21 Şubat 1920 Cumartesi

Mustafa Kemal, Rauf Bey’e üç telgraf çekti. Rauf Bey’in 19 tarihli teline karşı­lık olan birinci yazıda, Hükümet’in atama politikasından şikâyet edildi. Kuvayı Milliye tarafından görevinden çıkarılan memurların görev yapmasına izin veril­meyeceği belirtilerek şöyle denildi: “Bize gelince, tarihin bu memlekette şimdi­ye kadar meydana getirmediği, bu ulusal birlik ve dayanışmayı bozma amacını güden her eylemi, bir vatan hayınlığı sayarak ona göre gerekli karşılığı vermek­ten çekinmeyeceğiz”. 20 tarihli yazıya verilen cevapta, Hükümet’e karşı kesin bir durum alma zamanının geldiği belirtilerek Felah-ı Vatan Grubu’nun etkili bir denetlemede bulunması istendi. Millî Kuvvetlerin Fransızlara karşı savaşı­nın durdurulamayacağı anlatıldı. Akbaş Cephaneliği’nin bir bölümünün İngizlizlere geri verilmesi konusunda “Boş bir fişek kovanının bile İngilizlere geri ve­rilmemesi daha uygun olur düşüncesindeyiz” denildi. Hükümet’in iki yüzlü bir siyaset izlediği ileri sürülerek İtilaf Devletleri’ni Türklere acındırma çabası­nın bir gaflet olduğu belirtildi. Mustafa Kemal, Temsil Kurulu adına Rauf Bey’e çektiği üçüncü telgrafında, Niğde ve Nevşehir’de Teâli-i İslam Cemiyeti’nin bozguncu çalışmasını örnek verdi. Millî örgütlerden yana olup olmadığı­nın Hükümet’ten sorulmasını istedi, Felah-ı Vatan Grubu’nun da bu konuda açık bir görüşe varması gerektiğini bildirdi. Telgrafın bir örneği Karabekir’e de gönderildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 388)


Mustafa Kemal, Harbiye Bakanı Fevzi Paşa’nın kendisine yaptığı ricaya cevap verdi. Hiç bir yerde Ermeni kırımı yapılmadığını, İzmir Cephesindeki Kuvayı Milliye’nin dağıtılması isteniyorsa, bunun imkânsız olduğunu, Yunanlıların İz­mir’e asker ve silah çıkardıklarını bildirdi. İngiliz temsilcisinin istediği şeyin yurdun tek dayanağı kalmış olan Kuvayı Milliye’yi dağıtmaya yönelik bulun­duğunu anlattı. 19’da Fevzi Paşa, bir genelge yayımlayarak yabancıların rahat­sız edilmemesini istemiş, bu konuda Mustafa Kemal’den yardım rica etmiş, Mustafa Kemal, dün yayımladığı bir genelge ile Fevzi Paşa’nın görüşlerine ce­vap vermişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 388)


Londra Konferansında İngiliz ve İtalyan başbakanları İzmir konusunda sert bir tartışmaya giriştiler. Nitti, komisyonun raporuna karşı çıkarak, İzmir’de Yunan egemenliğinin aleyhinde bulundu, burada Yunan çoğunluğunun ol­madığım söyledi. Konunun, Millerand Paris’ten dönünce yeniden tartışılması kabul edildi. Venizelos, İzmir Siyasî Temsilcisi Steryadis’e gönderdiği telgrafta, İzmir’de kesin olarak kalacaklarını, sınırların da İzmir ve ilçelerini, Manisa’yı, Kasaba’yı, Akhisar’ın beşte dördü ile Ayvalık ve Kemer il­çelerinin dörtte üçünü içine alacağını bildirdi, Venizelos, iki yıl sonra halkın temsilcilerinin Milletler Cemiyeti’nden kuvvetli bir Yunanistan istemek hakkı­na sahip olacaklarını, barış imzalanınca Türkiye yönetiminin yerini tutacak Yunan idarecilerinin hazır bulundurulması gerektiğini yazdı. “Elden geldiği kadar Yunan unsurunun genişletilmesiyle iyi sonuçlar alınabilecektir” dedi. 23 İngiliz mebusu, İstanbul’un Türklerde bırakılmasını iste­yen bir bildiri yayımladı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 388)


Kâzım Karabekir, Harbiye Bakanlığı’na ve Temsil Kurulu’na yaptığı öneride, bugün elde tutulan sınırın doğal askerî sınır olmadığını bildirerek, bunun, Iğ­dır, Kulp, Kağızman, Sarıkamış ve Oltu Türkiye’de kalacak biçimde yeniden düzenlenmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 388)


Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Mebuslar Meclisi ve Se­nato üyelerine hitaben gönderdiği telgrafta, barış şartı olarak ateşkes sınırları­nın savunulmasını istedi. Dernek, millî felakete sebep olanlarla bu felaketin de­vamına sebep olanların (Devleti savaşa sokan İttihatçılarla işgallere ses çıkar­mayan İtilafçı yöneticiler kastediliyor) ve fakir halkın kanını emen "muhtekirle­rin cezalandırılmasını da talep etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 388)


Hakimiyeti Milliye: Emparyalizm ile millet ve bağımsızlık ilkelerinin mücadelesi, emperyalizmin yenilgisi ile sonuçlanacaktır. Sınırlarımız içinde ka­lan her ırkı, milletdaşımız sayıyoruz. Adem-i merkeziyetçilik ile, her kavmin kendi bölgesinde gelişmesini sağlamış oluyoruz. Yüzyılımızın millet ilkesi budur.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 388)


Nutuk’tan/


Saygıdeğer Efendiler, Rauf Bey, 19 Şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve Meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. Bu bilgileri özetleyeyim :


«Şubatın on dokuzuncu günü, Sadrazam, Dahiliye Nâzırı, Bahriye Nâzırı Felâh-ı Vatan Grubu’nun toplantısına gitmişler. Sadrazam, Kuva-yı Milliye’nin ikinci bir hükûmet şeklinde görünmemesi, hükûmet işlerine karışmaması ve Maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş, Ziya Paşa’nın vali ve Ahmet Fevzi Paşa’nın da kolordu komutanı olarak Ankara’ya gönderileceğini bildirmiş. Dahiliye Nâzırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. Polis Müdürü ile Jandarma Komutanı’nın değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış.


Eskiden beri dostu olan Keşfi Bey’in dürüstlüğünden ve onu Bursa’ya vali, Faik Ali Bey’i de müsteşar yaptığından bahsetmiş. Salih Paşa da, Maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükûmetçe el koymayı siyasî bakımdan mümkün görmemiş, Fransız basınını aleyhimize çevirir, demiş. Padişah, hükûmete, Meclis’ten çok hâkim imiş. Meclis’in ruh haline göre, bu hükûmeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş»


Bu bilgileri, Anadolu ve Rumeli’de bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik:


Hey’et-i Temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan İstanbul’da, daha millî ve fedakâr bir hükûmetin işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, Sadrazam Paşa’nın bilinen bildirisine karşılık, 17 Şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu.


Millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. Millî dâvaya uygun bir barış yapılmadıkça, Kuva-yı Milliye’nin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz.


Rauf Bey’e de cevap olarak şunu yazdım:


21.2.1920

Harbiye Nezareti Başyaveri Salih Bey’e

Rauf Bey’e

İlgi: 19.2.1920 tarihli şifre:


Felâh-ı Vatan Grubu’nun Sadrazam Paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin Millî Meclis’ten aldığı güven oyuna dayanarak, Kuva-yı Milliye’nin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. Millî Mücadele’ye karşı tutumundan dolayı azledilen Faik Ali Bey’i müsteşarlığa, Ferit Paşa ve


Ali Kemal ile birlikte çalışan Müsteşar Keşfi Bey’i, Bursa valiliğine ataması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen Ahmet Fevzi Paşa ile Ziya Paşa’yı da Ankara’ya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa Kuva-yı Milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir.


Hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. Her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir.


Arada pek korkunç ihtimaller vardır. Geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, Kuva-yı Milliye’nin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. Bize gelince: Tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğiz.


Bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. Hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir.


Gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle Millî Mücadele’ye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, Kuva-yı Milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. Hele Ahmet Fevzi Paşa ile Ziya Paşa’nın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.


Bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan Millî Meclis’teki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşların bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmaları gerekmektedir.


Hükûmetin Meclis’e hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararların alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği şüphesizdir.


Bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan Kuva-yı Milliye gayelerinin, Meclis’çe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.


Hey’et-î Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Rauf Bey’in bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim:


Şifre 21.2.1920

Harbîye Nezareti Başyaveri Salih Bey’e

Rauf Bey’e:

İlgi: 20.2.1920 tarihli şifre:


Hükûmetin Millî Meclis’teki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır.


Her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. Hükûmetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve güç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Hükûmete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. Sadrazama ve Dahiliye Nâzırı’na açıkça söylemek gerekir ki, Kuva-yı Milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir.


Memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, Kuva-yı Milliye’nin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. Fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldırıya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.


İtilâf Devletleri’nin, İstanbul’un Osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, İzmir ve Adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır.


Harbiye Nâzırı’na, İzmir ve Adana’nın da Osmanlılar’ın elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı, Ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldırının yapılmadığı, Fransızlar tarafından silâhlandırılan ve kışkırtılan Ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun Ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.


Hükûmetin, Maraş ve Urfa’dan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve Kuva-yı Milliye’yi durdurabilmek için, Fransızların Adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir.


Aksi takdirde, Kuva-yı Milliye’yi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin Halep ve Suriye’ye sıçramak üzere bulunduğunu; Fransızların, Adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar kârlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. Anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, İtilâf Devletleri’nin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündür. Bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istememelidir. Aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir.


Akbaş cephesinden bir kısmının İngilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. Boş bir fişek kovanının bile İngilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.


Hükûmet, İtilâf Devletleri’ne karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız.


Kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, Kuva-yı Milliye’yi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, Meclis’teki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.


Hey’et-i Temsiliye adına

Mustafa Kemal

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG