kalarak hakem rolü üstlenmiş ve yapılan görüşmelerde ihtilâftı konuların çözümü için Bouillon ile de görüşerek anlaşmazlık konularının çözümü için bir orta yol bulmaya gayret etmiştir.


24 Eylül’de başlayan ve üç hafta süren görüşmelerde; kapitülasyonlar, Türkiye’nin güney sınırları ve azınlıklar konularında yine görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır494. Franklin Bouillon, kapitülasyonlar ve azınlıkların hukuku konusunda Yusuf Kemal Bey’in Misak-ı Millî şartları çerçevesindeki görüşlerini kabul etmeye yanaşmayarak, “Siz kapitülasyonları kaldıracağınızı mı aklınızdan geçiriyorsunuz ” demiş, buna kar­şı Yusuf Kemal Bey de: “Millî mücadele arazi için yapılmıyor, Osmanlı topraklarının dörtte üçünü oralardaki halkın iradesine bıraktık. Biz ancak istiklâl için mücadele ediyoruz. Zaman zaman sert meclis dediğiniz Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların kalktığının devletlerce kabulünü görmedikçe kılıcını kınına koymaz” cevabım vermiştir. Bunun üzerine görüşmeler kesilmiş ve üç gün Yusuf Kemal Bey, hasta olduğu özrüyle evden çıkmamıştır.


Bu arada Alı Fethi (Okyar) bir anlaşma zemini oluşması için Misak-ı Millî’ye aykırı olarak, azınlıkların hukuku konusunda yeni bir formül geliştirmiş ve Bakanlar Kurulu da bunu uygun görmüştür. Ancak Yusuf Kemal Bey’in buna yanaşmayarak istifa etmek istemesi üzerine, Mustafa Kemal, Yusuf Kemal Bey’den yana tavır ko­yarak ona Ali Fethi Bey in murahhaslıktan çekmelerini söylemiştir. Mustafa Kemal bu durumu Meclis e arz etmiş, tepki gösteren meclis, azınlıkların hukuku konusunda Misak-ı Millî nin altıncı maddesinde yazılı olduğu şeklin haricinde bir anlaşmanın kabul edilmemesi talimatını vermiştir.


Ali Fethi Bey murahhaslıktan çekildikten sonra tekrar başlayan görüşmelerde, Franklin Bouillon kapitülasyonlar ve azınlıklar hukuku konusundaki Türk önerilerini hükümetine bildirmiş ve kabul edilmesi talimatını almıştır497. Ancak görüşmelerde yukarıda da belirttiğimiz gibi esas anlaşmazlık konularından birisi güney sınırları­mızın belirlenmesi konusunda ortaya çıkıyordu. Bouillon güney hududu olarak Bekir Sami Bey’in Londra’da kabul ettiği anlaşmanın haricinde bir şeklin kabul edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmekteydi. Buna karşı Yusuf Kemal Bey pek çok kez Be­kir Sami Bey’in orada imzalamış olduğu tüm anlaşmaların meclis tarafından reddedil­miş olduğunu ileri sürse de Bouillon hükümetinin de talimatıyla hiçbir şekilde kabule yanaşmamaktaydı.


Görüşmeler bu şekilde devam ederken, Mustafa Kemal Paşa da gelişmele­ri yakından takip etmekteydi. Mustafa Kemal’in düşüncesi güney sının konusunda Bouillon’un isteklerinin zaruretten dolayı kabul edilmesinden yanaydı. Nitekim Mus­tafa Kemal Paşa cephede olan İsmet İnönü’ye güney sının konusunda görüşlerini sor­muş ve ondan: “Adana’yı ve Antep ’i kurtarmak esastır. Ondan sonra kurtarılabilecek olanları kurtarıp, anlaşmayı yapmamız ve Fransız cephesinden boşalmamız lazım. Oradaki kuvvetlere ihtiyacımız var. O bölge halkından muharebede her türlü istifade etmeye ihtiyacımız var” cevabını almıştır. Mustafa Kemal Paşa da cevaben, ben de aynı surette düşünüyorum "4" diyerek kendisiyle aynı fikri taşıdığını belirtmiştir.


Mustafa Kemal sınır konusunda diretilirse Fransa ile anlaşma yapmanın müm­kün olmayacağını anlamıştır. Mecliste Fransızlarla yapılacak anlaşma hakkında bilgi verirken, Bouillon ile yaptığı bir görüşmede onun; hudut meselesi hakkındaki Türk heyetinin itirazlarını Briand’a yazdığını ve Briand’dan aldığı talimata göre “Bu hudut Meselesini kabul ettiremediğiniz takdirde vazifeniz avdet etmektir” cevabını aldığını, buna karşı hiçbir şey yapamayacağını kendisine beyân etliğini, anlatmıştır.


Neticede sınır konusu Fransızların istediği şekilde çözümlenecektir. Yukarıda belirttiğimiz gibi güney sınırı konusunda Misak-ı Millî ye aykırı bir taviz verilmeli istenmemiş ise de, Yusuf Kemal Bey’in; "Sovyetlerle muahededen soma Avrupa^ da Fransa tarikiyle bir pencere açmaya şiddetle muhtaç olduğumuz için zaruri kabule mecbur olduk ”50' şeklinde hatıralarında belirttiği gibi. Fransızlarla anlaşılmıştır. Böylelikle 11 Mart 1921 tarihli Bekir Sami-Briand Anlaşması sınırı ufak tefek değişiklikler dışında olduğu gibi kabul edilmiştir.


Neticede çok zorlu ve çetin geçen müzâkereler sonunda, bir uzlaşmaya varılmış ve 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara İtilâfnâmesi, Yusuf Kemal Bey ile Franklin Bouillon arasında imza edilmiştir.

Fransızlarla anlaşmanın sağlanabilmesi için Türkiye’nin güney sınırında İsken­derun ve Hatay ile birlikte, burada yaşayan çok sayıda Türk ün Misâk-ı Millî sınırlan dışında kalması kabul edilmekle birlikte, bu anlaşma ile siyasî, İktisadî, askerî vb. hiç­bir alanda istiklâlden hiçbir şey feda edilmeksizin vatan topraklarının değerli parçalan Fransız işgalinden kurtarılmış504, böylece bu cephedeki kuvvetlerden ve kaynaklardan Batı Cephesinde yararlanmak mümkün olmuştur.

Bu antlaşmanın siyasî sonuçları da çok önemlidir. Çünkü bu antlaşmanın imza­lanmasıyla İtilâf Devletleri siyasî cephesinde bir gedik açılmış, yeni Türk Devleti’nin siyasî varlığı ve Türk Millî dâvasının haklı olduğu ilk defa olarak İtilâf Devletle­rinden birisi olan Fransızlar tarafından kabul edilmiştir505. Böylelikle Moskova ve Kars Antlaşmalarından sonra, Sovyet Rusya’nın büyük tepkisine rağmen Ankara İtilâfnâmesi’nin de imzalanmasıyla, her iki blok arasında Ankara Hükümeti’nin siyasî gücü artmıştır.

Franklin Bouıllon Ankara İtilâfnâmesi’nin imzalandığı gün, Fransa Meclisi’ne sunmak üzere antlaşmanın imzalı bir suretini alarak otomobille İnebolu’ya hareket etmiş ve oradan bir Fransız torpidosu ile İstanbul’a 22 Ekim’de ulaşmış, burada az müddet durup, şark sürat katarına binerek Paris’e hareket etmiştir. 28 Ekim 1921 de Paris e varan Franklin Bouillon aynı gün Fransız Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmiştir.

Ankara İtilâfhâmesi gereği, Fransız askerî birliklerinin iki ay zarfında Adana Vi­layetini (Kilikya) tahliye etmeleri gerekmekteydi508. Ankara İtilâfnâmesi’nin bu hük­münün uygulanmasına nezaret etmek için_13 Kasım 1921’de Paris’ten hareket ederek 19 Kasım’da Adana’ya gelen Franklin Bouillon509, hükümetinin bu konudaki talima­tını beklerken, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey kendisinden, Fransız askerî birlik­lerinin çekilirken Ankara Hükümeti’ne bırakılacağı söz verilen askerî malzemenin akıbetini sormuştur. Ayrıca, askerî malzeme almak üzere Paris’e giden Türk heyetine çelişkili cevaplar verilmesinden de şikâyetçi olmuştur. Daha önce vermiş olduğu söz­leri gerçekleştirememenin rahatsızlığını çeken Franklin Bouillon, “Kilikya ’ya ilişkin sorunları ve ilerde yapılacak barış görüşmelerinde ortaya çıkabilecek tartışma konu­larını görüşmek üzere Mustafa Kemal'i konuyla ilgili bakanlarla birlikte Konya'ya davet” etmiştir.


(Kaynak: Milli Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa’nın Yabancılarla Temas ve Görüşmeleri / Cemal Güven / Syf 128)


Ankara Antlaşması


Eski Bakan, Fransa Parlamentosu’nda Dışişleri Komisyonu Başkanı olan Franklin Bouillon, Türklerle barış yapılmasını tavsiye etmekte idi. Bu arada Türk dostluğuna önem veren komutanlar ve yazarların başlıcalarından da söz etmeliyiz: Çanakkale Savaşı’nda yaralanan General Gouraud474, Türklere karşı ilgi gösteriyordu. Suriye Yüksek Komiseri iken, Türklerle anlaşmak için Briand üzerinde etkili oldu. Eski Türk dostla­rından Pierre Loti ve Claude Farrere, yazılarıyla Fransız kamuoyunu Türkler lehine çevirmeye çalışıyorlardı.

Fransa Başbakanı Briand Türklerle barış yapmak için Franklin illon’u Ankara’ya gönderdi. 13 Haziran 1921 günü başlayan görüşmeler gelişti bir sırada, Bouıllon imza yetkisi olmadığını bildirerek, hükûmete danışmak üzere Adana’ya gitti. Bu hareketin, başlayan Yunan taarruzunun sonucunu beklemekten ileri geldiği tabiidir. Sakarya Caferi kazanıldıktan sonra F. Bouillon tekrar Ankara’ya geldi. Görüşmeleri Yusuf Kemal Bey idare ediyor, ara sıra oturumlara Mustafa Kemal paşa da katılıyordu, Millî Misak sınırları üzerinde önemle duruluyordu. F. Bouillon kapitülasyonlar konusunda direnince, Yusuf Kemal Bey, “Ka­pitülasyonlar kaldırılmadıkça, Büyük Millet Meclisi Hükümeti kılıcını kınına koymaz” dedi.

Mustafa Kemal Paşa’nın görüşünü ve görüşmesini de şöyle özet­leyebiliriz:

‘Yeni Türkiye devleti bağımsızlığını ve haklarını tanıtacaktır. Sevr (Sevres) Antlaşması bir idam karandır ki, onun bir dost ağzından çık­mamasını isteriz. Bekir Sami Bey’in gittiği yoldan gidersek, biz de aynı şekilde hata ederiz. Senelerden beri kan döktüğümüzü gören Avrupa ve bütün dünya, şu kanlı çarpışmaların neden ileri geldiğini elbette düşün­mektedir. Bütün millet Millî Misak’a bağlıdır.”

“Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız görevin ruhu­dur. Haysiyet ve şerefi ile yaşamak isteyen bir milletiz. Bunu elde etme­den barış ve sükûna kavuşacağımız kanısında değiliz. Eğer millet buna razı olsaydı, iki yıldan beri savaşa hiç lüzum kalmazdı”.

Böylece çetin görüşmelerden sonra Ankara Antlaşması 20 Ekim 1921 günü Yusuf Kemal Bey’le Franklin Bouillon tarafından imzalan­mıştır ki, özet olarak hükümleri şöyledir:

(1) Savaşa son verilecek (2) Savaş esirleri, tutuldular, hapiste bulu­nanlar serbest bırakılacaklar (3) Antlaşmanın imzasından itibaren en çok iki ay içinde, Fransız askerî birlikleri, kabul edilen sınırın güneyine ve Türk birlikleri de kuzeyine çekilecekler (4) Boşaltma bir karma komisyon tarafindan düzenlenecek (5) Boşaltılan yerlerde genel af ilan edilecek (6) Azınlık haklarına riâyet olunacak (7) İskenderun bölgesinde özel yöne­tim kurulacak, Türklere kültürlerinin gelişmesi için kolaylık gösterilecek ve Türk dili resmi dil olacak (8) Sınır çizgisi ise şöyle olacaktır: İskende­run kuzeyindeki Payas kasabasının hemen güneyinden Meydanekbez’e, oradan Kilis şehrini Türkiye’de bırakarak, Çobanbeyli istasyonuna va­racaktır. Bundan sonraki sınır bu günkü Türkiye-Suriye sinindir. (9) Süleyman Şah’m Caber kalesindeki mezarı, çevresi ile Türkiye’nin malı olacak, orada Türk muhafızı bulunacak, Türk bayrağı çekilecektir (10) Türkiye hükümeti demiryolunun işletme imtiyazını Fransızlara verecek, demiryolunun Suriye’deki kısmından asker taşıyabilecek...

Bu antlaşmanın 12 parça eki, sulara, meralara, madenlere, demir- yol işletmesine, İskenderun limanından faydalanmaya, Hatay’da Türk halkının özel bayrak kullanmasına dair hükümleri vardır.

Ankara Antlaşması, Millî Hükûmet’in Batılılar tarafından tanınma­sını, Hatay dışında güneyde işgal altında bulunan topraklarının ele ge­çirilmesini sağlamış, Sevr (Sevres) Antlaşması’mn iflasını ilân etmiştir. Bir yandan da Fransa ile İngiltere’nin arasını daha ziyade açmış, Yunanların da morallerini sarsmıştır.

Claude Farrere diyor ki, “Türk-Fransız geleneksel dostluğu, Anadolu’nun güneyinde barış ve huzuru sağlamıştır. Biz Kilikya’yı eski sahibine veriyoruz. İzmir’i, Trakya’yı işgal edenler de böyle yapmalıdır”. İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri General Pelle Türk ve Fransız gazetelerine verdiği beyanda ise; “Biz salibin girdiği yere hilâl giremez düstûrunu asla benimsemedik, geleneksel dostluk politikasına dönmüş bulunuyoruz” demiştir476.

İngilizler Fransa’ya bir not vererek, Ankara Antlaşması’nın, ilerde yapılacak antlaşmaları etkilememesini istediler. Diğer yandan da gizli teşkilât ile Fransa Parlamentosu’nda, kamuoyunda, basında Fransa Hükûmeti’ni hedef tutan çalışmalar yaptılar. Fakat bunun hiçbir et­kisi olmadı. Briand Senato ve Meclis’te kahir bir çoğunluğun oyunu aldı. Fransa, antlaşmadan sonra Türkiye’ye silah, araç ve gereç yardı­mında bulundu.

Rusya kuşkulanmaya başladı. Yunanlılar Fransızlara çok kızdılar, denizciler İzmir de Fransız Konsoloshanesi’ni taşladılar, haklı olarak Ha­tay halkı Anavatan dışında kalmaktan memnun değildi. Büyük Millet

Meclisi’ne telgraf çektikleri gibi, Kara Mürsel Mustafa Paşa oğulların­dan Tayfur Atabey’i (Tayfur Sökmen) Ankara’ya gönderdiler.

Moskova, Kars ve Ankara Antlaşmaları’nın stratejik anlamı da şu­dur: Bir kaç cephede birden savaşmaya iç hat manevrası denir ki, böyle bir durumda savaşın idaresi çok güçleşir. II. Dünya Savaşında güçlü Al­man Ordusu iç hatta bulunmanın ağırlığı altında kalmıştır. Yeni Tür­kiye Hükümeti Doğu ve Güney Cepheleri’nde barışı kurmakla önemli kazançlar sağlamış, bu cephelerden beş tümen almış, Yunanlıları da yal­nız başlarına bırakmıştır.


(Kaynak: Türk Kurtuluş Savaşı / Fahri Belen / Syf 372)


Asım Gündüz hatıralarında anlatıyor:


Gizli maksatlarını gerçekleştiremeyen Ruslar, 13 Ekim 1921’de doğu hudutlarımızı tespit eden andlaşmayı imzala­dılar. Fransızlar, Mondros mütarekesinden faydalanarak Güney Anadolu'da Ermenilerle işbirliği halinde büyük bir yurt parçamızı istilâya kalkışmışlar, önce buralardaki ma­halli milis kuvvetlerimizin kahramanca mukavemeti ile kar­şılaşmışlardı. Sevr’den önce Suriye Komiseri Büyük Millet Meclisine müracaatla mütareke isteğinde bulundu. Haziran’da Fransız devlet ve fikir adamlarından M.Franklen Buyyon Ankara’ya gelerek siyasî temaslara başladı. Fakat bir netice alınamadı. Sakarya Savaşı Fransız’lara hakiki gücümüzü ispat etmişti. Bu kudret ispatımızın altında 20 Ekim 1921 de «Ankara İtilâfnâmesi» imza edildi.


Bu konuşmalarda Mustafa Kemal’in yanında ben de bulundum. Onun, karşısındakini teşhir eden mantığına ve açık kalpliliğine Franklen Buyyon hayran olmuştu.


Mustafa Kemal, Buyyon’a, Birinci Dünya Harbinden sonra esir ve mazlum milletlerin galiplerin elinde toptan esarete mahkûm edilmesi sisteminin, tarihi uyanış karşı­sında gayri mümkün olduğunun artık anlaşılması icap et­tiğini, bu tabiî hakkın tanınmamasının dünyayı felâkete, se­bepsiz buhranlara sürüklemesinin önlenemeyeceğini söylü­yordu. Başkumandan Türkiye’nin mücadelesinin, bu ba­kımdan dünyadaki insanların haysiyet ve hürriyet müca­delesine örnek olacağı yolundaki inancını daha o günlerde ifade etmişti. Franklen Buyyon’la imzaladığımız anlaşmayı kısa zaman sonra Fransız Parlâmentosu, ayakta ve alkış­larla tasvip edecekti. Mehmetçiğin aziz kanı Anavatanında boş yere harcanmamıştı.


(Kaynak: Hatıralarım / Asım Gündüz / Syf 108)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG