23 Kasım 1920

Mustafa Kemal, Ermenilerle görüşmelere memur edilen Hamit ve Necati Beylere çektiği telgrafta, görüşmelerde hiç bir tarafın müdahale ve arabuluculuğunun kabul edilmemesini istedi. Karabekir'e de Dışişleri Bakanlığı tarafından aynı yolda talimat verildiğini belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İstanbul İçişleri Bakanı İzzet Paşa, Mustafa Kemal'e çektiği telgrafta, uzlaşma kurulunun Anadolu'ya gelmesi konusunda hükümetinin önerisini bildirdi. Mustafa Kemal, 26'da vereceği cevapta, öneriyi kabul ederek buluşma yeri olarak Bilecik'i gösterecektir. Dışişleri Bakanı Safa Bey de İngiliz Yüksek Komiseri'ne, İzzet Paşa başkanlığındaki kurulun 2-3 gün içinde yola çıkacağını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Irak Murahhası Hüveydizade Mehmet Reşit imzasıyla "Ümmet-i Muhammediye'nin en büyük Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri"ne gönderilen yazıda, Irak'taki bozguncu çabalardan söz edildi ve "lrak'ı daima göz önünde bulundurmahlısnız" denildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey, Seyyar Kuvvetler Komutanlığı'na bir yazı göndererek düşmanın boşalttığı yerlerde hükümet teşkilatı kuruluncaya kadar yönetim işlerini yürütmek üzere Simav ve Havalisi Kumandanlığı'nın kurulduğunu, seyyar birliklerin bundan böyle yalnız askeri işlerle uğraşabileceğini, istiladan kurtarılan yerler halkının iki ay süreyle askeri yükümlülükleri olmayacağını bildirdi. İsmet Bey, bölge halkına yayımladığı bildiride de her türlü dertlerini ilgili kumandanlığa bildirmelerini istedi. Kuvayı Seyyare Kumandan Vekili Tevfik Bey, Batı Cephesi Komutanlığı'nın İstiklal Mahkemeleri ile ilgili yazısına cevap vererek, asker kaçakları ve casusların cephede asılmalarının asker üzerinde daha etkili olacağını, Kuvayı Seyyare'nin bu sayede iş görebildiğini belirtti, aksinde ısrar edilirse, kendisi yerine başka birinin atanmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hindistan Viceroyu İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği telgrafta, İngiliz İmparatorluğu'nun Müslüman halkını tatmin için Türkiye ile ilgili barış şartlarının değiştirilmesini istedi. Telgrafta şöyle denildi: "Müslüman kamuoyu üzerindeki olumsuz tepki yüzünden İngiltere'nin nüfuzu Asya'da sarsılmıştır. Asyalıların gözünde İngilizler düşman oldu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Marmara Bölgesi'nde Yunan zulümleri devam ediyor. Yunan askerleri Karamürsel'in 90 hanelik İlyasköyü'nü yaktılar, hayvanlara elkoydular. Yunanlılar, Rum çeteleriyle birlikte Denizçatı, Dereköy, Karaahmetli, Karaova, Oluklu, Çamçukur ile Yalova'ya bağlı Taşköprü köylerini de yakacak, hayvanlara el koyacak ve halkı göçe zorlayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İsmet İnönü anlatıyor:


Ben Garp Kumandanı olduğum zaman emrinde Ethem Bey kuvvetleri gibi bir Kuvayı Milliye kuruluşu daha vardı. Bu kuruluşun başında Çolak İbrahim Bey bulunuyordu. İki kuvveti de, itibari birer tümen kabul ederek birbirlerinden ayırt edebilmek için Ethem Bey’in kuvvetlerine ‘Birinci Kuvayı Seyyare’, Çolak İbrahim Bey’in kuvvetlerine de ‘İkinci Kuvayı Seyyare’ adını vermiştim. Ethem Bey ve kardeşi Tevfik Bey bu unvanı beğenmediler. Muhabere ederken, kendilerinden bahsederken ‘Umum Kuvayı Seyyare ve Kütahya Havalisi Kumandanı’ unvanını kullanıyorlardı.


Kuvayı Seyyare, Kütahya’da bulunuyordu. Karargahları buradaydı. Düşmanla temas halinde idi. Fakat bir ara Yunanlılar yakın mesafeden çekildiler. Kuvayı Seyyarenin ilerisinde Simav ve civarı düşmandan azade olarak, yeniden mülki idare ister bir vaziyete geldi. Buraya İbrahim Bey adında tecrübeli bir asker tayin edildi. İbrahim Bey Simav ve havalisi kumandanı olarak hem düşmana karşı istihbarat hizmetini tanzim edecek, hem de kaymakam sıfatıyla Simav’ın mülki idaresini kurup işletecekti. İbrahim Bey yanında memurlarla geldi ve kendisini Simav’a gönderdim. Keyfiyeti Kuvayı Seyyare kumandanlığına bildirerek, kendisine yardım edilmesini ve temasta bulunmalarını istedim. Bunu reddettiler. Adamı olduğu gibi geri çevirdiler. Tevfik Bey ‘Benim mıntıkamda başka bir memur istemem, o işi ben yaparım.’ Diyordu. Simav ve havalisi nüfusça kalabalık, geniş ve zengin bir mıntıkaydı. Oraya kendilerinin dışında bir hizmetliyi sokmak istemiyorlardı. Halbuki tayin edilen zatın ordu ile bir münasebeti yoktu, sivil vazife görecekti. Tevfik Bey, gönderdiğimiz İbrahim Bey’i kabul etmedi. Bunlar birike birike gerginlik artıyordu.


Bugünlerde İznik tarafında düşmanda bir hareket vardı. Kuvayı Seyyare Kumandan Vekili Tevfik Bey’den bir telgraf almıştım. Para meselesinden bahsediyor ve biz ordu değiliz, diyordu. Aynı gün 23 Kasım’da kendisine yazdım: Şimdi cepheye gidiyorum, gidip döndükten sonra buluşur görüşürüz, dedim. Cepheden döndüğüm zaman haber aldım ki, tümen kumandlığı durumunda bulunan Kuvayı Seyyare Kumandanlığı, Garp Cephesi Kumandanlığına artık günlük raporlarını vermiyor. Garp Cephesi ile münasebeti kesmiş.


Mustafa Kemal Paşa ile telgraf başında görüştük. Tevfik Bey normal günlük cephe raporlarını Büyük Millet Meclisi Reisine, yani Mustafa Kemal Paşa’ya gönderiyormuş. Mustafa Kemal Paşa, iki üç günden beri raporlar bana geliyor, dedi. Bu esnada Kuvayı Seyyare Kumandanı Ethem Bey tebdili havalı veya izinli vaziyette Ankara’da bulunuyor ve kardeşi ona vekalet ediyordu. Mustafa Kemal Paşa’ya raporların cephe kumandanlığına yazılması lazım, bunu tebliğ edin, dedim. Ayrıca Tevfik Bey’e de yazdım.


Ethem Bey Ankara’da dışarıdan kardeşi Reşit Bey, mebus olarak Meclis içinde şikayetlerini, feryatlarını artırmışlar, çalışıyorlar. Kuvayı Seyyare bu kadar hizmetlerine mukabil iyi muamele yapmıyorlarmış. Bu kumandalar, yani bizler, cephede işe yaramıyormuşuz. Ordu aleyhinde, bizim aleyhimizde büyük bir kampanya başladılar. Mecliste büyük bir mebus grubu onlarla beraber. Onlara hak veriyorlar. Şikayetlere sebep benim tebliğlerim, hesap sormam, kendilerini sivil halkla temastan men etmem ve halka eza edilmesini önlemem. Bunun için çalışıyorum, verdiğim emirleri takip ediyorum.


Ankara’nın siyasi havası gayet gergin. Yeşil orducular, diğer siyasi teşekküllere dahil olanlar ve hatta bunlarla irtibatı olmayan birtakım mebuslar, bu kardeşlere arka çıkıyorlar, onlara taraftar görünüyorlar ve öbek öbek Mustafa Kemal Paşa aleyhine, bizim aleyhimize çeşit çeşit tertiplere girişiyorlar.


Ethem ve kardeşleri ile benim çatışmam Garp Cephesi Kumandanlığına gelmemle başladıç Mustafa Kemal Paşa ile hadise daha evvel Ankara’da patlamıştı. Mustafa Kemal Paşa daha Yozgat isyanı bastırılırken bunlarla mücadeleye, ihtilafa düşmüş vaziyetteydi. Düzce’den sonra Yozgat isyanının bastırılmasına gönderilen Ethem Bey ortada kendisinden başka kuvvet, çalışan hiç kimse bulunmadığı kanaati ile bütün memleket işlerini için Ankara Valisine kadar müdahale etmişti. Yozgat isyanında Ankara Valisi Yahya Galip Bey’i suçlu bularak, evvela onun Yozgat’taki kendi Divanı harbinde muhakeme edilmek üzere Yozgat’a gönderilmesini teklif etmişti. Mustafa Kemal Paşa öteden beri beraber çalıştığı, hizmeti görülmüş, muteber ve tecrübeli bir adamı elbette Ethem’e teslim edemezdi. Hadisenin önüne geçmiş, teklifi sert bir şekilde reddetmişti. Söylediğine göre bu meseleden dolayı Ethem Bey kızmış ve güya Ankara’ya gelince Mustafa Kemal Paşa’ya ben gösteririm, diye sözler söylemiş.


Simav ve havalisi kumandanlığından çıkan hadise ve Tevfik Bey’in Garp cephesine rapor vermemesi sebebiyle Mustafa Kemal Paşa ile sık sık telgraf başında görüşüyorduk. Bir seferinde aramızda şöyle bir konuşma geçti:


“Bunların vaziyetleri anlaşılır gibi değil. Ne yaptıkları, ne yapacakları belli olmuyor. Yani iş ciddi bir mahiyet almıştır, fark ediyorsunuz değil mi” dedi.


“ Farkındayım”

“ Neticelerini göze alacak mıyız “

“ Karar verirseniz alacağız. Başka çaresi yok. Mutlaka sizin dediğiniz, bizim dediğimiz olacak. Bunu yaptıracağız”

“Pekala”


Bundan sonra uzun vadeli hazırlık başladı.


İSMET İNÖNÜ HATIRALARI / 209


Garp cephesinde Kuvayı Seyyarenin çıkardığı meselelerle uğraşıyoruz ve her an bir çatışma ihtimali içinde hazırlanıyoruz. Bir yandan da Bursa bölgesinde bulunan Yunan ordusunun harekete geçmesini bekliyoruz. Yani Garp cephesinde buhranlı bir devredeyiz. 1920 Kasım ayının sonları ve Aralık ayının başlarında durumumuz bu. Buna mukabil Doğu cephesinde Ermenilere karşı kazandığımız bir zaferin neticelerini almak üzereyiz. Gümrü’de Ermenilerle barış müzakereleri yapılıyor. 3 Aralıkta bu müzakereler neticeye vardırıldı ve Gümrü Muahedesi imzalandı.


Ethem’le cephe kumandanlığı arasında çıkan anlaşmazlıkları ordu aleyhine kullanan mebuslar ordunun işe yaramayacağını söylerken, Ermenilere karşı zaferi kazanan kuvvetlerin ordu kuvvetleri olduğunu düşünmek bile istemiyorlar. Kazım Karabekir Paşa’nın aleyhinde uluorta konuşuyorlar.


Kuvayı Seyyarenin çıkardığı buhranın gelişmelerini sonraya bırakarak şimdi doğu seferini anlatacağım.


Mondros Mütarekesinin ilk tatbikat senesinde, mütareke hükümlerine göre doğu vilayetlerinden askerlerimiz çekilmişti ve bu vilayetleri Ermeniler işgal etmişti. Brestlitovsk ve Batum Anlaşmaları ile Ruslardan aldığımız yerlerin tekrar elden çıkması ve özellikle Ermenilerin eline geçmesi Birinci Dünya Harbi sonrasının çok hazin bir safhası olmuştur. Doğu vilayetlerimizi işgal eden Ermeniler Taşnak hükümetinin idaresindeydi. Aslında Türk düşmanı olan ve ihtilalci bir cemiyet iken iktidara gelen Taşnak’lar hükümet teşkil ederek şehirlerimizi işgal etmiş bulunuyorlardı. Mütarekenin çeşitli felaketleri içinde doğu halkına en çok dokunan tatbikattan birisi de, memleketimizin bu parçasının boşaltılması ve Ermenilerin işlerinin kolaylaştırılması olmuştur.


Bu ilk sene zarfında Avrupa’da ve dünyada Ermeni meselesinden dolayı Türkiye aleyhine tevcih olunan bütün garazkarlıklar İstanbul Hükümeti tarafından. Damat Ferit hükümetleri tarafından daima desteklenerek doğrulanıyordu ve memleket içinde ittihatçılara karşı güdülen itham ve intikam politikasında Ermeni meselesi yabancıların hoşuna gidecek başlıca temalardan biri olarak işleniyordu. Ermenilerin Türkler tarafından zulüm gördüklerinin şahitliğini Damat Ferit hükümetleri yapıyordu, Erzurum Kolordu Karargahında ve doğu bölgesi halkı içinde Ermeni meselesinin nasıl halledileceği, vaziyetin ne olacağı hususları karanlık bir endişe olarak hüküm sürerdi. Bu vazıyeti Ankara’dan dikkatle takip ediyorduk. Ruslar, Taşnak hükümetine karşı oldukları için, doğu vilayetlerimizin Ermeniler tarafından işgal edilmesi Ruslar tarafından aşikar bir tasvip görmüyordu. Karşımızdaki Ermeni hükümetinin zayıf yeri ve bize cesaret veren tarafı buydu.


Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa Mayıs sonunda ve Haziran başında olmak üzere Ermeniler aleyhine Taarruza geçme hususunu Millet Meclisi Hükümetine teklif etti. Mesele hükümette görüşüldü, Ermeniler aleyhine taarruz yapmak için Büyük Millet Meclisi’nden müsaade alınmasına karar verildi ve cephe kumandanından teklif aldığımızın hemen ertesi günü Mustafa Kemal Paşa Mecliste vaziyeti izah ettikten sonra şehirlerimizi Ermenilerden kurtarmak için icap ederse taarruz etmek yetkisini istedi. Sanıyorum gizli celsede görüşüldü ve Meclis hükümete gereken yetkiyi verdi.


Karabekir Paşa’nın son taarruz teklifi, 4 Haziran tarihinde olmuştur. Meclisten yetki aldıktan sonra 6 Haziranda taarruz hazırlığı için 15. Kolordu Kumandanlığına talimat verildi. Bu talimatta şöyle diyorduk; üç sancağın işgali hakkımızı zamanında kullanabilmemiz için Büyük Millet Meclisinden yetki alınmıştır. İcra Vekilleri Heyeti bu yetkiye dayanarak meseleyi görüşmüş ve teklifin uygulanmasına karar vermiştir. Kararın uygulanmasında siyasi meselelerin nasıl mütalaa edileceği ayrıca bildirilecektir. Şimdilik Kolordu Kumandanlığınca hiçbir siyasi teşebbüse geçilmeyecek yalnız askeri hazırlığın yapılması kararlaştırılmıştır.


Meclisten yetki almıştık ama, hem kolordunun hazırlıklarını tamamlaması, hem de harekete başlamak için siyasi vaziyetin gelişmesini bekledik. Bu esnada bizim Moskova’ya gitmek üzere vazifelendirdiğimiz Bekir Sami Bey heyeti, Erzurum’da bulunuyordu. Sovyetlerinde bir heyet hazırlayıp bize gönderecekleri haberi alındı. Bu iki heyetin Erzurum’da birleşmesi ihtimali vardı. Yine bu günlerde Sovyetler Hükümeti bize müracaat ederek Azerbaycan’la, İran’la, Ermenistan’la, Gürcistan’la münasebetlerde ve hudut tayini hususlarda kendilerinin söyleyecekleri sözleri olduğunu bildirmiş ve işbirliği yapmak lüzumunu teklif etmişti. Bu teklifin mahiyetinin de anlaşılması iktiza ediyordu. Hülasa biz, henüz her yönü ile aydınlanmamış olan bu vaziyet karşısında, hadiselere daha geniş, daha doğru bir teşhis koyabilmek için hareketi tehir ettik. Doğu politikamızda, Kafkaslar’da olacak hareketlerde, Ermenistan’a karşı açılacak sefer meselesinde Sovyet Rusya ile tutuşmamak için siyaseten dikkatli olmak mecburiyetindeydik.


Ermenilere taarruz kararına varmadan önceki bekleme müddeti içinde Sovyetlerin umumi vaziyetini ve Sovyetlerle Kafkas birlikleri arasındaki münasebetleri mümkün olduğu kadar tetkik etmeye çalışırdık. Sovyetler Ermenistan’a yapılacak Türk taarruzunu tasvip etmez görünüyordu. Bizim Erzurum’da Moskova’ya gitmek üzere bekleyen heyetimiz, taarruzun ertelenmesi üzerine Kafkas yolu açılamayacağı için Trabzon’dan deniz yolu ile gitmeye mecbur oldu. Heyetimiz Moskova’ya vardığı zaman Sovyetlerle anlaşma yapmak üzere bir Ermeni heyeti de Moskova’ya gelmiş bulunuyordu. Bizimle anlaşma yapılmadan önce Sovyetler, Ermenilerle bir anlaşma yapacaklardı. Bir süre sonra Sovyetlerin Taşnaklarla münasebetleri zayıfladı, soğudu ve Ermenistan’a taarruz etmeleri ihtimali belirdi. Sovyetler iç mücadeleler içinde Kafkas meseleleri ile meşgul olurken Polonya ile de harp halinde bulunuyordu. Polonya harbini bitirmek için Kafkasya’dan mühim kuvvetler çektiler. Nihayet Eylül ayında vaziyetin Ermenilere karşı hareket yapmak için hem daha elverişli hem daha zaruri olduğu kanaatine vardık .Bir defa Ruslarla birlikte Ermenistan’a bir hareket tertip etme umudu olmadığı anlaşılıyordu. Bu taarruzu kendi imkanlarımızla ve Rusya’ya haber vermeden bir emrivaki olarak yapmaya mecburduk .Gürcistan’ın böyle bir hareket esnasında Ermenilerle bize karşı işbirliği yapması ihtimalini önleyecek teşebbüslere giriştik. Ermenilerin son zamanlarda bize karşı tecavüzlerini arttırmaları da bizi harekete geçmeye mecbur bırakıyordu. Bu uzun zamandan beri Doğu cephesinde intizar vaziyetindeydik ve Ermenilerin mütemadi taarruzlarına maruz kalmıştık.


Takriben Ağustos ortalarından itibaren Ermeniler tecavüzlerini arttırmışlardı. 12 Ağustosa bir Ermeni kuvveti, Oltu mıntıkasında birçok köyümüzü işgal etti. Malazgirt doğusunda da aynı şeyi yaptılar. Bir başka bölgede büyük bir Türk köyünü yaktılar. 20 Ağustosta bir Ermeni piyade kuvveti bir mevkiimize baskında bulundu. Eylülde iki Ermeni tayyaresi mevzilerimizin üzerine bombalar attı. 7 Eylülde Kağızman mıntıkasında silahsız halka tazyike ve tecavüzlere başladılar. Halkın nakil vasıtalarını ellerinden aldılar. Kulp’u işgal ettiler. 13 Eylülde Doğubeyazıt kuzeyindeki kıtalarımıza taarruz ettiler. Uzatmayayım, Ermeni taarruz ve tecavüzleri birbirini takip etti. Taşnak hükümetinin haksız zulümlerini, ihtilalci ve intikamcı hareketlerini bir an evvel durdurmak mecburiyetinde kalmıştık. Harekete karar verdik. Tahmin ettik ki, bu hareketten dolayı Sovyetlerle aramızda bir ihtilaf çıkmayacaktır.


Ermenilerin iki cephe kumandanlığına ayrılmış muntazam bir kara ordusu mevcuttu, ayrıca on tayyareden ibaret bir hava kuvvetine sahiptiler. Bunlara ilaveten, birer alaya muadil kuvvette her bir bin, iki bin mevcutlu milis alayları, Taşnak müfrezeleri vardı. Kızılordu’ya karşı yenilen Denekin ordusunun artıklarından birkaç bin kişilik bir kuvvet de Ermeni ordusuna katılmıştı. Ermeni kuvvetlerinin içinde iki alaylı bir süvari tugayı da bulunuyordu.


İSMET İNÖNÜ HATIRALARI / 210 – 211 – 212

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG