20 Temmuz 1920 Salı

Yunanlılar, Barış Konferansı tarafından kendilerine bırakılan Doğu Trakya'yı işgale başladılar. Bandırma'dan bindirilmiş olan İzmir Tümeni bugün Tekirdağ, Muratlı, Çorlu ve Silivri'yi işgal altına aldı. Muratlı ile Silivri 30 Ekim 1922'de, Çorlu 31 Ekim 1922'de, Tekirdağ ise 13 Kasım 1922'de yeniden Türk yönetimine girecektir. Doğu Trakya'da 27 Mayıs'ta çıkarılan seferberlik emri üzerine 1.857 kişi Birinci Kolordu emrine girmiş bulunuyor. Köylü ve yoksul halk yurt savunmasına katılırken eşraf İstanbul'a gitmeye çalışıyordu. Özellikle Tekirdağ'da İstanbul Hükümeti'nin etkisiyle halkın savunma bilinci körletilmiş, direniş örgütleri kurulamamıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 135)


Başbakan Damat Ferit Paşa, Birinci Kolordu Kumandanlığı'na çektiği telde, Doğu Trakya'nın Konferans kararlarına göre işgal edildiğini bildirerek faydasız ve halkı pişman edecek çarpışmalardan kaçınılmasını öğütledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 135)


İstanbul Hükümeti, devletin varlığını çok daraltmış bile olsa, Sevr Anlaşması'nın imzalanmasını kararlaştırdı ve Rıza Tevfik Bey'le Hadi Paşa'ya imza yetkisi verdi. Bunlara 25'te Bem eski Elçisi Reşat Halis Bey de katılacak, ilk ikisi 23'te İstanbul'dan Paris'e hareket edecektir. Hükümet, toprak alıp vermenin Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin yetkisi içinde olduğunu teslim etti, ancak meclisin şimdi toplanamayacağı kararlaştırıldı. Hükümet, anlaşmada şu değişikliklerin yapılmasını önermeyi de benimsedi: Batı sınırının Midye Enez hattına uzatılması, Marmara'nın tarafsız bölge, İzmir'in serbest şehir sayılmaktan vazgeçilmesi; İzmir ve Trakya konusundaki öneriler kabul edilmediği takdirde buralar yönetiminin de Boğazlar Komisyonu'na verilmesi. Anlaşma, Osmanlı delegelerine 10 Ağustos'ta bu öneriler kabul edilmeksizin imzalatılacaktır. Reşit Bey, Paris'ten gönderdiği ikinci telgrafında, Türkiye anlaşmayı imzalamaktan kaçınırsa İstanbul'un Yunanlılara işgal ettirilmesine karar verildiğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 135)


Adana'da 2 gün sürecek olan yangın. 1.500 ev yanıyor. Yangını, şehre girerek bazı evleri soyan, bazı kimseleri öldüren çeteler, suç kanıtlarını yok etmek için çıkarmış.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 135)


Damat Ferit, İngilizlere, Mustafa Kemal'e karşı Kürtleri kullanmayı önerdi.


Hakimiyeti Milliye: En büyük düşman kapitalizm ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.


The New York Times: İstanbul duvarlarına yapıştırılan bir ilanda, bütün Müslümanların tabancalar, sopalar, baltalarla silahlanmaları isteniyor.


İleri: Ah Yunan! Bu yol yanlıştır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 135)


Nutuk’tan/


Efendiler, içinde bulunduğumuz tarihlerde Trakya’nın durumuna da hep birlikte göz gezdirelim:


Doğu Trakya’da, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Trakya – Paşaeli Merkez Hey’eti bir kongre yaptı. Bu kongre, Trakya’nın idaresini, Trakya – Paşaeli Merkez Hey’eti’ne verdi. Trakya’da Kolordu Komutanı olarak bulunan Cafer Tayyar (Cafer Tayyar Paşa), bu Merkez Hey’etinde olmakla birlikte, Edirne milletvekili olarak da Meclis’imize üye seçilmiştir. Trakya Merkez Hey’eti’ne ve Kolordu Komutanı’na verdiğimiz talimat, Trakya’nın kaderinin bütün memleketin kaderiyle birlikte çözülebileceği esasına dayanıyordu. Askerî harekât bakımından da verdiğimiz direktif şuydu:


Üstün kuvvetlerin taarruzuna uğranılırsa sonuna kadar direnilecek ve Trakya tamamiyle zapt ve işgal edilmiş olsa bile, teklif edilecek herhangi bir çözüm şekli tek başına kabul edilmeyecektir.


Zaten Trakya’daki komutanın da kararının böyle olduğu ifade edilmekteydi. Fakat son zamanlarda, Komutan Cafer Tayyar Bey, yabancıların verdiği teminat üzerine yapılan davete uyarak İstanbul’a gitmiş, bize durumu ancak dönüşünden sonra bildirmişti.


Anlaşıldığına göre, Doğu Trakya’nın yalnız başına varlığını koruyamayacağı ancak Batı Trakya ile birleşerek bir yabancı devletin idaresi sayesinde yaşayabileceği yolunda fikirler telkin edilmiş… Her halde manevî gücü kıracak birtakım propagandalar yapılmış…


Cafer Tayyar Bey İstanbul’da iken Tümen komutanlarından Muhittin Bey, İstanbul’dan Kolordu Komutanlığına atanmış Cafer Tayyar Bey’in Trakya’ya dönmesine izin verilmiş. Cafer Tayyar Bey, İstanbul çevreleriyle görüştükten sonra, Muhittin Bey’in teklifine rağmen, artık kolordunun komutanlığını üzerine almamış, Muhittin Bey’in üzerinde bırakmış. Böylece Trakya’nın kaderi, İstanbul siyasî çevrelerinin etkisine terk edilmiş…


Efendiler, Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman, Trakya’da, l’inci Kolordu’nun savaş düzeni şöyleydi:


Kolordu karargâhı Edirne’de;


60’ıncı Tümen: Keşan, Edirne, Uzunköprü dolaylarında;


55’inci Tümen: Tekirdağ bölgesinde;


49’uncu Tümen: Kırklareli bölgesinde.


Yunan ordusu, Anadolu’da, Batı Cephesinde yaptığı genel taarruzda başarı sağladıktan sonra, 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’a bir tümen çıkardı. Tekirdağ bölgesinde pek dağınık bir durumda bulunan 55’inci Tümen, toplanmaya vakit bulamadan, Yunan tümeni, Edirne’ye doğru yürümeye başladı.


Batı Trakya’dan Meriç’i geçerek taarruz etmek isteyen Yunan kuvvetleri, o bölgedeki 60’ıncı Tümen’e komuta eden Cemil Bey’in (İçişleri Bakanı Cemil Bey’dir) ve 15 Haziranda kuvvetleriyle Edirne’ye gelmiş bulunan ve Edirne – Karaağaç istasyonu arasında ciddî savaşlar vermiş olan Şükrü Naili Bey’in (Şükrü Naili Paşa) dikkat ve direnmeleri sayesinde durduruldu ve ilerlemeleri önlendi.


Edirne’ye doğru serbestçe ilerlemekte olan düşman tümenine karşı, bütün l’inci Kolordu kuvvetlerini toplayıp tedbir alacak komutanın, Kolordu Komutanı Muhittin Bey’in ne yaptığını bilmiyorum. Yalnız elde ettiğim bilgilere göre, Cafer Tayyar Bey, kendi kuvvetleri ile temas kuramadan, Havza yakınlarında atla dolaşırken düşman tarafından esir edilmiştir. Ondan sonra sevk ve idareden mahrum kalan l’inci Kolordu’muz tamamiyle dağıldı.


Birliklerinin bir kısmı esir oldu, bir kısmı da Bulgaristan’a sığındı. Sonuç olarak, Trakya’nın tamamı Yunanlıların eline geçti. Ne yazık ki, l’inci Kolordu Komutanı’nca, milletin istediği ve beklediği ileri görüşlülüğün, uyanıklık ve fedakârlığın gösterildiğine şahit olamadık.


Efendiler, Trakya’nın özel ve güç durum ve şartlar içinde bulunduğuna şüphe yoktu. Fakat bu özellik ve güçlük, hiçbir zaman Trakya’daki kolordunun askerliğin gereklerini yerine getirmesine ve vatanperverlik namusunu göstermesine engel olamazdı. Eğer, bu yapılamamış ise, millet ve tarih karşısında bulunan tek sorumlusu Cafer Tayyar Paşa’dır.


Tarihte bütün bir vatanı, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, son bir avuç toprağına kadar karış karış kahramanca ve namusluca savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler, komuta edebilme vasıflarına sahip olabilsinler!


Efendiler, komutanlar, askerliğin görev ve gereklerini düşünür ve uygularken, beyinlerini siyasî görüşlerin etkisi altında bulundurmaktan kaçınmalıdırlar. Siyasetin gereklerini düşünen başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdırlar.


Komutanların, emirleri altına verilen millet evlâdını, memleket vasıtalarını, düşmana ve ölüme doğru sürerken, düşündükleri tek nokta, milletin kendilerinden beklediği vatan görevini ateşle, süngüyle ve ölümle yerine getirerek sonuç almaktır. Askerî görev, ancak bu anlayış ve inançla yerine getirilebilir.


Lâfla, politika ile, düşmanın aldatıcı vaadlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Omuzlarında ve özellikle kafalarında askerlik sorumluluğunu yüklenecek kadar kuvvet bulunmayanların feci sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır.


Efendiler, bir komutanın esir olması da mazur görülebilir. O zaman ki, askerliğin görev ve gereklerini yerine getirip uygulamakta, elindeki kuvveti sonuna kadar, son süngü ve son nefese kadar kullandıktan sonra, kanını akıtmak fırsatını bulmaksızın düşman eline düşerse…


Efendiler, bütün ordusu, üstün düşman karşısında yenilip de kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını, düşman başkomutanının çadırına doğru sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür.


Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi bir kötü tesadüf ve kötü şans eseri bile olsa, düşmana esir düşmesini biz mazur görsek de, tarih, bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk inkılâp tarihinin gelecek nesillere hitap ve uyarısı işte budur.


Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı Kitabından:


Türk Kabinesinden İki Bakan Ayrıldı – 20 Temmuz 1920


İstanbul Hükumeti bakanlarından ikisi istifa ederek görevlerinden ayrıldıklarını bildirmişlerdir.

Öte yandan İstanbul şehrinin ölü duvarlarına yapıştırılan bir ilanda, Türkiye’yi Barış Antlaşması’nı onaylamaya zorlayan güçlere karşı harekete geçilmesi isteniyor. Aynı ilanda bütün Müslümanların kendilerini tabancalar, sopalar ve baltalarla silahlandırmaları ve Müslüman dünyasını ele geçirmeyi amaçlayan yabancıların isteklerine boyun eğen zayıf devlet adamlarının yurt dışına atılması için çağrıda bulunuluyor.


(Kaynak: Amerikan Basınından Türk Kurtuluş Savaşı / Osman Ulagay / Syf 108)


Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları kitabından:


Ankara’dan 20 Temmuz’da ayrılan, güvenilir misyonerlerin gözlemlerine göre Anadolu’da durum şöyledir:


1-Yunan zaferleri Milliyetçiler arasında hoşnutsuzluk yaratmakla beraber, gücü abartılmış durumlarında büyük bir zayıflama olmamıştır.

2-Gelecekte Yunanlılarla ya da İstanbul Hükumetiyle bir uzlaşma olasılık dışıdır. Milliyetçi liderlerin İngilizlere duyduğu kin azalmamıştır.

3-Bolşeviklerle anlaşma henüz somut bir sonuç vermemiştir.

4-Mustafa Kemal’in sağlık durumu sıtma ve böbrek rahatsızlığı nedeniyle iyi değildir, ancak başlattığı akım kendisi çalışamaz duruma gelirse ya da görevinden alınırsa, başka liderlerle yürüyecektir.

5-Düzensiz kuvvetler olan çeteler denetimden çıkmakta, bazı bölgelerde soygunculuk yapmaktadır.

6-Yeni askere alınanlar gelmektedir. Görünüşte zorlama olmadan katılmaktadırlar. Bununla beraber Konya bölgesinde bazı askerden kaçma olayları görülmüştür.

7-Hristiyanlar ve yabancılar bu yüzden ağır vergilere bağlanmaktadır, ama çetelerin çıkardığı bazı olaylar dışında zora başvurulmamaktadır.

8-Haziran ayında bir İtalyan temsilcisi anlaşma yapmak üzere Ankara’ya gelmiştir.

9-Milliyetçiler mali bakımdan iyi destek görmüşe benziyorlar. 4 ay daha bugünkü tarifeye göre trenleri çalıştırabilecek kadar kömürleri olduğunu söylemektedirler.

10-Bursa’yı geri almakta kararlı görünmektedirler.

11-Amerikan misyonerlerinin ve yardım kurullarının üyelerinin güvenlikleri son iki ay içinde daha kötüleşmiş değildir.


Bristol


(Kaynak: Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları / Orhan Duru / Syf 98)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG