20 Mart 1921

Batum'da çarpışmalar yeniden başladı. Kızılordu, Türk kuvvetlerinin bütün eşyasına el koydu. Rus Bolşevik atlı tümeni, Batum'a hakim oldu. Türk kuvvetleri, önemli bir çarpışmaya meydan vermeden çevredeki sırtlara çekilmiş bulunuyor. Türkiye'nin Moskova Elçiliği, 16 Mart'ta yapılan anlaşmaya göre Batum'un Gürcülere bırakıldığını Kazım Karabekir'e bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


16 Mart tarihli Türk-Sovyet Anlaşması'na göre Sovyetler'in yapmayı üstlendikleri yıllık ı o milyon altın rublenin 4 milyon lirası yola çıkarıldı. Rus Komünist Partisi Merkez Komitesi anlaşmayı onayladı . Anlaşma TBMM'nde 21 Temmuz'da onaylanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ankara'dan İstanbul'a dün dönmüş olan İzzet Paşa, bir basın toplantısı yaptı. İzzet Paşa "İtilaf Devletleri'nin bize yüklediği barış şartlan ile Ankara'nın şartlarını uzlaştırmak için gitmiştik. Başarılı olamadık. Ankara'dakiler bizi alıkoydular ve kendi rızamız ile kaldığımızı ilan ettiler. Barış olunca Ankara eski kanunlara dönecek" dedi. İzzet ve Salih Paşalar, Ankara'da yazılı olarak verdikleri sözü tutmuş olmak için Hükümet'teki görevlerinden istifa ettiler. İstifaları 23 Nisan'da kabul edilecek, ancak her ikisi de Hükümet'te yeniden görev alacaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Enver Paşa'nın bir mektubu: Artık eski ayrılık gayrılığı bırakarak, bütün eski İttihatçıları toplamağa karar verdim. Eğer Moskova'ya gelirlerse daha verimli çalışacağız. Buradan yurda geçmek kolay olacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Enver Paşa'nın Cemal Paşa'ya mektubu: Talat Paşa, bütün harekatı şahsında toplamak istiyordu. Başarı için kişilerden çok, teşkilata önem vermek gerekecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: 1914-1919 Büyük Savaş'ta bazı devletlerin verdiği insan telefatı: Rusya 4. 700.000, Almanya-Avusturya-Macaristan 2.700.000'er, Fransa 1.840.000, Sırbistan 1.330.000, İngiltere 1.000.000, Romanya 360.000, İtalya 880.000, Belçika 200.000. Toplam 15.130.000

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Maarif istiyoruz, fakat nasıl? Her şeyden önce eski kanaatleri değiştirmek lazımdır. Köylere genç mürebbiler gönderilmesi, ihtiyaca göre sanat, ziraat, ticaret mektepleri açılması ...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Londra Konferansı, hiçbir somut sonuç üretmemesine rağmen, tarafların tümünün geçmişteki, o dönemdeki ve gelecekteki tezlerini ortaya koymaları, bu tezlerin uluslararası ortamda gücünün ölçülmesi ve hukuksal anlamda da TBMM’nin siyasal bir varlık olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. Somut bir sonuç elde edilememesi nedeniyle Anadolu’daki Türk-Yunan çatışmasının sona ermesi bir buçuk yıl kadar ertelenmiştir. Konferans esnasında Yunan devlet adamlarının görüş ve tutumları konferanstan sonraki sürecin nasıl şekilleneceğinin ipuçlarını vermekle beraber, Yunan tarafında nasıl bir panik ve sabırsızlık havasının hâkim olduğunu göstermesi açısından da önem taşımaktadır. Birinci İnönü Savaşı’nın siyasi bir sonucu olan Londra Konferansı, Yunanlar açısından savaş alanında (Birinci İnönü) yaşanan yenilginin telafisini sağlamak ve İngiltere’yi yeni bir taarruza ikna etmek üzerine odaklanılan bir toplantı niteliği taşımaktadır. Nitekim bu süreçte Yunan devlet adamları bir taraftan Fransa ve İtalya’nın değişen siyasetleriyle baş etmeye çalışırken bir taraftan da İngiltere’nin güvenini kaybetmemek için her yolu denemişlerdir. Buna ek olarak Konferans, devletlerin yalnızca dış politikasında değil iç politikasında da etkili olmuştur. Konferansa sonradan katılan Gounaris’in yükselişi ona Başbakanlık kapısını açarken, Bekir Sami Bey, Konferans sonrasında İngiltere, Fransa ve İtalya ile imzaladığı ikili antlaşmalar ile gözden düşmüştür. Londra Konferansı Ankara Hükümetinin Müttefiklerle ilk diplomatik denemesi olmakla beraber Türk Milli Mücadelesi’nin ilerleyişini değiştirmemiştir. Ancak İngiltere ve Yunanistan birbirlerinin görüş ve tezlerini bu konferansta tüm açıklığıyla öğrenmişlerdir. İngiltere’nin İzmir’e özerklik verilmesi, Yunanistan’ın ise yeniden taarruza geçme konusundaki ısrarları sonucunda prensipte iki tarafın da isteği karşılıklı olarak kabul edilmiştir. Konferansta gerçekleşen görüşmelerde ortaya konan fikirler Sakarya Savaşı’ndan sonraki barış görüşmeleri sırasında, bire bir aynı olmamakla birlikte yeniden gündeme getirilmesi açısından da oldukça önemlidir. Nitekim İngiltere’nin yenilgi istemediği ikinci savaş, Yunanlarda ve İngilizlerde hayal kırıklığı yaratacak ve İngiltere Sakarya Savaşı’ndaki Yunan yenilgisinden sonra İzmir’e özerklik konusunu 1922 yılında yeniden gündeme getirecektir.


(Kaynak: 1921 Londra Barış Konferansı’nda Yunan Heyeti ve Tezleri / Çağla D. TAĞMAT / Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi Yıl 9 Sayı 18 (Güz 2013))


Avrupa diplomatları Londra Konferansı sırasında Türk ve Yunan delegelerini karşılarına toplayarak aralarındaki anlaşmazlığı çözmeye çalışmayı önermişlerdir. Fakat öncelikle verecekleri kararlara uymaları konusunda güvence istemişlerdir. Dargın iki çocuğu ailenin barıştırma çabası içine girmişlerdir. Sanki Türkiye’nin gümrüklerini ellerinde tutanlar, ülkeyi işgal ve nüfus mıntıkalarına bölenler, Anadolu halkını Türk ve Türk olmayan diye ikiye ayıranlar, memleketin maliyesini eline alarak bütün Türk’leri ortaçağ esirleri gibi yönetmek isteyenler Avrupalılar değilmiş de, sorun bir Türk-Yunan sorunuymuş gibi davranmışlardır. Hiçbir içtenlik eseri görülmeyen Londra Konferansı’ndan sonuç da beklenmemektedir. Bunun en önemli örneği de, İzmir sorununu sahte istatistiklerle çözme çabasıdır. Dünya Savaşı, dünyada bir çok şeyi yıktığı halde, Avrupa’nın entrikacılığını yok edememiştir.


Konferans’ta Bekir Sami Bey’in BMM delegelerini, Türk milletinin temsilcileri olduğunu, barışın eşitlik esası üzerine kurulmasını, Misak-ı Milli sınırlarının, Türklere verilmesi gerektiğini savunduğu sırada Yunan silah şakırtıları, Fransızların Toroslardaki saldırıları duyulmuştur. Bu gelişmeler Londra Konferansı hakkındaki Yeni Gün’ün olumsuz düşüncesini pekiştirmiştir. “ Karıştırıcı Konferans “ olarak nitelenen Londra Konferansı’ndan ümit kesilmiş, yeni ve şiddetli bir savaşım başlayacağına inanılmıştır. Muhittin Bey ise Londra Konferansı yerine Londra Siyaseti deyimini kullanmaktadır. “ Londra’da ciddi olarak bir meselenin çözümlenmesi için değil, bir siyasetin gerçekleştirilmesi için toplanılmıştır. Türkiye nasıl yaşamak için barışı, savaşı, görüşmeyi, anlaşmayı, tartışmayı, ayrılığı göze almışsa, onlar da amaçlarına ulaşmak için her aracı kullanmaya yemin etmişlerdir. Öyleyse ya Türkiye yaşayacak, ya da Avrupa’nın millet ve milliyet cellatları başarılı olacaklardır. Bunun ikisinin ortası bulunamaz.


Konferansta Fransa ve İtalya’nın kabul ettiği özveri, Türkiye’nin isteklerinin yarısı bile olmadığı halde İngiltere’nin muhalefeti ile karşılaşılmıştır. Zalim Avrupa ile mazlum Türkiye yine karşı karşıya kalmıştır. Mazlum Türkiye, zalim Avrupa’dan intikamını alacak kadar kuvvetlidir. Artık Konferans, Yunanlılar Anadolu’dan atıldıktan sonra toplanabilirdi. Anadolu Türk’ünün konferansla işi bitmiştir. Düşmanlar kaleyi içten fethedememişlerdir. Ama bu ilk ve son olmayacak, yeni konferans teklifleri gelecektir. Londra Konferansı’nın sonuçsuz kalmasını İngiltere istemekteydi. Yunanlılardan hala ümitliydi. Yunanistan başarılı olursa, İngiltere farklı, başarısız olursa farklı tavır takınacaktır.


KURTULUŞ SAVAŞINDA ANADOLUDA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 542-543

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG