24 Şubat 1921

Londra Konferansı'nda Bekir Sami Bey, Ankara'nın görüşlerini anlattı ve sorulara cevap verdi. İzmir ve Trakya'nın Türkiye'den koparılamayacağını söyledi. İtilaf Devletleri'nin dünkü isteğine rağmen, Tevfik Paşa hastalığını ileri sürerek oturuma katılmadı. İstanbul delegesi Reşat Nihat Bey, Trakya ve İzmir hakkında nüfus istatistiklerini anlattı. İtilaf Devletleri, Doğu Trakya'da ve İzmir'de bir nüfus araştırması yapılması, sonucun Türkiye ve Yunanistan tarafından önceden kabul edilmesini kararlaştırdılar. Türk ve Yunan delegasyonlarına bildirilen barış önerisinde ayrıca, Sevr Anlaşması'nın öteki maddelerine saygı gösterilmesi, hemen ateşkes yapılması, sonuca varıncaya kadar azınlıkların korunması maddeleri de yer alıyor. Türk delegasyonu sayım sonucunu önceden kabul edecek, ancak Yunanlılar kabul etmeyeceklerdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ankara'nın Ermenistan politikasında değişiklik: Yeni Ermeni Hükümeti Başkanı Simon Vratzyan'ı görmeye giden Ankara temsilcisi, Ermenistan'ın, "kurtuluşu" konusunda sevincini belirtti. Ankara'nın Erivan'da kurulan Milli Birlik Komitesi'ni destekleyeceğini bildirdi. Büyük Millet Meclisi'ndeki bir konuşmasında Dışişleri Bakan Vekili Ahmet Muhtar Bey de, Türkiye'nin

Taşnakları tercih ettiğini, Çünkü Bolşevik Ermeni Hükümeti'nin Gümrü Anlaşması'nı kabul etmediğini söylemişti. Ankara Hükümeti, daha önce İngiliz yanlısı olduğu gerekçesiyle Taşnak Hükümeti'nin devrilerek yerine komünist bir hükümetin kurulmasına yardımcı olmuş, ancak 1 8 Şubat'ta ayaklanan Taşnaklar iktidarı yeniden ele geçirmişlerdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah' ta Ethem ve Reşit'in İzmir'de Köylü gazetesine demeçleri: Mustafa Kemal Cumhuriyet ilan etmek istiyor. Bu yüzden anlaşmazlığa düştük.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Yunan bayrağını selamlayan asi Ethem'e ait hıyanet vesikaları


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Konferansın 24 Şubat 1921 tarihli görüşmelerine69 katılan Kalogeropoulos, öğlen

oturumunda Yunan tezini açıklamaya devam etmiştir. Konferansta, daha önce Venizelos

tarafından da Müttefiklere sunulmuş olan, 1912-1913 yıllarında hazırlanmış İzmir nüfus

istatistiklerini ortaya koyan Kalogeropoulos, Aydın’da 548 bin Rum, 300 bin Türk olduğunu

iddia etmiştir. Yunan heyeti ayrıca İzmir’deki Rum nüfusun 1913 ve 1914 yıllarında yapılan

işkenceler sonucunda Yunanistan’a göç ettiğini ve 50 bin Rum’un da sınır dışı edildiğini de

ileri sürmüştür. 70 Yunan heyetinin tezlerini, anlaşmazlık konusu olan bölgelerin

etnografyasına dayanarak açıklaması karşısında, İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza, bahsi

geçen bölgelere yani Trakya ve İzmir’e bir soruşturma komisyonu gönderilmesini önermiştir.

Briand tarafından hemen desteklenen bu öneri71 Türk Delegasyon Başkanı Bekir Sami Bey72

tarafından da kabul edilmiştir.73 Bekir Sami Bey komisyon oluşturulması teklifini kabul

ederken, Trakya’nın varlığı için gerekli temel hakları ihlal eden koşulları kabullenmeyeceklerini ve Sevr’in diğer koşulları konusunda ise Ankara’dan onay almaları gerektiğini de sözlerine

eklemiştir.74 Sevr Antlaşması ile Yunanistan’a bırakılan Doğu Trakya’nın ve İzmir’in nüfus

yapısı konusunda ortaya çıkan görüş ayrılığını göz önüne alan Büyük Devletler,75 soruşturma

komisyonu fikrini bu bölgelerde savaş öncesi ve sonrasına ait nüfus rakamlarının tetkik

edilmesi ve çalışmalara gecikmeksizin başlanması amacıyla öne sürmüşlerdir.76 Soruşturma

komisyonu oluşturulması fikrinde belirtilmeden geçilemeyecek diğer bir ayrıntı ise hem

Türkiye hem de Yunanistan’ın bu soruşturma sonuçlarını baştan kabul etmeleriyle, Sevr

Antlaşması’nın öteki hükümlerini de doğrudan kabul etmiş sayılacak olmalarının zorunlu

olduğunun bir koşul olarak öne sürülmesidir.77 Görülen o ki, Kalogeropoulos’un Yunan

tezini savunurken kullandığı nüfus istatistikleri bilgisi, kendisinin pek de hoşlanmayacağı bir

sonuç doğurmuştur. Fransız ve İtalyan heyet başkanlarının sunmuş olduğu soruşturma

komisyonu gönderme önerisi, Yunan devlet adamına deyim yerindeyse soğuk duş etkisi

yapmıştır. Yunanistan heyeti bu öneriye, Yunan Meclisi’nden “kendisine Sevr Antlaşması’nı esas

alma talimatı verildiği” gerekçesiyle sıcak bakmamıştır.78 Kalogeropoulos’un ve Yunanların

komisyon önerisine sıcak bakmamasının nedenini Sevr Antlaşması’nın 83. maddesinde79

aramak gerekmektedir. Sevr Antlaşması’nı kısa bir sürede içselleştiren ve böylesi bir şansı

kaybetmek istemeyen Yunanlar, komisyon önerisini, 83. maddede İzmir’in Yunanistan

sınırlarına dâhil olarak belirtildiği gerekçesiyle reddetmişlerdir. Yerel Parlamentonun oy

çokluğuyla Milletler Cemiyeti’nden, İzmir kentiyle 66. maddede80 tanımlanan toprakların

(halk oylamasıyla) kesin olarak Yunanistan Krallığı’na bağlanmasını isteyebileceklerini

öngören 83. madde, Yunanların İzmir konusundaki ısrarlarının tek dayanağıdır denilebilir.

24 Şubat 1921 tarihindeki öğlen oturumları birkaç aşamada gerçekleşmiş ve birinde

yalnızca Yunanlar, diğerinde ise yalnızca Türklerle görüşülmüştür. Sadece Yunan heyeti ve

Müttefiklerin katıldığı oturumda, Yunan heyetinin öncelikli hedefi, kendi görüşlerinin

desteklenmeye değer olduğunu göstermek olmuştur. Yunanların ortaya koydukları plan,

Kemalist kuvvetlerin dağıtılması ve Sevr Antlaşması’nın Türklere zorla kabul ettirilmesini

sağlamak şeklinde planlanmıştır. Ayrıca belirlenmiş olan ilk hedefin Adapazarı, Eskişehir ve

Afyonkarahisar demiryollarının işgal edilmesi ve bu bölgenin doğusuna yerleşilmesiyle, Türk

kuvvetlerinin bozguna uğratılması olduğu ifade edilmiştir. Ancak Yunan heyetinin konferans

esnasında İngiltere’ye yapmış olduğu başka bir teklif oldukça dikkat çekicidir. Heyet, Sevr

Antlaşması’nın hükümleri Türkler tarafından yerine getirilinceye kadar Boğazlardaki geçiş

serbestliğinin korunması ve Kemalist kuvvetlere karşı savunulması için 100 bin kişilik bir

Yunan ordusunun gerekliliğini öne sürmüştür. 81 Yukarıda belirtilen Yunan tezinde,

İstanbul’un Türklerden alınıp Yunanistan’a verilmesi ihtimali de dikkate alındığında

Yunanların kullandığı çekingen ve “yarım ağız” üslupla, asıl amaçlarının İstanbul’u ele

geçirmek olduğu izlenimi ortaya çıkmaktadır.82 İçerisinde Müttefikler açısından olumlu

karşılanmayacak öneriler bulunsa da, Yunan heyetinin bu açıklamaları, özellikle İngilizlerin

finansal desteğini kazanmak için Yunan ordusunun hizmetini Müttefiklere tüm cömertliğiyle

sunması anlamında dikkat çekicidir.

Müttefikler konusunda özele inildiğinde, İtalya ve Fransa’nın Anadolu’nun işgaline ve

paylaşılmasına eskisi kadar sıcak bakmamaları, Yunanları İngilizlere daha da yakınlaştırmıştır.

Ayrıca konferansta ileri sürülecek her türlü Yunan görüşü, Yunanların İngiltere gibi büyük bir

devletin güvenini kazanabilecek ciddi bir ulus olduklarını kanıtlamaları yönünde

düğümlenmiştir. 83 Londra Konferansı bu yönüyle Fransız-İtalyan; İngiliz-Yunan

yakınlaşmasının arttığı bir süreç olarak değerlendirilebilir. İngiliz-Yunan yakınlaşmasında ise

çabanın daha çok Yunan tarafından geldiğini iddia etmek de yanlış bir yaklaşım değildir.

Londra’daki gelişmeler Atina’dan da yakından izlenmiş ve Yunan basını özellikle İzmir ve

Trakya’ya komisyon yollanması fikrini hep gündeminde tutmuştur. Yunan Embros gazetesi

konu hakkında “Trakya’ya dokunulmayacak gibi görünüyor fakat İzmir değişiklik karşısında isyanda”

şeklinde bir manşet atmış ve soruşturma komisyonu önerisine duyulan tepkiyi dile

getirmiştir.84 Türk tarafının ise bu teklifi kabul etmesi, Türk tarafında bazı kesimlerde, Türkler

lehine bir sonucun çıkacağına olan inançla, Lloyd George siyasetine zarar vereceği şeklindeki

fikirleri akıllara getirmiştir.85 Aynı gelişmeye İngiltere özelinde bir parantez açıldığında, komisyon kurulması fikri karşısında Lloyd George, İzmir ve Sevr konularının ayrı

bağlamlarda değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varmış ve Mustafa Kemal’in İzmir’i

işgalden kurtarsa bile Sevr’i kabul edebileceği düşüncesinin çok iyimser bir yaklaşım olduğunu ifade etmiştir.86


(Kaynak: 1921 Londra Barış Konferansı’nda Yunan Heyeti ve Tezleri / Çağla D. TAĞMAT / Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi Yıl 9 Sayı 18 (Güz 2013))


Derler ki kalem kılıç kadar kuvvetlidir. Eskilerce bunun için değil midir ki “erbabı seyfü kalem” (kalemi kılıçtan keskin yazarlar) deyimi klişe haline girmiş ve sazla çelik, bir cinsten iki unsur gibi başımızın üstünde çatışmış kalmıştı.


Aslında saz gerçekten çelik kadar zorlu mudur? Daha zorludur diyenler var fakat bu kuru bir iddiadır, inanmayınız. Hele bu zoru ispat için bizim kalemlerimizden ve bizdeki “erbab-ı kalem”den söz edilecek olursa kesinlikle denilebilir ki, kalem kılıcın taban tabana zıddıdır; Biri tamamıyla zaafın, mukavemetsizliğin timsali, öbürü hassatan kuvvetin, metanetin heykelidir. Gerçi başka memleketlerde kalemin kılıca rekabet ettiği ve hatta bazen onun buna galebe çaldığını görüp işitmekteyiz. Fakat bizde gerek şimdi olsun, gerek eski devirlerde olsun, kalem sahipleri toplumun en korkak , en zelil, en metanetsiz bir sınıfını teşkil ederler. Eski Osmanlı şair ve yazarlarının yeri daima dalkavuklukla nadimlik arasında gayet aşağı bir derecede idi.


Tanzimat’tan sonra yetişenler ise rindliği ve harabatiliği (sefahati) kendilerine siar edinmiş belirsiz ve karışık birtakım ahlak prensiplerine bağlı muvazenesiz (dengesiz) kimselerdi. Kah zulmün övücüsü kah hürriyetin fedaisi kesilirlerdi.


Son otuz sene zarfında yetişen nesle gelince, bu nesil bir alay kozmopolit ruhlu, köksüz parazitlerle doludur. Bunlara halk züppe dedi, arkasını çevirdi ve mevcudiyetlerinden asla haberdar olmadı. Aslında bunlar da halkı bilmezler ve kimin için, kime söz söylediklerinin farkında değillerdi. Her birinin bir tek derdi. “orijinal” yani nevi şahsına münhasır görünmekten ve güzide sınıftan zannettiği zevki şüpheli birkaç kişinin alkışına mahzar olmak için bazı fikir ve söz şaklabanlıkları yapmaktan ibarettir.


Evet, bizi mahveden kahraman Türk serdarlarının kılıcı; evet bizi ebedi bir zillet ve esarete mahkum eyleyen ve Türk tarihini delik deşik eden Türk askerlerinin mahmuz ve süngüleridir. Eğer kalemle siyasete kalsaydı, hiç bu hale gelir miydik? Kalem ve siyaset! Fakat hangi kalem, hangi siyaset? Taraf taraf kışlalar açan, daha doğrusu bütün dünyayı geniş bir kışla haline sokan düşmanın önünde kendi kışlalarının birer birer kapandığına ve kendi askerlerinin birer birer ortadan kaybolduğuna sevinen yazarların kalemi mi? Hakkını müdafaaya, varlığını korumaya azmetmiş bir milletin ağzını yumruğu ile tıkayıp ve göğsüne tekmesini basıp kendi hakkında verilen bir idam kararını öperek başına koyan devlet adamlarının siyaseti mi?


Şüphesiz , biz de bütün gönlümüzle isterdik ki harp ve darpten – ne çirkin bir lakırdı- bıkmış olan bu millet hiç değilse elli yıllık bir huzur ve sükun devresine girsin ve sınırlarını koruyan kuvvetler, fikir ve söz olsun. Fikir ve söz… Biz bu meselenin kişilerinden değil miyiz? İsteriz ki kalem kılıçtan daha kuvvetli olsun. Fakat yukarıdan beri söylediğimiz gibi, bizde kalem kılıca rekabet edebilecek durumdan henüz pek uzaktır. Tarihimizi yapan ve mukeddaratımızın hatlarını çizen, biz kurtarıp batıran biricik kuvvet olarak – hatta bu günde bile – kılıcı görüyoruz. Zira, tarihimizin hiçbir sayfasında kalemin verimli bir rol oynadığını görmedik ve aramızda söz eri kahramanlara hiç tesadüf etmedik.


Şu içinde bulunduğumuz çıkmazda kalem sahiplerimizden bazılarının, vatani vazifelerini görmek şöyle dursun gerek bilerek, gerek bilmeyerek daima vatanın menfaatleri zıddına hareket günahından kurtulamadıkları aşikardır. Bu milletin silahlı kısmı tam yüz yıldan beri, durmadan, aydın olduğunu iddia eden bir zümrenin isyan ve hatlarını kendi bileğinin kuvveti ve kendi göğsünün kanıyla düzeltip temizledikten başka bir şey yapmıyor. Biraz önce de dediğimiz gibi, kime söz söyledikleri ve ne için kalem oynattıkları bir türlü anlaşılmayan bu zümrenin halkın ruhuna ve vatanın mukedderatına sahip çıkmaya kalkışması bir nevi gasplık değil midir? Bizce böyle bir hakka malik olabilmek için önce buna hak kazanmak lazım gelir.


Aslında kalem bir çatlak saz ve söz bir uçucu havadır, ona bir çelik kuvveti ve buna bir ateş tesiri veren şey, o kalemi tutan elle bu sözü söyleyen ağızdır. Fakat gerekir ki, bu el her şıkırdıyan keseye uzanan ellerden ve bu ağız her uzatılan lokmaya açılan ağızlardan olmasın; zira el doğruyu bulmak ve ağız gerçeği söylemek içindir.


ERGENEKON / YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU / 50-51-52-53


24 Şubat’ta Kafa Karıştırıcı Türk başlıklı Western Daily, Kemal Paşa tarafından atanan Türk delegeler tarafından imzalanmış belgeler anlaşmaya eklenmedikçe Sevr’in onaylanmayacağını yazıyor. Gazete, ‘Acilen Türkiye ile barış yapılmalı. Birçok mülki sözleşme savaşın sonlanmasına bağlı ki, savaşın sonuna hukuken Türkiye’den kurtulana kadar ulaşılamaz.’ diyor. İstanbul’a karşı şu an için pek açgözlü olmadığı ifade edilen ve bir kanun kaçağı olarak nitelenen Mustafa Kemal Paşa’nın imzası ya da rızası olmadan Sevr’in bağlayıcılığının olmayacağı da ifade edilmekte. ‘Mantığa aykırı şekilde görünen o ki bir kanun kaçağı, onu bir kanun kaçağı olarak ilan eden hükümdardan daha yetkili’ değerlendirmesi yapılan haber, önemli ifadelerle özetle şöyle devam ediyor:


‘Kemal’in hazırladığı talepler neler? Buna göre Türkiye bağımsız olmalı, her türlü kısıtlamadan ve bölünmeden uzak tutulmalıdır.. Bir başka deyişle Kemalist program kabul edilseydi, Asya ve Avrupa’daki Osmanlı İmparatorluğu politik ve siyasi olarak toprakları işgal edilmeden önceki hatta Türkiye’nin Balkan bloğuna karşı mücadelesinden önceki durumundan bile çok daha güçlü bir duruma gelirdi. Yunanistan’a Sevr anlaşması şartlarınca bırakılan tüm toprak bölüşümü iptal edilmek durumunda kalır ve böyle bir iptal, ırkçı düşmanlık ve savaş tohumlarını ekerdi ki o bölge her zaman bu zehirli filizlerin yayıldığı bir yuva oldu. Bunlar ciddi bir sorunun ana hatlarıdır. Kemal Paşa özetle Osmanlı İmparatorluğu ile kalıcı ve etkili bir barışın önüne geçti ve Londra’daki konferansta onun temsilcileri bir uzlaşmadan yanaymış gibi gözükseler de kesin olan şu ki Kemal’in tüm taleplerini kabul etmek zorunda kalınana kadar o, kötülüğün gücü olacak. Zaten Padişah için o bir diken ve müttefikler için bir veba olduğunu da ispatlıyor.’


(Kaynak: İngiliz Basınında Milli Mücadele ve Mustafa Kemal Paşa / Ertürk Özel / Syf 139)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG