20 Kasım 1920

Fransızlar, Adana garnizonunu güvenlik altında bulundurmak ve Kuvayı Milliye'yi geri atmak için iki koldan saldırıya geçtiler. Fransız kuvvetleri, iki piyade alayı, beş batarya, üç süvari bölüğü, zırhlı otomobiller, tanklar ve uçaklardan meydana geliyor. Kuvayı Milliye kuzeye çekiliyor. 23 Kasım'a kadar sürecek Fadıl Savaşı'nda iki taraf kayıplar verecek ve Fransızlar çekilmek zorunda kalacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


TBMM, Mustafa Kemal'in Rusya'da bir temsilcilik bulundurulması ile ilgili önerisini kabul etti. Batı Cephesi Komutanlığı'ndan alınarak Moskova Büyükelçiliği önerilmiş olan Ali Fuat Paşa'ya, bu görevi yarın resmen bildirilecek, Ali Fuat Paşa ı Aralık'ta Ankara'dan hareket edecektir. Moskova Hükümeti nezdine gönderilecek elçilik heyeti ile diğer şehbender ve mümessilliklerin maaşları ile ilgili kanun ve Doğuda "ilmi" incelemelerde bulunmak üzere gönderilecek kurulun ödeneğine ilişkin kanun


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Mr. Nichelson'un raporu: Yunan ordusunun çöküşü İngiltere'nin müthiş aşağılanması olacaktır. Türkler Boğazlan ele geçirirse, İstanbul'da çok komik bir durumda kalacağız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Son ümit. Bizim için değil, düşmanlarımız için. Biz, ümidimizin sonu olmayacak kadar ümitliyiz. Avrupa istilacılarının Doğu kaleleri birer birer yıkılıyor. Damat Ferit ve Wrangel'den sonra sıra Venizelos'ta. Bakalım Yunan milleti başındaki belayı defettikten sonra istiklal ve hayat mücadelesi ile meşgul olan Türklere karşı nasıl bir siyaset izleyecek. İleri: Yeni Yunan kabinesi, Anadolu meselesi ile meşgul


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Nihayet 2/3 Aralık 1920’de Gümrü’de Ermeni delegeleri ve Türk ordusu komutanı Kazım Karabekir bir antlaşma imzaladılar. Ankara Hükümetinin Devletlerarası ilk antlaşması olan bu belge gereğince, Türkiye 1878’de kaybettiği, Mart 1918 Brest-Litosk antlaşmalarıyla kazanmakla beraber, Mütarekeden sonra Ermenilerin ele geçirdiği Kars bölgesine tekrar kavuştu. Gümrü antlaşmasının imzalandığı gün Ermenistan Cumhuriyeti, “Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti” adını aldı.


Ermenistan savaşının sonuçları arasında kısaca belirtelim ki, Temmuz 1920’de Ardahan, Artvin ve Batum’a giren Gürcüler, Ankara Hükümetinin Şubat 1921 !de ültimatomu üzerine işgal ettikleri yerlerden çekildiler. Fakat Mart 1921!de Moskova antlaşması gereğince Batum Gürcülere bırakılacaktır.


Türk-Ermeni savaşına Müttefikler müdahale etmemekle beraber Cenevre’deki Milletler Cemiyeti’nde olaylar görüşüldü. Lloyd George’un bu kuruluştaki temsilcisi Balfour, kürsüden Fransız heyetine şu soruyu sordu; “ Fransızlar Mustafa Kemal ile müzakereye mi girişelim diyorlar? Müzakereye girişirsek ona ne vereceğiz? Kemal bir eşkıya şefidir, oysa müzakere ve antlaşma ancak medeni insanlar arasında olur” . Fransız heyeti başkanı Viviani cevabında” eğer dedi, aracılığımız bertaraf edilirse, bu Milletler Cemiyeti’nin başarısızlığı demektir. Canına kastedilen bir halk için hiçbir şey yapılamadı denecektir. Kemal’in bizi dinlemeyeceği söyleniyor. Deneyelim bakalım. Bu vahşi, kendisi ile kurbanı arasına bütün dünyanın girdiğini anlayınca ürkmeyecek deniyor…? Bunun üzerine Balfour Türk-Ermeni savaşına Milletler Cemiyeti’nin müdahalesine karşı çıktı: “Şu anda Ermenistan’da cereyan eden olaylar üzerine kamuoyunun en küçük bir etkisi olamaz. Kamuoyu Türklerin umurunda mı? Onlar Milletler Cemiyeti’ni ve onun görüşlerini önemsiyorlar mı sanıyorsunuz?


Gerçekten Milletler Cemiyeti’nin Ermenistan savaşında bir etkisi olamazdı. Ama kuşkusuz Balfour’un Türklere isnat ettiği “umursamazlık” yüzünden değil; aslında ne Türkiye ne Ermenistan bu kuruluşta üye değildi; Cemiyet çok zayıftı, kurucusu Wilson, ülkesini bile üye yapamamıştı.


Buna rağmen, Fransa basını bu kuruluşun Ermenistan savaşında aracı rolü oynamasını istiyordu. Bu nedenle Balfour’un sözleri basında tepkilerle karşılandı. Onun, Mustafa Kemal’in “eşkıya şefi” olduğunu ileri sürerek görüşmeye karşı çıkan tutumu taşra gazetelerinde bile sert bir dille eleştirildi. Ürneğin Toulouse gazetelerinden La Depeche’in yazdıkları ilginçtir.: “ Aynı itiraz Lloyd George’un Moskova Hükümeti ile ilişkileri konusunda yapılalı çok mu oldu? O zaman Lloyd George Komünler Meclisinde herkesi güldüren bir cevap vererek ‘ biz yamyamlarla bile ticaret yapıyoruz; bu demek değildir ki onların adetlerine hayranız veya adetlerini uygun buluyoruz’ demişti. Müzakerecileri Kemal ile konuşmaya sevk eden sebep , kauçuk veya fildişine ihtiyacı olan büyük İngiliz tüccarlarını yamyamlarla temasa geçiren çok daha yücedir. Sayın Balfour’un bunu düşünmemesi gerçekten gariptir.(…) Kemal’in kişiliğinin önemi yok. Mösyö Balfour’un dediği gibi bir vahşi midir? Daha ziyade, ara sıra her ülkede ortaya çıkan ve başarı kazanarak yürüdükçe kendilerine taçlar örülen bunalmış milliyetçilerden biri değil midir? Bütün bunların önemi bugün azdır. Yol kesen haydutlar rehine alınca, istedikleri paranın miktarını pazarlık için onlarla temasa geçmekte tereddüt edilmez; onların terbiyeli, nazik, yumuşak bir kelime ile konuşulabilir adamlar olduğu araştırılmaz, yalnızca kurbanlarını kurtarmak düşünülür. Biz sadece Ermenileri kurtarmayı düşünelim.


Sonunda , Fransız basınının ve Devlet adamlarının ısrarları İngiltere’yi fikrinden caydırmış ve 22 Kasımda Milletler Cemiyeti Meclisi aldığı aşağıdaki kararı üyelerine ve A.B.D’ne bildirmiştir. “Korkunç Ermeni trajedisine en kısa zamanda son vermek için Konsey ile işbirliği yapmayı arzulayan Meclis, Ermenistan ile Kemalist’ler arasındaki savaşa son vermek amacıyla bir Devletin gerekli tedbirleri almakla görevlendirilmesi konusunda Konseyi hükümetlerle anlaşmaya davet eder”


Bu çağrıyı A.B.D ve diğer bazı Devletler olumlu karşıladılar. O tarihte Başkanlıkta bulunmayan Wilson da bir cevap gönderdi: “Ermeni halkına karşı girişilen savaşa son vermek ve taraflar arasında barışı sağlamak için teşebbüse geçmeye ve belirleyeceğim temsilciler kanalıyla kişisel aracılıkta bulunmaya hazırım…”


Wilson’un cevabı 30 Kasım 1920 tarihini taşıyordu. Oysa iki gün sonra savaş zaten bitecek ve taraflar anlaşacaklardı. Le Temps, Wilson’un cevabını gerçekçi bir dille yorumladı. “Ermenilere ilgi duyan tüm medeni dünyanın ortak çabası işte Wilson’un ancak bir temsilcisini harekete geçirebiliyor. Niçin şaşmalı? Milletler Cemiyeti’ni veya A.B.D.’nin sabık başkanını eleştirmek mümkün mü? Sevres antlaşması başka yerlerde olduğu gibi Ermenistan’da da ancak aldatıcı bir barış getirdi.”


Ermenistan’ın yenilenmesiyle Sevres porseleninde büyük bir çatlak açılıyordu. Öte yandan Sovyet rejimini yıkmak için kurulan karşı-ihtilal orduları komutanı Wrangel’in Güney Rusya’da yenilgiye uğraması, Ankara Moskova ilişkilerini daha da pekiştirecek önemli bir olaydı. Ermeni meselesinden kurtulan Türkler artık Doğudaki kuvvetlerini Güney ve Batı cephelerine sürebileceklerdi.


Ermenistan savaşının umulmadık bir sonucu da Amerikan kamuoyunun Türkiye lehine dönmeye başlamasıdır. Bazı yazarlara göre bunun nedeni Kars’taki bir Amerikan heyetinin savaşın sorumluluğunun Ermenilere yüklemesi, böylece Amerikalıların “ hayal kırıklığına” uğramalarıdır. Bu heyet, raporlarından birinde Türk ordusu için “ disiplinli “ terimini kullanmakta ve “ katliam olmadığını “ belirtmektedir.


Müttefikler Ermenileri yalnızca askeri değil, siyasi alanda da yalnız bıraktılar. Bunun bir örneği de Aralık 1920’de Müttefik devletler Yüce Konseyi’nin Londra’dan Milletler Cemiyeti’ndeki Müttefik temsilcilerine gönderdiği bir telgrafta görülüyor. Bu telgrafta Müttefik hükümetler, Ermenistan’ın çeşitli nedenlerle Cemiyete kabulüne imkan olmadığını söylüyorlardı. Nedenlerden biri şu idi “ Wilson’un … birkaç gün önce (22 Kasım'da) çizdiği Ermenistan sınırları, öylesine geniş tutulmuştur ki bugünkü şartlar altında Milletler Cemiyeti üyeleri bu sınırları koruyup kabul ettirme sorumluluğunu kolayca yüklenemezler”


Bu karar gerçekçiydi; fakat evvelce kendilerine büyük umutlar verilen Ermenilerin yenildikleri sırada gösterilen bu gerçekçilik, Müttefiklerin samimilikten her zaman ne kadar uzak kaldığının da kesin delili idi. Bir Ermeni Devleti kurulması vs. Müttefiklerin hiçbir zaman umurunda olmamıştı. Onlar her zaman kendi çıkarları için Ermeni meselesini ortaya atıp kullanmışlardı.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1920 / Prof. Yahya AKYÜZ / 172-173-174


ÇERKEZ ETHEM’İN MUSTAFA KEMAL’İ ÖLDÜRME PLANI


Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin o çetin günlerinde Mustafa Kemal Paşa’yı en çok uğraştıran kişilerden biri de Çerkez Ethem oldu.


Çerkez Ethem, mütareke zamanında İzmir Valisi Rahmi Bey’in küçük oğlunu dağa kaldırarak fidye isteyen ünlü bir eşkıya idi. Yüzbaşılıktan istifa eden kardeşi Reşit ve diğer kardeşi Yüzbaşı Tevfik’le birlikte astığı astık kestiği kestik bir çete kurmuştu. İki asker kardeş, ilkel bir adam olan Çerkez Ethem’in o günkü durumundan ve gücünden yararlanarak, onu kendilerine bayraktar yapmış, çevrelerine topladıkları çoğu Çerkezlerden oluşan büyük bir kuvvetle görünüşte Ulusal Mücadele’yi destekliyorlardı. Ayaklanmalarının bastırılması sırasında yararlıkları da oldu. Mustafa Kemal, onları ustalıkla kullanıyor ve kendilerinden yararlanıyordu.


İsmet Bey’in (İnönü) Garp Cephesi Kumandanlığına getirilmesi o sırada Kütahya civarında Kuva-yı Seyyare adlı bir kuvvetin başında bulunan Çerkez Ethem ve kardeşlerinin hoşlarına gitmemişti. İsmet Paşa’nın kumandasına girmeyi bir hakaret gibi görüyor ve kabul etmiyorlardı.


Çerkez Ethem’i şımartan ve kendisine olağanüstü güç vehmettiren olaylar da olmuyor değildi. Bir gün Meclis’e gelmiş, dinleyici locasında görünmesiyle birlikte bütün Meclis kendisini ayakta alkışlamıştı. Çerkez Ethem’e yakın görünen bazı milletvekillerinin önayak olmasıyla gerçekleşen bu olaydan sonra taşkınlıkları ve şımarıklıkları daha da artmıştı. Hatta Mustafa Kemal’i bile küçük görmeye başlamıştı. Kardeşlerinin ve çevresinin kışkırtmasıyla, bağımsız bir Çerkez devleti kurarak başına geçmeyi bile hayal ediyordu. Bu hayalinin önündeki en büyük engel ise Mustafa Kemal Paşa’ydı. Öyleyse O’nun ortadan kaldırılması gerekiyordu.


Mustafa Kemal Paşa bir gün böbreklerinden rahatsız olduğu için istasyondaki konutunda yatıyordu. Çerkez Ethem, güven vermek amacıyla, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey’i yanına alarak, Paşa’nın konutuna geldi. Güya Paşa’yı ziyaret edecekti. Doğruca Mustafa Kemal Paşa’nın yattığı odasına girdi. Yanında daima hazır gezdirdiği adamlarını da binanın kapısına ve merdiven başlarına yerleştirdi.


Amacı, İsmet Bey’i Garp Cephesi Komutanlığından uzaklaştırılması için Mustafa Kemal Paşa’ya baskı yapmaktı. Bu amacını gerçekleştiremediği taktirde Paşa’yı kendi yatak odasında vuracaktı. On beş silahlı adamını yanında getirmesinin sebebi buydu.


Mustafa Kemal şüphelenmişti. Çerkez Ethem’in güvenilmeyecek biri olduğunu biliyordu. Üstelik böyle randevu almadan, hiçbir bilgi vermeden gelmesi ve kimseye sormadan doğruca odasına dalması hayra alamet değildi. Yastığı altında bulundurduğu tabancasına belli etmeden elini uzattı.


Mustafa Kemal’in aşağıda bulunan maiyeti de kuşkulanmıştı. Çerkez Ethem, Mustafa Kemal Paşa’yı ziyarete gelmişse, her an ateş edeceklermiş gibi duran ve yürüyen silahlı adamlarına kapıyı ve merdiven başlarına neden tutturmuştu?


Başyaver Salih (Bozok) Bey o civarda oturan Recep Zühtü Bey’i (Soyak) çağırdı. Ne yapılması gerektiğine birlikte karar verdiler. Muhafız Takım Komutanı İsmail Hakkı (Tecer) Bey haberdar edildi. İsmail Hakkı Bey, yanında getirdiği askerlerle konutu sardı. Silahların doldurulması ve bir olay halinde dışarı çıkanların vurulmasını emretti. Salih Bey, Recep Zühtü Bey, yaver Muzaffer Kılıç ve Özel Kalem Müdürü Hayati Bey de binanın içinde gerekli yerleri tutarak önlem aldılar.


Çerkez Ethem, İsmet Bey’in kumandadan çekilmesi önerisini ortaya atmış, Mustafa Kemal “ Hayır olmaz “ diyerek karşı çıkmıştı. Oda dışındaki hareketlerden, askerlerin ayak ve silah doldurma seslerinden önlem alındığını hisseden Çerkez Ethem:


“Nasıl isterseniz öyle olsun Paşam!” diyerek yüz seksen derece çark etti. Odaya yanında soktuğu arkadaşlarına da Çerkezce “Durum tehlikelidir, vazgeçelim” dedi. Biraz daha oturduktan sonra izin istedi ve çıkıp gitti.


KILIÇ ALİ’NİN ANILARI / HULUSİ TURGUT / 133-134-135


ÇERKEZ ETHEM’İN MUSTAFA KEMAL’İ ÖLDÜRME PLANI


Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin o çetin günlerinde Mustafa Kemal Paşa’yı en çok uğraştıran kişilerden biri de Çerkez Ethem oldu.


Çerkez Ethem, mütareke zamanında İzmir Valisi Rahmi Bey’in küçük oğlunu dağa kaldırarak fidye isteyen ünlü bir eşkıya idi. Yüzbaşılıktan istifa eden kardeşi Reşit ve diğer kardeşi Yüzbaşı Tevfik’le birlikte astığı astık kestiği kestik bir çete kurmuştu. İki asker kardeş, ilkel bir adam olan Çerkez Ethem’in o günkü durumundan ve gücünden yararlanarak, onu kendilerine bayraktar yapmış, çevrelerine topladıkları çoğu Çerkezlerden oluşan büyük bir kuvvetle görünüşte Ulusal Mücadele’yi destekliyorlardı. Ayaklanmalarının bastırılması sırasında yararlıkları da oldu. Mustafa Kemal, onları ustalıkla kullanıyor ve kendilerinden yararlanıyordu.


İsmet Bey’in (İnönü) Garp Cephesi Kumandanlığına getirilmesi o sırada Kütahya civarında Kuva-yı Seyyare adlı bir kuvvetin başında bulunan Çerkez Ethem ve kardeşlerinin hoşlarına gitmemişti. İsmet Paşa’nın kumandasına girmeyi bir hakaret gibi görüyor ve kabul etmiyorlardı.


Çerkez Ethem’i şımartan ve kendisine olağanüstü güç vehmettiren olaylar da olmuyor değildi. Bir gün Meclis’e gelmiş, dinleyici locasında görünmesiyle birlikte bütün Meclis kendisini ayakta alkışlamıştı. Çerkez Ethem’e yakın görünen bazı milletvekillerinin önayak olmasıyla gerçekleşen bu olaydan sonra taşkınlıkları ve şımarıklıkları daha da artmıştı. Hatta Mustafa Kemal’i bile küçük görmeye başlamıştı. Kardeşlerinin ve çevresinin kışkırtmasıyla, bağımsız bir Çerkez devleti kurarak başına geçmeyi bile hayal ediyordu. Bu hayalinin önündeki en büyük engel ise Mustafa Kemal Paşa’ydı. Öyleyse O’nun ortadan kaldırılması gerekiyordu.


Mustafa Kemal Paşa bir gün böbreklerinden rahatsız olduğu için istasyondaki konutunda yatıyordu. Çerkez Ethem, güven vermek amacıyla, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey’i yanına alarak, Paşa’nın konutuna geldi. Güya Paşa’yı ziyaret edecekti. Doğruca Mustafa Kemal Paşa’nın yattığı odasına girdi. Yanında daima hazır gezdirdiği adamlarını da binanın kapısına ve merdiven başlarına yerleştirdi.


Amacı, İsmet Bey’i Garp Cephesi Komutanlığından uzaklaştırılması için Mustafa Kemal Paşa’ya baskı yapmaktı. Bu amacını gerçekleştiremediği taktirde Paşa’yı kendi yatak odasında vuracaktı. On beş silahlı adamını yanında getirmesinin sebebi buydu.


Mustafa Kemal şüphelenmişti. Çerkez Ethem’in güvenilmeyecek biri olduğunu biliyordu. Üstelik böyle randevu almadan, hiçbir bilgi vermeden gelmesi ve kimseye sormadan doğruca odasına dalması hayra alamet değildi. Yastığı altında bulundurduğu tabancasına belli etmeden elini uzattı.


Mustafa Kemal’in aşağıda bulunan maiyeti de kuşkulanmıştı. Çerkez Ethem, Mustafa Kemal Paşa’yı ziyarete gelmişse, her an ateş edeceklermiş gibi duran ve yürüyen silahlı adamlarına kapıyı ve merdiven başlarına neden tutturmuştu?


Başyaver Salih (Bozok) Bey o civarda oturan Recep Zühtü Bey’i (Soyak) çağırdı. Ne yapılması gerektiğine birlikte karar verdiler. Muhafız Takım Komutanı İsmail Hakkı (Tecer) Bey haberdar edildi. İsmail Hakkı Bey, yanında getirdiği askerlerle konutu sardı. Silahların doldurulması ve bir olay halinde dışarı çıkanların vurulmasını emretti. Salih Bey, Recep Zühtü Bey, yaver Muzaffer Kılıç ve Özel Kalem Müdürü Hayati Bey de binanın içinde gerekli yerleri tutarak önlem aldılar.


Çerkez Ethem, İsmet Bey’in kumandadan çekilmesi önerisini ortaya atmış, Mustafa Kemal “ Hayır olmaz “ diyerek karşı çıkmıştı. Oda dışındaki hareketlerden, askerlerin ayak ve silah doldurma seslerinden önlem alındığını hisseden Çerkez Ethem:


“Nasıl isterseniz öyle olsun Paşam!” diyerek yüz seksen derece çark etti. Odaya yanında soktuğu arkadaşlarına da Çerkezce “Durum tehlikelidir, vazgeçelim” dedi. Biraz daha oturduktan sonra izin istedi ve çıkıp gitti.


KILIÇ ALİ’NİN ANILARI / HULUSİ TURGUT / 133-134-135


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG