22 Ocak 1921


Batı ve Güney Cephesi birliklerine yenik düşen 1.Kuvayı Seyyare Komutanı

Çerkez Ethem, kendisine sadık kalmış olan birliklerini serbest bıraktı. İsterlerse

Yunan işgal bölgesine geçebileceklerini ya da Refet Bey kuvvetlerine

katılabileceklerini söyledi. Ethem Bey, Akhisar'da bulunan kardeşleri Reşit

ve Tevfik Bey'e yazdığı mektupta, Yunanlılarla yaptıkları iltica protokolünün

nefsine ağır geldiğini, bilinmeyen bir yöne hareket ettiğini bildirdi.

Ethem'in toplam olarak 700 adamı Yunanlılara sığınmış bulunuyor, kendisi,

sadık adamlarıyla dağlara çıkarak başıboş dolaşmaya başladı. Müfreze

komutanlarından Parti Pehlivan ise Hükümet kuvvetlerine teslim olmayı

reddetmekle birlikte düşman bölgesine girerek gerillacılık yapmaya başladı. Ethem kendi ifadesine göre, bu tarihten on gün sonra, Yunan resmi tebliğine

göre ise muhtemelen 26 Ocak'ta yeni bir protokolle Yunanlılara teslim

olacak, İzmir'e götürülecek, burada Yunanlılar tarafından Kuvayı Milliye

aleyhine kullanılacaktır.


Meclis'in gizli oturumunda uzun süre komünizm sorunu tartışıldı. Bursa

Mebusu ve Diyarbakır İstiklal Mahkemesi üyesi Şeyh Servet Bey'in vardığı

yerlerde Bolşevik propagandası yaptığına ilişkin Nurettin Paşa'dan gönderilmiş

ihbarlar okundu. Şeyh Servet Bey'in görevi, üzerinden alındı. Mustafa

Kemal, komünistler üzerine şiddet kullanmaya taraftar olmadığını, fikre fikirle

cevap vermek gerektiğini, Karabekir'in Mustafa Suphi için gerekli tedbirleri

aldığını söyledi. Bazı mebuslar komünizme şiddetle hücum eden konuşmalar

yaptılar, dine sarılmak gerektiğini söylediler. Şeyh Servet Bey'in komünizmle İslamiyet'i eş göstermesinden duyulan hoşnutsuzluk dile getirildi, Hükümet komünistlere karşı yumuşak

davranmakla suçlandı. Hükümet, partinin kuruluşundaki amacı anlatarak

resmi Türkiye Komünist Fırkası'nı savundu. Mustafa Kemal, Emek

gazetesinin İstiklal Mahkemesi'ne verildiğini, yarın yargılamasının yapılacağını

söyledi


Mustafa Suphi ve yanındakiler Kars'tan Erzurum'a geldi (krş. 18). Erzurum

Valisi Hamit Bey, Ankara'ya çektiği telde, 17 arkadaşıyla Erzurum'a gelen

Suphi ve arkadaşlarının binlerce kişinin hakaretine uğradığını, yoluna devam

etmeye mecbur kaldığını, yolda halkın onlara konak ve yiyecek vermediğini

yazdı. Hamit Bey, Bayburt Kaymakamı'na da Mustafa Suphi ve arkadaşlarına

karşı halkın hakarette bulunmasına "engel olunmaması"nı emretti.


İstanbul Hükümeti, İtilaf Devletleri'nin maliye üzerindeki kontrolünü kabul

etti. Damat Ferit, Sevr Anlaşması'nın bu hükmünün kendi zamanında uygulanmasını kabul etmiş, fakat uygulamaya geçilmeden istifa etmişti. Tevfik

Paşa Hükümeti, önce kontrolü kabul etmek istememişti, fakat mali durumun

gittikçe kötüleşmesi sonucu Osmanlı Bankası'ndan borç almak zorunda

kalması üzerine kontrolü de kabul etmek zorunda kaldı.


Müslüman olmayanlardan askerlik bedeli alınması, vermeyenlerin de yol

işinde çalıştırılması konusu Meclis'in gizli oturumunda görüşüldü. Fevzi Paşa

3-400.000'i Karadeniz kıyılarında olmak üzere Türkiye'de 7-800.000 Hıristiyan

olduğunu söyledi.


Belçika'nın İstanbul Ona Elçisi de Welle'in raporu: Genel olarak Anadolu

isyanı meşru bir şekil almıştır. Anadolu milliyetçiliği bir yıl önceki gibi hafife

alınacak bir nicelik değildir. Karşımızda hesaba katılması gereken bir rakip

var.


Genç Erkekler Hıristiyan Birliği’nin şemsiyesi altında İstanbul’un ilk basketbol ve voleybol lig maçları 1921 senesinde başladı. Bu maçlara Fransız işgal ordusundan seçilen karma bir takım haricinde, YMCA’nın Beyoğlu ve Bahçekapı şubeleri, Amerikan denizcileri, Robert Kolej’in muallim ve talebelerinden oluşan iki takım, Saint Benoit lisesi ve Bebek Darüleytamı iştirak etti. YMCA Beyoğlu şubesinin İstanbul’da düzenlenen ilk ligi kazandığı Yine Ahmet Bey’in yazdığı tarihçe vasıtasıyla bilinmektedir.


İşgal süresince İstanbul Basketbol Ligi’nin en başarılı takımı kuşkusuz Robert Kolej oldu. Amerikan mektebinin talebesi 1922 senesindeki ligde birinci olmayı başardıktan sonra uzun seneler boyunca şehrin basketbol muhitinin önderliğini yaptı.


Esasen bir misyonerlik cemiyeti olan YMCA, özellikle savaş ve diğer felaketlerin ardından yetim kalan çocuklar üzerinde çalışmalar yapıyordu. Bu çocuklara insani yardımlarda bulunuyor, onların beslenme ve barınma ihtiyaçlarını karşılıyor ve bedeni gelişimlerini sağlamak için spor yapabilecekleri mecralar sağlıyordu.


Burhan Felek, seneler sonra kaleme aldığı bir yazışmada YMCA binası ve teşkilatı hakkında şunları yazmış.


…… Buraya kadar biz Beyoğlu’nun Cadde-i Kebir dediğimiz doğru yolunu anlattık. Halbuki Beyoğlu yalnız bu yoldan ibaret değildi. Tünel’den bu yana Haliç tarafında Tepebaşı Caddesi ve oradaki otelleri evvelce yazmıştım. Bu meydanda hala bütün ihtişamını ve antikalığını muhafaza eden Pera Palas Oteli, Türkiye’nin en büyük ve en lüks oteliydi. Bu otelin daha evvel meşhur silah tüccarı Anadolu Rumlarından Bodosaki’ye ait olduğu ve sonradan Bodosaki’nin arkadaşı Misbah Bey tarafından satın alındığı söylenir. Misbah Bey oteli kendi veresesi (mirasçıları) tarafından işletilmek şartıyla Darüşşafaka’ya vakfetti.


Pera Palas’tan ve şimdiki Amerikan konsolosluk binasından evvel halen Sanayi Odası olan binalardan birisi Novotni Birahanesi idi. Çekle idare ederdi. Gene oradaki binalardan biri de meşhur Amerikan Cemiyeti olan YMCA binasıydı. Cumhuriyetin ilk senelerine kadar faaliyette bulunan bu binaya, gençlerimiz spor yapmak ve lisan öğrenmek için giderlerdi. Bu cemiyet aslında bir Hristiyanlık propaganda teşkilatıdır ve bu yüzden Atatürk’ün devrinde kapatılmıştır. Müslümanlığa hizmet etmediğini itiraf edenlere, bunu yazmayı vazife bilirim…


Genç Erkekler ve Kadınlar Hristiyan Birlikleri (YMCA) ve (YWCA) isimlerinden de anlaşılacağı üzere dini birer propaganda teşkilatlarıydı. Bununla birlikte bu özelliklerini her zaman arka planda tutmayı başarıyorlardı. Faaliyette bulundukları ülkelerin gençlerine son derece faydalı programlar sunarak onları meslek sahibi olabilmeleri için destekliyorlardı. Bu doğrultuda başta lisan kursları olmak üzere, muhasebe, daktilo ve benzeri çeşitli dersler veriyor ayrıca teşkilatla bağlarını pekiştirmek adına, yetim çocuklarda olduğu gibi gençlere de spor alanları açıyordu. Her iki gruba, iyi bir Protestan olabilmeleri için – eğer arzu ederlerse – dini dersler de veren teşkilat, New York’taki merkezi tarafından finanse ediliyordu.


Cemiyet basına sık sık ilanlar vererek faaliyetlerini duyurmaya ve tanıtım yapmaya özen gösteriyordu. Bu sayede hem bilinirliğini arttırmaya çalışıyor hem de yeni üyeler kazanıyordu.

Bu ilanlardan birinde – ki bu çok fazla görülmezdi - dini kimliğini saklamadan, tüm dünya gençliği için faydalı işler yapmak ve onları düşünmek adına, İstanbul halkını dua etmeye ve konferanslara katılmaya teşvik eden bir ilan yayınladı.


Beynelmilel YMCA Cemiyeti


YMCA cemiyeti elli dört seneden beri azası ile dostlarını her senenin muayyen bir haftası zarfında, gençlere faideli olmayı düşünmeye ve onlar için dua etmeye davet etmektedir.


Bütün dünyada mevcut şubelerce Teşrin-i Sani’nin (Kasım’ın) on üçü ile on dokuzu arasında geçen müddet “ Beynelmilel Hafta “ olarak kabul edilmiştir. Bu hafta zarfında muhtelif milletlere mensup kendi vicdani telakkilerine göre gençlerin hayrını düşünecek ve onlar için münacatta (dualarda) bulunacaktır.


Son istatistiklere nazaran cemiyetimizin elyevm (Bugün) 27 muhtelif memlekette 9065 şubesi ve 1.546.257 azası mevcuttur.


Cemiyetin İstanbul şubesi, kendi azaları ile onların erkek dostlarını Teşrin-i Sani’nin 14,15,16,17,18’inci günleri saat 4.30’da cemiyetin Çarşıkapısı’nda kain binasında verilecek olan konferanslara davet eder…


Teşkilat yayımladığı hemen her bültende mutlaka tarihçesini ve dünya üzerindeki şube ve üye sayısını da belirtiyordu. Örneğin 1924-24 yılları için Fransızca ve Türkçe lisanlarında yayımladığı yıllık raporda cemiyetin kısa bir tarihçesi şöyle anlatılıyordu.


Tarih İlk “ Vay Em Si Ey” ( YMCA ) Cemiyeti Londra’da 1844 ( 1260 ) tarihinde teşkil edilmiştir. Bu hareket o zamandan beri dünyanın her tarafına yayılmıştır. Hali hazırda 58 muhtelif memlekette 9000’den fazla cemiyet merkezi ile 2 milyondan ziyade azası vardır.


“ Vay Em Si Ey” teşkilatı dünyaya şamil olan hakiki bir “ biraderliği” temsil eder. Azası tesadüfen herhangi bir cemiyeti ziyaret ederse samimi bir Hüsn-i kabul görür…


On dokuzuncu asrın sonunda Robert Kolej ve 1909 senesinde “ Kitab-ı Mukaddes “ şirketi vasıtası ile İstanbul’da ilk defa görünmeye başlayan YMCA bu şehirdeki ilk resmi teşkilatını 1913’te kurmuştu. Balkan Harbi ve 1. Dünya Savaşı sırasında çok faal olmayan cemiyet, İstanbul’un işgalinden sonra çalışmalarına hız verdi. 1919’da açtığı Beyoğlu binasından sonra 1921’de Haliç’in karşı tarafında Bahçekapı şubesini de tamamladı.


ESİR ŞEHİRDE SPOR / MEHMET YÜCE / 218 – 219 – 220 – 221


Cevat Bey, İstanbul Telgrafhanesinde Edirne yönünün telgraf haberleşmesi görevinde iken, bir gün saat 16.00 sıralarında, İngiliz zabiti tarafından çağırıldı ve mesaiden sonra Edirne ile muhabere yapılacağından telgrafhaneden ayrılmaması gerektiğini söyledi. Ancak o gün Mümtaz Bey, Cevat Bey’e gizli merkezde Ankara’ya çekilecek çok önemli ve acele şifre bulunduğunu söylemişti. İngiliz subayının vereceği işin ne zamana kadar süreceği belli değildi. Bu nedenle ya şifreyi birkaç saat geciktirmek, ya da muhabere salonundan bir yolunu bulup bu şifreyi çekmek gerekiyordu.


Cevat Bey, Ankara şifresini geciktirmemek için kendince uygulanabilir bir plan hazırladı. Buna göre, Edirne’ye artık merkezin kapanacağından çalışan tel ile 21 numaralı (yedek) teli izole (kısa devre) etmelerini söyledi. Edirne memuru sebebini sorduğunda, Cevat Bey “ İngilizler bir yerle muhabere edecekler. Edirne tarafının izale ( izole ) kalmasını istiyorlar” dedi. Bunun üzerine Edirne memuru telleri izole etti. Yarım saat sonra İngiliz subayı, tercümanı ve Mümtaz Bey ile birlikte salona girdi ve Cevat Bey’e Edirne’yi bulma talimatı verdi. Ancak Edirne hattı izole gösteriyordu. Sonra Cevat Bey diğer teli de makineye aldı, o da izole gösterdi. İngiliz subayı “ Ne yapacağız” diye sordu. Cevat Bey de “ Buradan bir şey yapmak imkanı yok. Sirkeci Gar Müdürlüğünden Karaağaç istasyonuna emir verilerek oradan Edirne’ye bir adam gönderilmesi ve telleri açtırarak bize cevap vermelerini temin etmek lazım” dedi. Sonra da Gizli Merkezdeki görevine giderek, Ankara’nın şifresini zamanında çekmeyi başardı. Aynı zamanda İngilizlerin telgraf haberleşmesini de engellemiş oldu. Ancak böylesi beklenmeyen durumlar için, Cevat Bey’i PR Gizli Telgraf Merkezindeki çalışmaları için yedeklemek hatta ona görevini yaparken Mümtaz Bey’in yaptığı gibi yardımcı olmak gerekiyordu. Mümtaz Bey’in herhangi bir sebeple başka bir yerlere gitmesi halinde Cevat Bey çalışırken çok zorlanıyordu. Merkezde haberleşme yapılırken telefonla konuşmak, gelip gidenlere kapıyı açmak ve bazı şeyler göndermek gibi işler için ikinci bir kişiye ihtiyaç duyulmaktaydı. Çünkü merkez başlangıçta yalnız gizli telgraf haberleşmesi yapmak üzere kurulduğu halde, bir süre sonra İstanbul’dan Ankara’daki askeri makamlara gizlice gönderilmesi gereken çok önemli evraklar da merkeze teslim edilmeye başlandı. Merkez memurları bu önemli evrakı son derece güvenilir seyyar memurlar aracılığıyla Ankara’ya gönderiyordu. Yani merkez aynı zamanda gizli posta hizmetini de yürütüyordu. Ayrıca Cevat Bey hastalandığında durum daha da zorlaşıyordu.


ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN / 124-125


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG