21 Kasım 1920


Üç gün önce Kilis'ten hareket eden General Goubeau (Gobo) kumandasındaki Fransız tümeni, bir direnme ile karşılaşmaksızın Antep'e geldi. Antep, 12.000 mevcutlu Fransız kuvvetleri tarafından üçüncü defa bütünüyle kuşatıldı. Antep'te 1 3.000 Türk var. Savaşçı sayısı ise 1 470 silahlı, 500 silahsız. 19/20 gecesi, Antep içindeki milli kuvvetlerin kumandanı Ôzdemir Bey, içinde bulundukları sıkıntıları bildirilerek Antep Fırka Kumandanı'ndan acele cephane istemişti. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulu da Beşinci Fırka Kumandanı'ndan Antep dışından haber ve top istemişti. Bu üçüncü kuşatma 18 Aralık'a kadar sürecek.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ali Fuat Paşa'ya, Moskova Elçiliği'ne atandığı resmen bildirildi. 1 Aralık'ta hareket edecek olan Ali Fuat Paşa'nın bu görevi 10 Mayıs 1922'ye kadar sürecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Nutuk’tan/


Görülüyor ki, Ethem Bey ve kardeşi, emirleri altındaki birlikleri teftiş ettirmiyorlar, verilmemiş yetki ve ünvanları kendi kendilerine takınıyorlardı.


«Bütün Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik» imzasıyla 21 Kasım 1920’de Cephe Komutanlığı’na gelen bir raporda, «13’üncü düşman tümeninin Emîrfakıhlı, İlyasbey, Çardak, Umurbey üzerinden gelmekte olduğu» ve «kendi bölgesinde bulunan Gördeslilerin düşman askerini çağırdıkları» yolunda bilgi vardı.


Oysa, gerçekte ne düşman tümeni ilerliyordu ve ne de Türk halkı düşmanı çağırmıştı. Bu bilgilerin özel maksatlarla verildiği anlaşılacaktır. Müslüman halkın düşmanı çağırması yalnız bir tek sebeple açıklanabilirdi ki, o da tarafımızdan zulüm ve eziyet göreceklerine inanmalarıdır. İşte Cephe Komutanı, durumu bu noktadan ele alarak verdiği genel emirde demişti ki:


Muharebenin doğurduğu bunalım sırasındaki kızgınlıkların etkisiyle zorlayıcı sert tedbirler alınmasına kesinlikle engel olmak gerekir. Hainlikleri ne derece kesinlikle anlaşılmış olursa olsun, hiçbir köy asla yakılmayacak, halktan hiç kimse hiçbir birlik tarafından hiçbir suçla idam edilmeyecektir. Casuslukları ve daha başka suçları ortaya çıkmış kimselerin, göz altında İstiklal Mahkemeleri’ne gönderilmeleri gerekir.


Umum Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, bu emre de karşı çıktı.


Efendiler, düşman, kuvvetlerini toplu bulundurmak maksadıyla aldığı tertibat yüzünden, Kuva-yı Seyyare bölgesindeki bazı yerleri boşaltmıştı. Buralarda, sivil idare kuruluncaya kadar, halkın güven içinde idaresi için, hemen teşkilât kurulmasına lüzum vardı. Bu sebeple jandarma hizmetinde bulunmuş ve iyi halli tanınmış kimselerden seçilen yüz elli mevcutlu bir sahra jandarma bölüğü teşkil edilerek «Simav ve Bölgesi Komutanlığı» adı altında bir komutanlık kuruldu.


Bu komutanlık, sınırları belli bir bölge içinde güvenlik işlerine bakacaktı. Yarbay İbrahim Bey adında bir zatın görevlendirildiği bu komutanlığa yönetim ve inzibat bakımından bu bölgedeki askerlik şubeleri de bağlanacaktı.


Ordu birliklerinin ve Kuva-yı Seyyare’nin komutanları yalnız askerî harekâttan sorumlu olacaklardı. Bu bölge komutanlığının kurulması dolayısıyla, o bölge halkına, Cephe Komutanlığı tarafından yazılan bildiride: «Sizin her türlü dertlerinizi dinlemek, adaletli bir yönetim kurmak maksadıyla Simav’da bir Bölge Komutanlığı kuruyorum» cümlesi vardı.


Bu cümleyi, Kuva-yı Seyyare Komutanlığı tarafından kötüye yorulacağını göreceğiniz için, özellikle kaydediyorum.


Düşmandan kurtarılan bu kasabalar halkı, kurtuluş tarihinden başlayarak iki ay süreyle askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı. Umum Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, birtakım düşünce ve sebeplerle bu bölge komutanlığına da itiraz etti.


Tevfik Bey, 23 Ekim 1920 tarihli bir raporunda: «Bir düşman tümeninin taarruzu üzerine, kuvvetlerini Gönen köyü kuzeyindeki sırtlara çektiğini» bildiriyor ve «sol kanadımda bulunan Cumburdu kesimini emniyete alınız» diyor.


Düşmanın ciddî bir taarruzu olmamıştır. Kuva-yı Seyyare Komutanlığı’nın maksadının, ordu birliklerini cepheye sürdürüp, kendi kuvvetlerini geride toplamak olduğu anlaşılmıştı.


Cephe Komutanı İsmet Paşa, Tevfik Bey’in verdiği bilgileri ciddiye alarak, gerekenlere gerektiği gibi emirler vermiş olmakla birlikte, kendisinden de, «taarruz eden düşmanın aşağı yukarı kaç top kullanmakta olduğunu» ve «Kuruköy’den yol boyunca Çamköy’e doğru bir düşman harekâtının yapılıp yapılmadığını» sordu ve Cumburdu vadisinin İslâmköy’e doğru emniyete alınmasının Güney Cephesi’ne ait olduğunu bildirdi.


Tevfik Bey, 24 Kasım 1920 tarihinde Cephe Komutanlığı’na yazdığı telgrafta iğneleyici birtakım sözlerden sonra, «bendeniz, kuzey ve güney cephelerinin her ikisinin de hükûmetin emrinde olduğunu sanıyorum. Mademki değildir, idaresizlik yüzünden, boş yere burada vatan evlâtlarını kırdıramayacağım.


Yirmi dört saate kadar sol kanadımız kuvvetli bir şekilde korunmadığı takdirde, Kuva-yı Seyyare’yi Efendi köprüsü civarına çekeceğim. Bu konuda sorumluluğun kime ait olduğunu hükûmet bulsun, Efendim» diyordu. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Kuva-yı Seyyare Komutanı’na cevap verdi ve dedi ki: «12’nci Kolordu, sol kanadımızdan kırk kilometre uzaktadır.


Bundan başka, geri çekilmiş olan düşmanı keskin taarruzla ve zorla yerinden atmak görevi birliklerimize verilmiştir. Bu bakımdan Kuva-yı Seyyare, düşmanı takip eden müstakil bir süvari tümeni durumundadır.


Düşmanın üstün kuvvetle taarruzlarına karşı yalnız başına tedbirler alır; düşman mevziî ve ciddî bir hareket yaptıkça, buna karşı kesin savaştan kaçınır. Bu görevler süvari tümenlerine verilir. Güney Cephesi’nde kuvvetli süvari birliği olmadığından, sizin cephenizi süvari kuvvetleri ile genişletmek mümkün değildir. Güney Cephesi Kuva-yı Seyyarelerle yalnız dış kanadından temas ve bağlantı sağlayabilir. Bu da lâzımdır. Kısacası, cephemiz iyi idare edilmektedir…v.b.»


Türk Sovyet ilişkilerinin bunalıma girmesiyle siyasi alanda yapılan görüşmelerin kesilmesinden sonraki dönemde, Türk kuvvetlerinin Ermenilere karşı kazandığı zafer; Birinci İnönü Zaferi, İtilaf devletlerinin başlattığı barış girişimleri ve Ankara’nın Londra Konferansına çağrılması, Kilikya’daki başarılar ve Fransızların Ankara ile barış arama çabaları, Anadolu’yu güçlü bir konuma yükseltti. Görüşmelerin kesilmesinde rol oynayan Rusların Ermeniler için toprak istemesini, Karabekir’in Doğu Cephesi’nde kazandığı zaferi anlamsız kıldı.


Yukarıda belirtildiği gibi bu tarihlerde İtilaf devletlerinin Türklere yaklaşma çabaları, Anadolu’nun elini Moskova nezdinde oldukça kuvvetlendirdi. Moskova’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Batılı güçlerle anlaşma olasılığı tedirginlik yarattı. Ankara’da ise Rusya’nın karşı koymasına rağmen Ermeni işgaline son veren Türk harekatına karşı duyulan tepkiyi hafifletme çabası ; iki tarafın aynı tarihlerde görüşmelere yeniden başlaması yolundaki isteklerini birbirine iletmeleri sonucunu doğurdu. Ahmet Muhtar Bey, 2 Aralık’ta Çiçerin’e bir nota göndererek Kafkaslarda Sovyetler Rusya’ya karşı bir cephe kurmak konusunda Ankara’nın İngiltere ile görüşme yaptığı yolundaki haberleri yalanladı. Karşılıklı temsilciler tarafından parafe edilen dostluk ve kardeşlik anlaşması yolundaki Türk isteğini bildirdi. 1 Aralık’ta ise Çiçeren’in Mdivani’yi gönderdiği bir telgrafta, görüşmelerin yeniden başlamasını istemekteydi. Yusuf Kemal Bey, bu teklifin Lenin ve Stalin’den geldiğini yazmaktadır. Daha sonra teklifin ilk olarak kimden geldiğini taraflar bir itibar sorunu yapacaktı. Her iki taraf da görüşmelere güçlü konumda başlamak için teklifin önce karşı taraftan geldiği tezini savunacaktı. Oysa yukarıda de verildiği üzere teklifler bir gün arayla gerçekleşecekti ve ilk teklifi yapan Rusya oldu.


Bu arada Ankara, Bolşeviklerle ilişkilere verdiği öneme atfen Moskova’da büyük elçilik düzeyinde temsil edilme kararını aldı. Bu cümleden olarak 19 Kasım tarihli telgrafla Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa’yı, önemli sorunlar görüşmek üzere Ankara’ya çağırdı. 20/21 Kasım günü Ali Fuat Paşa trenle Ankara’ya hareket etti. 21 Kasım’da Mustafa Kemal Paşa kendisini istasyonda karşıladı ve Moskova Büyük Elçiliği görevini teklif etti. Aynı zamanda böylesine önemli bir görevi ancak kendisinin başarıyla yapacağına olan inancını dile getirdi. Ancak durum, Ali Fuat tarafından kendisinin memleket dışına çıkartılmak istenmesi şeklinde yorumlandı. Ona göre bu, İngilizler ve Padişahın bir isteğiydi. Çünkü kendisi, Mustafa Kemal’den uzaklaştırılmak istenilmekteydi. Zira İngilizler daha mutedil olan İsmet ve Fevzi paşaların Mustafa Kemal’i frenleyeceğine ve böylece Anadolu’nun İtilaf devletleriyle anlaşmasının mümkün olacağına inanmaktaydı. Bu olumsuz değerlendirmelere rağmen sonuçta Ali Fuat bu görevi kabul ettiğini 21 Kasım’da Mustafa Kemal’e bildirdi.


Bu tarihte Moskova Büyük Elçiliğine tayin edilen Ali Fuat Paşa Birinci Moskova görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanmamasını şöyle değerlendirmektedir. “ Rus Sovyet Hükümetinin… parafe edilen anlaşmayı imzaya yanaşmaması bir İngiliz-Rus compromisine güzel bir yol açmak içindi. Yazık ki Moskova’da bulunan Türk Temsilci Heyeti , Ruslarla aramızda meydana gelen kesilmenin iç yüzünü iyice anlayamamıştır.” Gerçekten de Ali Fuat Paşa’nın sözünü ettiği durum görüşmelerin kesilmesinde rol oynamıştır. 1920 Ağustos’unda Kızıl Ordu’nun büyük kısmı Polonya’nın kuzey doğusunda toplanmıştı. Bir kısmı da güney doğusunda bulunmaktaydı. Bu konuşlanma karşısında Polonyalılar Vistül gerisine çekildi. Bundan cesaret alan Bolşevikler taarruza geçtiler. Fakat güneydeki Kızıl Ordu’nun Varşova önündeki büyük meydan muharebesine katılmaması yüzünden Kızıl Ordu yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı.


Söz konusu yenilgi, Sovyet Rusya’yı dış saldırılara karşı savunmasız bir duruma getirdi. Bu da Polonya ile ne pahasına olursa olsun barışı kaçınılmaz kıldı. Bundan sonra Rusya darboğazda olan ekonomisini düzeltme çabası içine girdi. Bunun için öncelikle İngiliz ablukasının kaldırılması; sonra da İngilizlerle iktisadi antlaşma yapılması gerekiyordu. 1920 Ağustos sonlarında, bu amaç Rus dış politikasını yönlendiren faktörlerden biri haline geldi. Bunun ise Türk-Sovyet ilişkilerine olumsuz yansımaları oldu.


MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ANKARA- MOSKOVA İLİŞKİLERİ/ Prof. Dr. Saime YÜCEER / 130-131-132

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG