20 Nisan 1920 Salı

Büyük Millet Meclisi’ni toplamaya çalışan Ankara, karşı-devrimle de uğraşı­yor. Yüzde doksanı paralı askerlerden meydana gelen Kuvayı İnzibatiye’nin ilk alayı gemiyle İzmit’e gönderildi. Edincik Bucağı müdürü, belediye başkanı ve diğer bazı kişilerin imzasıyla İçişleri Bakanlığı’na gönderilen ve bugünkü tarih­le Başbakanlığa sunulan yazıda “Kuvayı Gayri Milliye” çetelerine karşı Ahmet Anzavur’un verdiği mücadele övüldü. Anzavur’u destekleyen Padişah’a ve Hükümet’e halkın dua ettiği ileri sürüldü. Anzavur’un, Edincik’e iki saat uzak­lıkta sevinç gözyaşlarıyla karşılandığı bildirildi. Beypazarı’ndaki ayaklanmayı bastırmak için 80 kişilik bir birlik yola çıkarıldı. Birlik, is­yancılar tarafından ateşle karşılanarak kasabaya sokulmadı. Taraklı’da yapılan çarpışmalarda ise isyancılar kaçtılar. Yarbay Mahmut, geçtiği yerlerde köylüle­re, Millî Kuvvetleri desteklemeleri konusunda bildiriler dağıtarak Adapazarı’ndan Hendek’e gidiyor. Bolu’daki durumu düzeltmek için mebuslardan Hüsrev ve Osman Beyler Anka­ra’dan hareket etti. Büyük Millet Meclisi Muhafız Birliği’ni kurmak amacıyla seçilen Uşak Hücum Taburu, Ankara’ya hareket etti. Birlik daha sonra Çerkez Ethem’in emrine verilerek isyanları bastırmada kullanılacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


Bursa Valisi Hacim Muhittin Bey ve 56. Tümen Kumandanı Bekir Sami Bey’in çabalarıyla gönüllü Bursa gençlerinden Gökbayrak Müfrezesi kuruldu. 300 mevcudu olan ve daha sonra mevcudu 500’e çıkarılacak olan müfreze olarak eşkıya takibine çıkarılacaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


Harbiye eski Bakanı Fevzi Paşa, İstanbul’dan Kuşçalı Telgraf Merkezi’ne Ankara’ya gitmek istediğini bildirdi. Durum Mustafa Kemal’e bildirilerek talimat istendi. Mustafa Kemal, verdiği cevapta Fevzi Paşa ve yanındakilerin mümkün olan çabuklukta Ankara’ya gelmelerini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


San Remo Konferansı devam ediyor. Sabahki oturumda Curzon, Amerika’nın kabul etmemesi üzerine Ermenistan mandasını Norveç’in üzerine alabileceğini söyledi. Millerand ve Nitti, Ermenilere yardım edemeyeceklerini belirttiler. Konu askerî danışmanlar tarafından incelendikten sonra Milletler Cemiyeti’ne cevap verilmesi kararlaştırıldı. Öğleden sonraki oturumda, askerî danışmanla­rın raporu okundu. Türkiye’ye barışı kabul ettirebilmek için 405 bin kişilik as­kerî kuvvete ihtiyaç olduğu belirtildi. Ermenilerin silahlandırılmasına ve Amerika’nın Ermenilere yardıma çağrılmasına karar verildi. Venizelos, Anadolu’da 14 tümenle harekete geçebileceğini, Doğu’da Ermenilerden bir yardım alınma­sa bile bunun Türk kuvvetlerini dağıtmaya yeteceğini ileri sürdü. Konferans, Osmanlı Devleti’nin delegelerini 10 Mayıs’ta Paris’e davet etmeye karar verdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


Curzon’dan Robeck’e: “Milliyetçilere karşı kuvvet kullanılması konusunda Türk Hükümeti’nin desteklenmesi teklifini uygun görüyoruz. Damat Ferit’e, yumuşak bir barış yapılacağı umudunu vermeyin.”Robeck’ten Curzon’a: Anzavur hareketi çöktü. Milliyetçiler, Bandırma’ya girdiler. Başbakan’m, Mil- ne’in izniyle Anzavur’a göndermeye hazırlandığı silah ve cephane zamanında kendisine yetiştirilemedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


Mustafa Kemal, Samsun Mutasarrıflığı’na verdiği emirde, İstanbul basınına ve Rumca gazetelere sansür uygulanmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


Erzurum’da ağaç bayramı yapıldı. “Aydın” ve “Maraş” adları verilen iki bahçe­ye yüzlerce ağaç dikildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 493)


Peyamı Sabah’ta Ali Kemal: Kuyucu Murat Paşa, Celalilere nasıl muamele etmişse Kuvayı Milliye’ye de öyle muamele edilmelidir.


Alemdar: Kesin icraat zamanıdır. Kemal çetelerinin tart ve tenkiline doğru. Hakimiyeti Milliye: İngiliz işgali ile Ferit Paşa Hükümeti elele. Ortak tutuklamalar


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu İlk Meclis’in Yazı Kurulunda görevlendirilişinin öyküsü anlatıyor:


İlk açıldığı günden başlayarak birinci, ikinci ve üçüncü dönemlerinde, çeşitli kalemlerinde tam altı buçuk yıl memurluk yaptığım ve mübeyyizliğe kadar yükseldiğim Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920 yılının nisan sonlarına doğru açılacaktı. İstanbul'un 16 Mart'ta müttefikler özellikle İngilizler tarafından işgalinden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'da bir "Meclisi Milli'yi toplantıya çağırdığını daha önceden duymuştuk. Okulda sınavlarımız erken yapılmış, sınıftaki sıralardan bir bölümü, mebusların oturması için Meclis'in toplanacağı salona gönderilmişti. O yıl on birinci sınıfa geçmiştim. Liseyi bitirmeme daha iki yıl vardı. Ankara Darülmuallimininde (erkek öğretmen okulunda) tabiat bilgisi öğretmem olan -öz ağabeyim gibi sevdiğim- amca oğlu Halil Şerafettin, sınavların bitiminden birkaç gün soma, yani 20 veya 21 Nisan sabahı liseye gelip beni buldu. Bahçenin yoluna çıktık: "Hıfzı! Biz öğretmenler, yeni açılacak Milli Meclis'te memur ve zabıt kâtibi olarak bütün tatil boyunca çalışacağız. Mustafa Kemal Paşa öyle istemiş. Meclis Başkâtibi Recep Bey isminde bir Erkânı Harp zabiti. Bu zat bizi çağırdı. Yazısı iyi ve imlası düzgün, şayanı itimat kimseler tanıyorsanız getiriniz. Daha memura ihtiyacımız var, dedi. Senin yazın güzeldir, bakalım beğenecekler mi? Haydi gidelim" diye kolumu tortu.


Meğer Ankara Vilayeti dairelerinden göreve çağrılan yaşlı memurların Abdülhamit ve Meşrutiyet dönemlerini yaşamış olanlarından çoğu, Saray'a ve İstanbul Hükümeti'ne karşı baş kaldırmış durumunda saydıkları böyle bir Meclis'te, memur niteliğiyle de olsa çalışmayı ihtiyata uygun bulmayıp birer bahane ile çağrıyı kabul etmiyorlarmış. Bunun üzerine okullara başvurulmuş. Öğretmenler hemen gitmişler; ancak kadro dolmamış; yazısı düzgün olan öğrencilerden de Meclis'e memur alacaklarmış. Bu işe çok sevinmekle birlikte: "Benim yaşım küçük diye Kuvayı Milliye'ye bile almadılar. Memur alırlar mı?" diye duraksadım. Şerafettin ağabeyim, "şimdi olağanüstü bir durum bulunduğunu, benim Sultani Mektebimin on birinci sınıf öğrenişi olduğumu, memurluk için yaşa bakılmayacağını" bildirdi. Liseyi yarım bırakmak istemediğimi söyleyince de: "Esasen ben de öğretmenlik mesleğini bırakacak değilim. Tatil bitince okula döneceğim. O zaman sen de görevden çekilirsin" dedi. Bu son söz bu işe aklımı yatırdı ve bütün duraksamalarını ortadan kaldırdı. O zamanki duygumu gerçek olarak yansıtmak gerekirse söylemeliyim ki, tarih dersinde okuduğumuz Amerikan Bağımsızlık Savaşımdaki Kurucu Meclis'e ya da Fransız Ihtilali'nin başındaki Parlamento'ya benzettiğim bu "Meclisi Milli"de çalışmak, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını çok yakından görmek, benim için bir "nimet" ve bulunmaz tarihsel bir fırsattı. Şeref ağabeyimle birlikte Meclis'e gittik. O sırada Başkâtip Recep Bey odasında yokmuş. Şeref ağabeyim beni Evrak Müdür Yardımcısı Ankaralı Tevfik Bey'e götürdü ve durumu anlattı. Tevfik Bey, boş bir kâğıt uzatarak beni imla ve hüsnü hattan (yazım ve kaligrafi) sınava çekti, sonuçtan çok memnun olduğunu söyledi. Başkâtip Recep Bey odasma gelince, yazdırdığı kâğıdı ona götürdü. Az soma Recep Bey'in çağırtması üzerine, ağabeyimle birlikte odasına girdik. Heyecandan titriyordum. Gerçi daha önce Tevfik Bey gülerek onun odasından çıkmış, sınavı kazandığımı ve "mübeyyiz" tayin edildiğimi bildirmişti, ama ben yine heyecanlıydım. Recep Bey, ağabeyime dönerek memnunluğunu belirttikten soma, bana da: "Aferin küçük! Çok okunaklı yazın var. Seni mübeyyizliğe (müsvetteleri temize çeken kâtipliğe) tayin ettim" dedi. "Teşekkür ederim efendim" diyebildim ve çıktık.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Syf 55)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG