22 Mayıs 1919 Persembe

Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği raporda: ‘İngilizler, Hükumetin varlığına aldırmaksızın yurdun içlerine giriyorlar.’ dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan / syf 267)


Kadıköy’de şiddetli bir yağmur altında 15-20 bin kişinin katıldığı bir miting yapıldı. Konuşmacılardan biri olan üniversite öğrencisi Münevver Saime’nin sözleri şöyledir:


‘Ey tarihlerinin kara günlerini yaşayanlar! Size hitap ediyorum. Milletler için karanlık günler olabilir. Fakat artık yok olmak yoktur. Bir millet yok edilemez. Milletimizin yok edilebileceğine inananlar aldanacak.’


Münevver Saime Hanım Kadıköy Mitingi’nden sonra tutuklanmış, fakat kaçarak Anadolu’ya geçmiştir.



Halide Edip ise; ‘Müslümanlar, Türkler! Türklere indirilen darbe bütün İslam dünyasının başını koparmak içindir. Dün İstanbul’a gelmek isteyen bir çarlık vardı. O çarlığın yerlerinde bugün yeller esiyor. Niçin? Biz o çarlığın nefesini Çanakkale’de boğduk. Burada devrilen yalnız çarlık değil adaletsizliktir. Bu adaletsizlik geçicidir. Belki bir adaletin geldiğini göremeyeceğiz. Fakat o gecikmeyecektir. Bütün adaletlerin üstünde bir ilahi adalet vardır ki gelecek ve bütün milletleri sarsarak üzerinden geçecektir. Yarın dünyanın son tarihi perdeleri oynandıktan sonra Türkler ne yaptı diye bakacaklardır. Milletlerin üzerinde hakim olan adalet, Türk milleti, sonunda senin de hakkını verecektir.’ demiştir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Kadınları / Zeki Sarıhan / syf 77)


Albay Bekir Sami Bey Bandırma’da ‘dipçik, tüfek ve tokatla’ Yunan bayraklarını indirtti. Bir camide halka seslendi. ‘Haydi silah başına! Bugün ne bir hükumet ne bir devlet kalmıştır! Devlet de hükumet de sizsiniz!’ dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan / Syf 268)



Başbakan Damat Ferit müttefiklere bir nota verdi: ‘Yunan askerleri İzmir’den geri çekilsin. Yerine gelecek büyük devletlerin kuvvetlerini hoşnutlukla kabul etmeye hazırız.’ dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan / Syf 268)




Günümüzde ‘Samsun Gazi Müzesi’ olan Mıntıka Palas Oteli’nden bir anekdot:


Mustafa Kemal kahvesini içiyor, birkaç kişiyle oturmuş konuşuyordu. Belediyenin önünde bulup da silahlandırdığı asker otelin kapısında nöbet bekliyor, içeri kimse girip çıkamıyordu.


Bundan sonrasını Hasan İzzettin Dinamo yazıyor:


Dışarıdan onun sesi: ‘Yasah, diyor sana, ulan!’


Bu konuşma birkaç kez yinelenince Cevat Abbas, tabancasını çekerek kapıya koştu. Karşısında orta yaşlı, iriyarı, kara gözlü, esmer, pala bıyıklı, halktan bir adam duruyordu. Daha çok doğulu bir Kürt hamala benziyordu. Bıyıkları öyle karaydı ve öyle parlıyordu ki onları yanmış fındıkla boyadığı sanılabilirdi.


‘Ne arıyorsun burada?’

‘Mustafa Kemal Paşayı göreceğim!’

‘Ne yapacaksın paşayı?’

‘Ona söyleyeceklerim var.’

‘Nedir söyleyeceklerin? Bana söyle, ben ona söylerim.’


Konuşmasından Kürt olduğu anlaşılan adam, mutlaka içeri girmek istiyordu. Yaver, en sonra önüne düşerek onu Mustafa Kemal’in oturduğu odaya götürdü.


‘Sizi bir vatandaş görmek istiyor, paşam’

‘Gelsin, görelim.’


Bu adamın durumunda bir gariplik olduğu herkesçe görülüyordu. Hepsi dikkatle ona bakıyor ve her davranışını göz hapsinde bulunduruyorlardı.


‘Gel bakalım, evlat, bir arzun mu var?’

‘Var paşam, zatınıza söyleyeceklerim var!’

‘Haydi, çekinme, söyle öyleyse!’


Adam boğazını temizledikten sonra:


‘Paşam, bana zatınızı vurmak için vazife verdiler.’


Sonra ceketinin iç cebinden yepyeni bir tabanca çıkarıp masanın üstüne bıraktı.


‘İşte, paşam bana verdikleri tabanca. Gir, o vatan millet haini, padişahımızın düşmanı olan paşayı vur, dediler. Ben de zatınızı öyle sanarak öldürmeye karar verdim. Üç gündür arkanda dolaşıyorum. Bütün düşüncelerim alt üst oldu. Meğer beni aldatmışlar! Az kalsın milletin babasını vuracaktım. Senin hemşerilerle konuşmalarını dinledim, baktım ki sen yalnız bizi düşünüyorsun. Bizi düşmanların elinden kurtarmak istiyorsun, asıl hain onlar; o senin düşmanın olacak namussuzlar. Bende artık sendenim paşam’


Mustafa Kemal, bu kendi kendine gelip, kendi kendine giden tehlikeye şaştı kaldı. Daha önce, bu çeşit suikast olaylarıyla birkaç kez karşılaştığı şaşkınlığı uzun sürmedi:


‘Al tabancanı sok beline, evlat. Sen de artık benim askerim sayılırsın. Tabancasız, silahsız olursak Pontosçular hepimizi gelip keser.’


Adama kahve ısmarladı ve kendisini unutmamasını söyledi. Adam kahvesini içtikten sonra tabancasını beline soktu ve Mustafa Kemal’in ellerini birkaç kez öperek çıkıp gitti. Mustafa Kemal bir sigara yaktı, yüzü gülüyordu. Bu olay anlatmıştı ki halk onun dilinden anlıyordu.


Halk bir kurtarıcı bekliyordu.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 512)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG