24 Aralık 1920

Yunanlılar Eskişehir üzerine de bir keşif saldırısı yapmaya karar verdiler. 6 Ocak'ta başlayacak saldın, 10 Ocak'ta İnönü'de durdurulacak. İsviçre'den Yunanistan'a dönen Kral'ı karşılamak için Yunanistan'a gitmiş olan Papulas, bu konuda hükümetinin onayını almış olarak bugün İzmir'e döndü. Türk direnci zayıf bulunursa, Yunan ordusunda terhisler yapılacak. Yunanistan'ın bugünlerde, 100.000'i Anadolu'da olmak üzere silah altında 170.000 askeri var.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Çerkez Ethem'le bir uzlaşma zemini yaratmak ve onu Ankara'nın emir ve komutasına uyması konusunda ikna etmek için dün yola çıkan 5 kişilik mebus grubu, Kütahya'ya vardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Cami Bey, 1 200 gazeteye telgraf haberi veren United Telgraph'ın Mustafa Kemal'e yönelttiği Türk-Yunan, Türk-ABD, Türk-Ermeni ilişkileri ve izlenmek istenen siyaset konularında 11 sorusunu Ankara'ya aktardı. Mustafa Kemal vereceği cevapta, Sevr Anlaşması'nı tanımadıklarını, İzmir ve Doğu Trakya'nın Türk yurdu olduğunu, Batı Trakya'da ise halkoylamasını kabul edeceklerini, Yunanistan'la doğrudan görüşme masasına oturabileceklerini, bunun için ABD'nin ara bulucuğunu kabul edebileceklerini, Ermeni kınını ile ilgili son haberlerin yalan olduğunu, Amerikan kaynaklarından yararlanmak istediklerini belirtecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Mümtaz Bey, İhsan Bey’le görüştüğünde gizli telgraf hattını çekebileceğini söylemişti. Ancak bunun için hem güvenilir hem de her türlü muhabere yapabilecek birisinin (memurun) bulunmasının şart olduğunu söyledi. İhsan Bey’de hali hazırda İstanbul Telgrafhanesinde memur olarak çalışmakta olan Cevat (Besen) Bey’in ismini verdi. Cevat Bey dayısı vasıtasıyla Mümtaz Bey ile öğrenciyken tanışmıştı ve ona her bakımdan güveni tamdı.


Mümtaz Bey bu işi kabul edip etmeyeceğini öğrenmek için heyecanla ve habersizce 24 Aralık 1920 akşamı Cevat Bey’in evine giderek onunla gizli bir şey konuşmak istediğini söyledi. İçeri girdikten sonra İhsan Bey’in Ankara ile gizli bir muhabere tesisi kurmak istediğinden bahsetti. Teknik olarak kendisinin Adapazarı’ndan başka muhabere edilen bir yer bulunmadığı için ancak orasının üzerinden daha ileriye (Ankara) muhabere edebileceğini İhsan Bey’e söylediğini bildirdi. Ancak bu işleri hiç kimseye sezdirmeden daimi surette yapabilecek mutemet (güvenilir) bir kimseyi İhsan Bey’in kendisinden istediğini ifade etti. Güvenilir kişi olarak İhsan Bey’e kendisinin (Cevat Bey’in) ismini verdiğini ancak yine de fikrini almaya geldiğini söyledi. Cevat Bey de heyecanlandı ve fazla düşünmeden “ memleketine ve milletine hizmetten kaçınmayacağını” belirterek. “ karşılık beklemeksizin” elinden geleni yapmaya çalışacağı cevabını verdi. Mümtaz Bey bu cevabı aldıktan sonra gözlerinin içi gülerek memnuniyetini ifade etti.


20 Aralık 1920 günü İstanbul Telgraf Müdürü İhsan Bey Cevat Bey’i odasına çağırdı ve Mümtaz Bey ile ne konuştuklarını sordu. Cevat Bey konuşulanları aktardı. İhsan Bey durumdan çok memnun oldu ama bu işin son derece gizli kalması gerektiğini söylemeden de kendisini alamadı. Cevat Bey de İhsan Bey’e muhabere edilebilecek güvenilir bir yer bulunduğunda kimsenin haberi olmadan muhaberenin uygun zamanlarda yapabileceğini söyledi. Bu konuşmadan sonra İhsan Bey’in Cevat Bey’e olan alaka ve muhabbeti daha da arttı ve aralarındaki ilişki çok sıkı bir dostluğa dönüştü.


İhsan Bey ile görüşmesinin ertesi günü, Cevat ve Mümtaz Bey öyle heyecanlıydı ki henüz Gizli Telgraf Merkezinin yeri belirlenmeden mesai saati içerisinde bir deneme yapmaya karar verdiler. Cevat Bey, çalışma masasına döndükten hemen sonra Mümtaz Bey Adapazarı Kaymakamının Anadolu’ya yazılacak telgraflara aracılık etmeyi kabul ettiğini söyledi. Mümtaz Bey’e göre Ankara’ya çekilecek olan telgraflar Adapazarı’na gizlice çekilebilirse bunlar Ankara’ya ulaşabilecekti. Bu durumu hemen mesaide ve telgraf salonunda test etmek istediler. Mümtaz Bey, Cevat Bey’e küçük bir telgraf metni getirdi. Cevat Bey’de Adapazarı telini Mümtaz Bey’den kendi çalıştığı Edirne makinesine vermesini istedi. Mümtaz Bey’e de fesini çıkarınca muhaberenin bittiğini anlayarak teli tekrar eski yerine vermesini söyledi.


Mümtaz Bey giderek komitatörden telleri değiştirdi ve Adapazarı’nın telini Cevat Bey’in makinesine bağladı. Cevat Bey İngiliz subayı yanında dolaşırken sezdirmeden telgrafı Adapazarı’na çekmeyi başardı. Bu ilk telgraf Garp Cephesi Kumandanı Albay İsmet Bey adresini taşıyan açık bir telgraftı. Sonra her gün birer ikişer telgraf çekmek suretiyle bu işi devam ettirdiler. Ancak İngilizlerin muhabere bilen kontrolörlerinin (sansür memurlarının) sürekli dolaştıkları salondan telgraf çekmenin çok büyük sakıncası vardı. İdamı göze alabilecek kadar cesur, sadece vatan ve millet aşkı ile gizli görevi kabul edecek, aynı zamanda da sır saklayacak memurlardan birisi bulunmuştu.


Gizli haberleşme yeri bulunmadan önce çözülmesi gereken teknik bir konu vardı. Ankara’ya bağlı olan telgraf hattı, İstanbul ve Anadoluhisarı merkezlerinden geçtiği için her iki merkezden tellere yol veren “komitatör memurları”nı da bu uğurda ikna ederek sadakate davet etmek lazımdı. İstanbul’dan Muhiddin ve Anadoluhisarı’ndan Cemal Beyler de bu uğurda gerekirse can vermeyi seve seve kabul ettiler. İstanbul ve Anadoluhisarları merkezlerinde komitatörlerin (tellere yol veren cihazların) başında bulunan Muhiddin ve Cemal Bey’ler gizlice bu tellere yol verecekti.


ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN/ 84-85-86-87


24 Aralık 1920 de Eskişehir’e, oradan Kütahya’ya gittik. Kütahya’ya vardığımızda Kuva-yı Seyyare başındaki üç kardeş pek sinirli görünüyorlardı. Kendileriyle saatlerce görüştük tartıştık. İkna edilmeleri mümkün değildi. İsmet Bey’in emrine asla girmeyeceklerini bağıra bağıra söylüyorlardı. Biz onları ikna etmeye çalışıyorduk, onlar da bizi kendilerine katılmaya çağırıyorlardı. İsmet Bey’i savunduğumuz için açıkça bizi kınıyor, hatta yarı şaka yarı ciddi bizi tutuklamakla tehdit ediyorlardı. Aldıkları önlemler de göze çarpmıyor değildi. Hatta Balkan Savaşı’ndan beri silah arkadaşlığı yaptığım, şimdi Kuva-yı Seyyare’nin kurmay başkanı olan kurmay yüzbaşı Halil’de, birlikte çalıştığı bu kardeşlerle birlikte beni bir kenara çekerek kendilerine katılmamı, bunu bir bildiriyle Maraş ve Antep çevresine ilan etmemi öneriyordu.


Oradan kurtulmaktan başka çare kalmamıştı. Çerkez Ethem ve kardeşlerine hak verir gibi göründük. İstekleri telgrafları Mustafa Kemal Paşa’ya çektik. Ama bunları Meclis kürsüsünde de savunmak için Ankara’ya gitmemizin yararlı olacağını söyledik. Kabul ettiler.


Hızla oradan ayrıldık. Kütahya istasyonundan ayrıldığımızda, bazı müfrezelerin mevzilere sokulduğunu ve Eskişehir yönünden gelecek muhtemel bir kuvvete karşı önlem alındığını gördük. Daha önce yaptığım araştırmaya göre kuvvetleri 700-800 süvariyi geçmiyordu.


Biz Kütahya’da böylesine sıkıntılı ve tehlikeli anlar yaşarken, Garp Cephesi Komutanlığı da bazı askeri önlemler almış; hatta önemli bir kuvveti yürüyüşe bile geçirmişti. Garp Cephesiyle Çerkez Ethem kuvvetleri arasında adeta düşmanlık ilan edilmişti.


Sabuncupınar istasyonuna geldik. İsmet Bey’i bir servis vagonunda uykusuz, yorgun durumda bulduk. Yanında Harekat Şube Müdürü Tevfik Bey vardı. Tavrından ve heyecanından sabırsızlıkla bizi beklediği anlaşılıyordu. Hep birlikte servis vagonuna girdik. Şunu hemen kaydetmeliyim ki, heyetin Celal Bey’le benim dışındaki üyeleri, Çerkez Ethem ve kardeşlerini çileden çıkarmakla suçladıkları İsmet Paşa’yı haksız görüyorlardı. Hele eski Eğitim Bakanı Vehbi Bey, Ethem’le kardeşlerinin savunucusu durumuna geçmişti. Bunlar, İsmet Bey’i sıkıştırarak, Kuva-yı Seyyare’ye karşı bir hareketi önlemeye çalışıyorlardı. Bu eleştirilerin İsmet Bey’in alacağı kararı etkileyeceğini görüyordum. Hemen salondan çıktım. Başka bir kompartımandaki Harekat Şubesi Müdürü Tevfik Bey’in yanına gittim. Ona şunları söyledim.:

“ Ben her fırsattan yararlanarak Kuva-yı Seyyare’nin içyüzünü öğrendim. Hatta toplam kuvvetlerini bile inceledim. Kuvvetleri blöften, sözleri ve hareketleri palavradan ibarettir. Hiçbir direniş gösterebileceklerini sanmıyorum. İsmet Bey ürkmesin. Bunların sözlerine bakarak kararını değiştirmesin. Ethem ve kardeşlerinin kuvvetleri bunların anlattıkları ve İsmet Bey’in anlattığı gibi çok değildir. Bu bilgileri küçük bir kağıda yaz. Ben içeri girdikten sonra, başka bir meseleymiş gibi İsmet Bey’e gönder.”


Tekrar salona, heyetin yanına döndüm. Tevfik Bey dediğim gibi yaptı. Söylediklerimi küçük bir kağıda yazdı. Bir posta eriyle içeri gönderdi. Er, kağıdı İsmet Bey’e verdi. İsmet Bey heyecanla okudu, gözleri parladı. Verdiğim bilgilerin tam zamanında imdadına yetiştiği anlaşılıyordu.


İsmet Bey ayağa kalktı. Elinde oynadığı otu üçlü kehribar teşbihini masanın üzerine şiddetle fırlattı. Öfkeyle konuşmaya başladı:


“Efendiler’ Ben Ethem kuvvetlerini söylediğiniz ve abarttığınız miktarın çok daha üstünde ve değerde kabul ediyorum. Fakat yedi bin dediğiniz bu kuvveti yedi kişilik eşkıya derecesine indireceğim ve yola getireceğim.”


Bu sert çıkıştan sonra, salona giren Tevfik Bey’e dönerek, önceden kararlaştırılan taarruz emrinin uygulanması için Fırka Kumandanı İzzettin Bey’e ( Çalışlar ) verilecek emri not ettirdi.

Heyetimiz bir tartışma havası içinde İsmet Bey’le vedalaştı ve ayrıldı.


Sonunda harekata başlandı. Yenilen Çerkez Ethem ve adamları kaçtılar. O güne kadar savaştıkları Yunan ordusuna sığınarak düşmanla işbirliğine başladılar. Mustafa Kemal’in kendilerine güvenmemekle ve tasfiye etmek kararında ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı.


Çerkez Ethem, Atina üzerinden Almanya’ya gitti. Oradan Mısır’a, Mısır’dan Ürdün’e geçti. 150’liklerle birlikte vatandaşlıktan çıkarılmıştı. 1938 yılında çıkarılan aftan sonra kardeşleri Türkiye’ye döndü, o dönmedi. 1948 yılında Amman’da öldü.


KILIÇ ALİ’NİN ANILARI / HUHUSİ TURGUT / 142-143-144


Mustafa Kemal Paşa’nın yanından gelen bazı arkadaşlar beni yoldan çevirdiler ve “Seni arayıp duruyoruz, dairede çalıştığın aklımıza gelmedi. Haydi çabuk paltonu al da istasyona gidelim; Eskişehir treni kaçmak üzere“ dediler.


Arkadaşların ayaküstü kısaca verdiği bilgi şu:


Çerkez Ethem meselesi had safhada… İsmet Paşa ile silahlı çatışma ha başladı ha başlayacak… Paşa çok üzgün… Olayı – her iki tarafı kırmadan- bir yoluna koymak istiyor. Onun için beni, Kılıç Ali Bey’i, Balıkesir Mebusu Vehbi ( Bolak ) Bey’i, Eyüp Sabri Bey’i ve Ethem’in kardeşi Reşit Bey’i görevlendirmiş, Ethem’le konuşup olayları yoluna koyacağız!..

Heyete alınanlar, aşağı yukarı Ethem’in, şahıslarına saygı beslediği ve sözlerine kıymet verdiği kişilerdi, denilebilir.


Bende aralarındaydım.


Aralık ayının ayazı yüzümü ısırırken, benim paltosuz olmam garipti. Eve gidersek, treni kaçıracaktık. Oradaki arkadaşlardan biri, sırtındaki gocuğu çıkarıp bana verdi, öylece istasyona gittik.


Eskişehir’e kadar tren, oradan oto-drezin (küçük tren) ile Kütahya’yı tuttuk; Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile Ethem gerçekten savaşacak hale gelmişlerdi.


Ethem bizimle konuşmamak için Kütahya’yı terk etmişti. Tevfik ve Reşit Beylerle, bir de Ethem’in kurmayları arasında olan yetkililerle tartışıyorduk!


Faydasız, ara bulmak değil, yatıştırmak bile mümkün görünmüyordu. Nitekim bütün tekliflerimizi reddettiler ve bizi – rehine olarak kullanmak düşüncesiyle olacak – bir odaya kapattılar.


Artık mahpustuk…


NUTUK / CELAL BAYAR / 786-787


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG