23 Haziran 1921

Yunan 11.Tümeni, Bursa yönünde harekete geçti ve zayıf Türk birliklerini püskürttü. İzmit'te bulunan Yunan alayı ise uğradığı hücumlara karşı bu tümenden yardım istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Paris'te İngiliz Büyükelçisi Mr. Hardinge'in Curzon'a bildirdiğine göre, Mustafa Kemal ile görüşme yapılmasını Fransız Başbakanı Briand uygun görüyor, ancak bu görüşmelerin, Yunanlılara önerilen arabuluculuğun kabul edilmesinden önce yapılmasından kaygılı bulunuyor. İstanbul'da İngiliz Yüksek Komiser Vekili Rattigan, Curzon'a çektiği telde, kendisinin böyle bir görüşmeye çok karşı olduğunu, ancak görüşmeyi yapacak olan Harington'a güveni dolayısıyla karşı gelmediğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Doğu siyasetindeki değişikliklerin nedenleri. -Mısır'da karışıklık devam ediyor. -Ankara'da imar çalışmaları. Büyük caddeler 10 metre olacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nurettin Gülmez Anadolu’da Yeni Gün kitabında gazetenin Yunan Zulmü hakkında yazdıklarını anlatıyor:


Anadolu’daki Yunan zulmü, halkın İstanbul’a doğru göç etmesine neden olmuştur. Gemlik’ten İstanbul’a her gün göçmen akını sürmüş, bunların da yüzde 80’i kadın, çocuk ve yaralılardan oluşmuştur.


Yunan zulmünü belki ancak kitaplar anlatabilirdi. Bunun için Basın ve İstihbarat Genel Müdürlüğü fotoğraflarla desteklenmiş ‘Siyah Kitap' adlı bir kitabın her bir serisini on bin adet basarak kazalara, nahiyelere ve köylere dağıtmıştır.’


BMM’de boş durmamaktadır. Meclis’teki toplantıda Yunan kötülükleri karşısında milli bir galeyan hissedilmiştir. Muhittin Baha, Şeref, İhsan, Yahya Galip, Tunalı Hilmi, Vehbi Beyler ile Hoca Rasih ve Vehbi efendiler hüzünlü konuşmalar yapmışlar ve Yusuf Kemali Bey açıklamalarda bulunmuş, Yunanlara nota verilmiştir. Bir süre sonra içişleri bakanı Fethi Bey de Mecliste aynı konuda istatistiki bir açıklamada bulunmuştur. Türkiye’nin ekonomik hayatına darbe vurmak isteyen Yunanlar, Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’teki, Şeyh Edebali’nin Bilecik’teki türbelerini ve Kuran-ı Kerim’leri parçalayarak psikolojik zararlar da vermeye çalışmışlardır.


Bmm’nin Yunan zulmünü protestosunda şöyle denilmektedir:


‘Anadolu’yu Yunan zulmünden kurtaracak ancak ordumuzun keskin süngüsüdür. Bu günler de uzak değildir. Anadolu’da Yunan zulmü sayılamayacak bir hale geldi. Gerçi onlar, Anadolu’ya ayak bastıkları günden beri rast geldikleri kafayı koparmaktan, önlerine çıkan her çatıyı yıkmaktan hayvanca bir zevk duydular. Bu ateş sönmedi. Bütün vücutları kıpkızıl Türk kanına buladı.


İşgal bölgelerinde Yunanlar tarafından katlolunan savunmasız masum halkın sayısı yüz binlere ulaştığı gibi, bu arada yüzlerce köy, sayısız kasaba ve şehir yıkılmış, kişilere ait milyarlara ulaşan servet gaspedilmiştir. Ertuğrul, Eskişehir, İzmit,m İznik ve Hamana gibi yerlerde kısmen yapılan incelemelere göre resmi ve dini binalara verilen zarar: 252.585.179 Türk Lirası’na ulaşmaktadır.’


(Kaynak: Nurettin Gülmez / Anadolu’da Yeni Gün / Syf 165)


Batı cephesi Komutanlığı İstihbarat Şubesi’nin 23 Haziran 1921’de Eskişehir’den İsmet (İNÖNÜ) Paşa imzası ile EHUR’a gönderilen yazısında Martino ismindeki İtalyan tüccarın Yunanlı bir Albay’dan aldığı belirtilen ve Yunanlıların Bursa ve Eskişehir bölgesindeki konuş/kuruluşuna ilişkin bilgiler bulunmaktadır. İstihbarat şubesi İtalyan tüccarın sızdırdığı bilgileri tümüyle inandırıcı bulmamakta ve bazı noktalara çekince koymaktadır. Ancak bazı yönlerin dikkat çekici olduğu da açıklanmaktadır”


İsmet (İNÖNÜ) Paşa rapor hakkında, “Verdiği kuruluş, numaraları bakımından bildiğimiz şekilde değilse de, teşkilatı bakımından pek yabana atılacak bilgiler değildir. Komutanların isimleri büyük ihtimalle gerçeğe yakındır. Bu Albay ya durumu bilmiyor ya da kasten bu bilgileri veriyor” yorumunda bulunmakta, ayrıca “ İtalyan casus Martino’nun bu bilgileri ücret karşılığında verdiğini ve kendisine (Martino) istihbarat ödeneğinden iki bin lira ödendiğini, ihtiyatla karşılanan bilgilere karşın bağlantıyı kesmemeyi ve kaptırılan iki bin liraya karşılık en fazla yararın sağlanması gerektiği, fakat verilme sözü ile oyalanacağını, teklif ettiği Ordu şifre anahtarı ile diğer bilgilerin elde edilmesine çalışacağını” ifade etmektedir.


Haber toplamada yabancılardan da faydalanıldığını gösteren örnekte, elde edilen bilgilere ilişkin, önce Garp Cephesi Komutanlığında bilahare EHUR’da değerlendirmede bulunulduğu, intikal eden bilgirde dikkati çeken yeni hususların bulunmasıyla birlikte mevcut bilgilerle bazı tutarsızlıklar içerdiği, dezenformasyon olma ihtimalinin göz ardı edilmediği anlaşılmaktadır. Bilgilerin bir kısmının gerçek duruma aykırı bulunması ve iki bin liranın kaptırılmasından söz edilmesinden, bilginin bir aracı vasıtasıyla Cephe karargahına iletildiği sonucuna varılabilir. Direkt olarak gelmiş olsa, Cephe’nin tamamı hakkında genel duruma hakim olan değerlendirme ünitelerinin, bilgilerin kıymeti konusunda bir kanaat vereceği, böylelikle iki bin liralık bir meblağ yerine, kaynağın sonradan getirebileceği bilgilerin önünü kesmemek açısından daha küçük bir ödeme yapılmasının mümkün olabileceği düşünülmektedir.


MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ İSTİHBARAT FAALİYETLERİ / SERDAR YURTSEVER / 122-123


Mustafa Necati 23 Haziran 1921’de İnebolu’da ‘Ali Çavuş’ isimli bir yazısını kaleme alıyor:


Bu eski cenkler kahramanı, bu tılsımlı Türk diyarının koçyiğitini pek ihtiyar iken gördüm. Geçmiş kahır ve felaket izleriyle dolu fersiz gözlerinde esrarlı bir zulmet vardı. Bir kemik çerçeve manzarasını andıran göğsünde hala gurur ve kahramanlık gösterişi vardı. Dinç ve diri bilekleri bir şahin pençesi gibi kıvrık ve kuvvetli eller taşıyordu.


Yeşilköyünde şehit olmuş yavrularının çocukları arasında geçirdiği hayatın menkıbelerini anlatırken tanıdığım ihtiyarın sözlerinde tarihten bir parça, kahramanlıktan bir eser vardı. Ölmeyen ümidi her yeni felaket karşısında taze kuvvetler buluyor ve ölmeyecek milletinin layemüt bir hatırası gibi daima dik, daima mağrur hikayelerini oğullarına en felaketli günlerde birer süre gibi yetiştiriyordu.


Her büyüklüğü hürmetle karşılayan köylüler gibi ben de Ali Çavuş’un elini hürmetle öptüm. O sıra köyde herkesin sevdiği çavuşun asil ruhundaki hayatı öğrenmek istedim. Kalbinde sakladığı elemi ölünceye kadar kimseye açmamaya ahdetmiş gibi sualimi karşı:


-Bey dedi nene gerek? Hele bir yol dinlen!


Kahveler geliyor ayranlar taşınıyordu. Ali Çavuş harbinden millet paşasından haberler istiyordu. Milletinin paşasını anlattım. Ona meclisten, başkumandandan bahsettim, gözlerinden sevinç yaşı akıyordu. Bu sene memleketime kavuşacağımı büyük bir kanaatle söyledi:


-Memlekete gidersen benden selam götür! Gelirsem misafir eder misin?


Yavaşça memleketimi sordu. ‘İzmirliyim’ dedim. İzmirli olduğumu işitince Ali Çavuş’un ruhunda itimatsızlık birdenbire silindi:


-Bey dedi. İzmir Anadolu’nun kilididir. Bana atalarım böyle söylerdi. Bu yıl gavurdan kurtulacak İzmir’e geleceğim!


Artık çavuşla dost olmuştuk. Sonra Arnavut isyanında şehit olan çocuğunun menkıbesinden başladı. 31 Mart’ta şehit düşen diğer evladını söyledi. Birisini de Çanakkale’de bıraktık diyordu. Artık ağlıyordu:


-Son oğlumun şehadeti ile torunumunkini çocuklardan saklıyorum diye inledi. Gözlerimin önünde dolaşan bu kadınların ve öksüzlerin manzarasını gördüğüm zaman bile içimi yakıyor. Ya bunlar ölüm haberini alırsa ya bu masum gözleri yaşlar kaplarsa diye çektiğim azabta daha derin bir korkuya düşüyorum. Hatta kendime bazen: ‘Nedir bu üzüntü? Şehit oğlu, şehit karısı olmak bahtiyarlık değil mi? Neden olan biteni şunlara anlatmayayım?’ diyorum. Sen buna ne dersin evlat?


-Söyle dedim fakat bugün değil… Yarın muhakkak olan zaferden sonra… Onlar da anlasınlar ki bu zaferde dökülen kanların içinde kendilerinden katılmış birkaç avuç var.


Ali Çavuş ayrılırken:

-Zaferden sonra söyleyeyim, değil mi? Zafer müjdesi gibi…


(Kaynak: İstiklal Savaşı Edebiyat Tarihi Nesirler / Enver Behnan Sapolyo / Syf 172)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG