23 Ekim 1920

İzmir Mebusu Mahmut Esat Bey'in bir önergesini Mustafa Kemal, Bakanlar Kurulu'na sundu. Esat Bey önergesinde, Malta'daki Türk tutuklular bırakılmadıkça, elindeki İngiliz tutukluların bırakılmayacağını İngiltere Hükümeti'ne resmen bildiren Azerbaycan Hükümeti'ne teşekkür edilmesini istiyor.


Karabekir, Enver Paşa'nın Moskova'dan 28 Eylül'de yazıp gönderdiği mektuba cevap verdi: Doğu'da pek yalnızım. Denizden gelecek 3-5 sandık cephane ile memleket savunması kolay mıdır? Anadolu köylüsü, misli görülmemiş fedakarlık yapıyor. Doğu yolunun açılması Anadolu'ya hayat verecektir. Biz kızıllardan memleketimiz için kuvvet istemiyoruz. Ermeni meselesinin hallini istiyoruz.


İstanbul Hükümeti, bir kararname ile, buğday, arpa, yulaf, yumurta, et, zeytin yağı, şeker gibi beslenme maddelerinin; at eşek gibi hayvanların; inşaat malzemesi, maden kömürü, odun, altın, gümüş gibi maddelerin dışsatımını Yasakladı


Ankara Hükümeti, ulaştırma ve süvari birlikleri için gerekli hayvanların dışsatımını yasakladı. Başka bir kararname ile de vücut organlarından birini kaybeden subay, er ve gönüllülere yapay organ yaptırılmasını kararlaştırdı.


Curzon'dan, Paris Elçisi Lord Derby'ye: Türklerin Sevr Anlaşması'nı onaylayacağını düşünüyoruz. Pazarlıktan kaçınalım ve Türkleri olup bitti karşısında bırakalım: Şimdi yeni başbakanı ve Sultan'ı elde etmeliyiz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bağımsızlık için cephelerde kıyafetten ve mühimmattan yoksun savaşan bir ordu telsiz ve telgraf gibi önemli bir haberleşme cihazından yoksundu. Milli Mücadelenin ilk telsiz telgraf cihazı Milli ordunun kaynak ve ikmal merkezi konumunda olan Kastamonu’da kuruldu. Türk ve Rus limanlarından İnebolu iskelesine gelen yardımın Ankara üzerinden Batı Cephesine gönderilmesini sağlamak Garp Cephesine gönderilen askerin emniyetini sağlamak ve siyasi ve askeri haberleşmelerin temini için telgraflardan ve seyri sefain (seferde olan) vapurların telsizlerinden yararlanılıyordu. Bunu öğrenen İngiliz’ler önlem olarak Karadeniz seferinden dönen Akdeniz vapurunun telsiz cihazını söktü ve bu durumu Milli Müdafaa Vekili 19 Eylül 1920 günü şifre ile Kastamonu Mıntıka Komutanlığına bildirdi. Sinop Askerlik Şube Başkanı Binbaşı Osman Nuri Bey Gerze ilçesinde 1. Dünya savaşından kalma telsiz telgraf istasyonunda çalışan bir cihaz bulunduğunu tespit etti. Milli ordunun kaynak ve ikmal merkezi konumunda olan Kastamonu’da bir telsiz ve telgraf istasyonunun kurulması için Maliye Vekaletinden 23 Ekim 1920’de 1.000 lira ödenek verildi. Böylece Türk Milli Mücadelesinin ilk telsiz ve telgraf istasyonu açılmış oldu.


(ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN / SAYFA 55)


YUNANLILARIN ANADOLUDA’Kİ İSTİHBARAT GAYRETLERİ


Bilinen anlamda bir istihbarat servisine sahip olmayan Yunanlılar , Anadolu ve İstanbul’daki haber toplama faaliyetlerinde daha çok <İngilizlerden yardım almıştır. Anadolu’daki işgal mıntıkalarında ise İzmir’ bağlı bir teşkilat görevlendirilmiştir. Teşkilat İzmir konsolosluğunda kümelenmiştir. Konsolos Liyatis’dir ve deniz Binbaşı Bofi istihbarat bürosunun sorumlusudur.

Yunanlılara İzmir bölgesindeki haber toplama faaliyetlerinde İngiliz ajanı A. Vedova hizmette bulunmuştur. Amaç İzmir halkını yıldırmak ve karşı koymaya yönelik her türlü toplantı, gösteri ve eylemler konusunda tedbirli olmaktır. Büro ayrıca Ege içleri ve Anadolu’dan gelecek müdahale konusunda da gerek askeri gerek politik bir çalışma göstermiştir.


Yunan istihbarat faaliyetlerinin örgütlenmesi amacıyla 13 Eylül 1919’da Aleksanrupulo adında bir komiser İstanbul’a gelmiştir. İstihbarat biriminin kuruluş çalışmalarının nihayetinde Skalyeri’nin yönetime geçirilmesi öngörülmüştür.


İstanbul’da bulunan haber alma örgütleri Anadolu’daki gelişmelerden haber alabilmek amacıyla çeşitli görevlerdeki memurlarla ilişki kurmuşlardır. İstanbul merkezi , Sirkeci Kızılırmak Oteli’nde bulunan Yunan istihbaratı da 1921 Mayısından başlayarak, Anadolu’daki haber toplama çalışmalarını hızlandırmıştır. Yunan istihbaratının en güçlü kollarından biri İzmit’te çalışmıştır. İzmit’teki şubenin başına İzmit Mutasarrıfı İbrahim Bey geçmiş , bu bölgedeki Kuva-yı Milliye Müfreze Komutanlığı’na Yunan casusu olan Mülazım Naim isminde bir subay yerleştirilmiştir.


Yunanlılar kendi hesabına çalışanlara işlerini kolaylaştırmak ve güvenliklerini sağlamak amacıyla “ Fotoğrafı görülen….. (isimli şahıs) Yunan Hükümetinin gizli işlerini yapmakla mükelleftir. Yardım talep edeceği Yunan mülki ve askeri makamlardan kendisine azami kolaylığın gösterilmesini rica ederim. Yapmayanların da ağır cezaya çarptırılacaklarını bildiririm” ifadeleri yer alan vesikalar verilmektedir.


Mavri Mira Cemiyeti’nin Kocaeli’ndeki çetelerini Şile’de bakkallık yapan Todori adında yunanlı bir kurmay subay olduğu söylenen birisi idare etmektedir. Bu sebeple İstanbul ve civarındaki Rum-Yunan çete faaliyetleri katliamların en yoğunlaştığı yer , Şile bölgesi olmuştur. Bakkal Todori İngiliz ve Yunanlılar tarafından bakkal eşyası adı altında gönderilen cephane , silah ve bombaları gerekli yerlere yollamaktadır.


Yunanlıların Türk tutsaklarına telkinlerde bulunarak serbest bıraktığını görmekteyiz. Garp Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa tarafından EHUR ve Müdafaa-i Milliye Vekaleti’ne gönderilen 30 Nisan 1920 tarih ve 449/9397 numaralı şifrede Yunanlıların Türk esirlerine “Şimdi sizi memleketinize bırakıyorum. Askerlik yapmayınız ve karşımıza bir daha gelmeyiniz. Gelirseniz sizi keseriz. Sizin Padişahınız İstanbul’dadır. Siz niçin askerlik yapıyorsunuz? Sizi kim toplayıp askere gönderiyor? Siz Mustafa Kemal’in sözüne bakıp geliyorsunuz. Bütün bütün kırılıyorsunuz. Askere cahillik edip gelmeyiniz ve arkadaşlarınıza söyleyin gelmesinler. İtaat etmeyiniz, firar ediniz.” Şeklinde telkinatta bulunmaları sebebiyle esaretten dönen askerlerin geri hizmette kullanılmalarının daha uygun olacağı belirtilmektedir.


Yunanlılar elemanlarını Konya’ya kadar sokabilmişler, Meclis İkinci Başkanı Abdülhalim Çelebi’yi Yunanlılar adına haber alabilmek için yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu konu 23 Ekim 1920 ve 11 Şubat 1922’de Mecliste gündeme gelmiş görüşmelerde “Manisa’da bir casus şebekesi bulunduğu Kemal Bey ve Yorgaki isimdeki kişilerin Şemsimah namındaki bir kadını elde ettikleri, Konya’ya giderek Abdülhalim Çelebi (TBMM ikinci Başkanı) efendi ile belirlenen parolayı söyleyerek görüşmesini talep ettikleri, sonrasında mühtedi (sonradan islam dinine giren) Ahmet’in de aynı maksatla Konya’ya gelmiş olduğu anılan iki şahsın sorgulamalarında casus olduklarını itiraf ettikleri ancak Çelebi bey ile temasları olduğuna dair bir kanıta ulaşılamadığı” hususları çerçevesinde cereyan eden tartışmalar yaşanmıştır. Çelebi efendi hakkında “ takibatı kanuniye icrasına lüzum görülmediği” kanaatini içeren beşinci şube mazbatası yapılan müzakerat sonunda kabul edilmiştir.


Olaya ilişkin Meclis zabıtları dikkate alındığında Çelebi Efendinin casuslarla temas ettiğine dair kesin bir kanaat oluşturulmamakla birlikte casusların varlığından haberdar olunması ancak ilgili makamlara bilgi verilmemesi şüphe uyandırmaktadır. Meclis kararı doğru kabul edildiği taktirde bu olayın Yunanlılar tarafından ‘ya tutarsa’ mantığı ile yapıldığı , teklif edilen paraya rağmen bir netice alınamazsa da Meclis ikinci başkanlığı gibi önemli bir görevde bulunan bir şahsın töhmet altında bırakılması sağlanması maksadıyla yapılmış olduğu söylenebilir. Nitekim bu olay sonrasında Meclis’tekilerin birbirine şüpheyle baktığı değerlendirmesinde bulunmak yanlış olmayacaktır.


Yunanlıların istihbarat sahasındaki eksikliklerini kapatmak amacıyla İngilizlerden yardım aldığını, Yunan menfaatlerini temin için kurulan çeşitli komiteleri ve yerli Rumların kullandıklarını görmekteyiz. Bu nedenle Yunan istihbarat faaliyetlerinin bir süreklilik arz etmediği taktik istihbarat ihtiyacını giderebildiği ancak stratejik anlamda istihbarat değerlendirmesi ortaya koyamadıklarından muharebe alanında olduğu gibi istihbarat sahasında da yenik düştükleri düşünülmektedir.


(MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ İSTİHBARAT FAALİYETLERİ / SERDAR YURTSEVER / SYF 181)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG