24 Ekim 1920

Ali Fuat Paşa'nın emrindeki kuvvetler, yoğun sis içinde Gediz'e saldırdı. Savaş, bu sabahın erken saatlerinden geceye kadar devam etti, yarın akşama kadar da devam edecek. Yunanlılar 24 ölü, 72 yaralı verdiler. Türk 61.Tümeni'nin kaybı ise 2 subay, 23 er ölü; 2 subay ve 43 er yaralı. Hem Türkler, hem Yunanlılar geri çekildi. Türkler yarın Gediz'e girecek ancak kasaba 31'de yeniden işgale uğrayacaktır. Mustafa Kemal, Gediz başarısından ötürü Ali Fuat Paşa'yı kutladı.


Hükümet'in 7 tarihli karan üzerine Karabekir, birliklerine, Kars'a saldırı emrini verdi. 27 Ekim'de harekete geçileceğini bildiren Karabekir, hedefin Ermenilerin asıl kuvvetlerini Kars içinde veya Kars'tan sonra takip ederek imha etmek olduğunu bildirdi. Harekat bir gün ertelenerek 28'de başlayacak, Kars 30'da alınacaktır.


TBMM'nde, muvazzaflık süresi dışında Müslümanlardan da askerlik bedeli olarak para alınması konusundaki kanun tasarısı görüşülürken sert tartışmalar oldu. Birçok mebus, askere gitmedikleri için zenginlerden yakındı. Yoksul-zengin, kadın-erkek herkesin yurt savunmasına koşması istendi. Zenginlerden bedel alınması, 51 red oyuna karşılık 63 oyla kabul edildi. Halk Zümresi'ne mensup bazı mebuslar, sonuca kızıp salonu terk ettiler.


Görüşmelerin devam etmesini engellemek için sonra içeri girip sıra kapaklarını vurarak gürültü yaptılar. Gizli oturumda, Konya isyanı nedeniyle tutuklanan mebuslar KA-azım Hüsnü Bey ve Abdülhalim Çelebi'nin durumları yeniden tartışıldı. Konu, Anayasa ve Adalet Komisyonlarına gönderildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nutuk’tan/


Batı Cephesi’nde, orduda ve halk arasında bu yaygın görüş etrafında yapılan propaganda o kadar güçlü ve etkili bir duruma geldi ki, «Ordudan fayda yoktur, dağılsın! Hepimiz Kuva-yı Milliye olalım…» sözleri her tarafta kulakları doldurmaya başladı.


Batı Cephesi birlikleri arasında, Kuva-yı Milliye halinde, bir bölge ve bir cepheye sahip bulunan Ethem Bey müfrezesinin adamları, âdeta müstesna, ordu erlerinden daha üstün, imtiyazlı ve gıpta edilecek durumda sayılmaya başladı. Ethem Bey ve kardeşleri de, herkes üzerinde bir çeşit otorite ve üstünlük kurmaya başladılar…


İşte bu sıralarda idi ki, Batı Cephesi Komutanı, Genel Kurmay Başkanlığı’na, Ethem ve Tevfik kardeşlerin etkisiyle olduğu sanılan bir teklifte bulundu: «Yunan ordusunun Gediz yakınında bulunan müstakil bir tümenine taarruz etmek!..»


Batı Cephesi Komutanı, düşman kuvvetlerinin uzun bir cephe üzerinde dağılmış olarak bulunduğu, Gediz yakınındaki kuvvetinin zayıf ve tek başına bırakıldığını ileri sürerken, düşman moralinin bozuk olduğunu da kabul ediyordu.


O tarihlerde, Yunan ordusu üç tümenle Bursa bölgesinde; bir tümenle Aydın dolaylarında; bir tümenle Uşak’ta ve bir tümenle Gediz’de bulunuyordu.


Nutuk’tan/


Batı Cephesi Komutanı, iki piyade tümenini ve Ethem Bey 'in Kuva-yı Seyyâresi'ni Gediz'deki Yunan tümeni üzerine harekete geçirebilecekti. Bu hareketten parlak bir sonuç almayı umuyordu.


Genelkurmay Başkanlığı, Batı Cephesi Komutanlığı'nın bu teklifini kabul etmedi. Çünkü düşman ordusu genel durumu itibariyle bizim ordumuzdan daha kuvvetli idi. Biz, daha ordumuzu kurmuş ve düzene sokabilmiş değildik. Cephanemiz miktarı da ağırdan almamızı gerektiriyordu.


Bütün cephe kuvvetlerimize müracaat ederek ve az çok üstün bir kuvvet toplayarak, Gediz'de düşmana karşı sür'atle bir başarı kazanmak belki mümkün olabilirdi. Fakat kuvvetlerimiz ve hazırlığımız, böyle bir başarıyı genel ve sonuç aldırıcı bir başarıya götürmeye elverişli değildi.


O halde, bütün işe yarayan kuvvetlerimizi, sınırlı ve geçici bir başarı elde etmek için kullanmış ve yıpratmış olacaktık. Bu takdirde, düşman bütün kuvvetleri ile bir karşı taarruza geçerse, her tarafta yenilgi kaçınılmaz olurdu.


Bundan dolayı da cephenin ve Hükûmet'in şimdilik ordu teşkilâtını genişletmek ve mevcudunu artırarak cepheyi kuvvetlendirmeye çalışmak gerekiyordu. Memleketin ölüm kalım meselesi demek olan Batı Cephesi'nde özel ve sınırlı düşüncelere kapılmak doğru bulunmuyordu.


Genelkurmay Başkanı bu Gediz taarruzunun yapılmamasında ısrar etti. Batı Cephesi Komutanlığı ile, haberleşme yoluyla anlaşamadı. Bizzat Ankara'dan Eskişehir'deki Batı Cephesi Karargâhı'na gitti.


Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa ile Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın bu görüşmeleri sonunda, Ali Fuat Paşa durumu yerinde bir daha inceledikten sonra karar vermek üzere, hareketi ertelemiştir. Fakat, birkaç gün sonra, Cephe Komutanlığı'nca gönderilen rapordan, taarruza karar verildiği anlaşılmıştır.


Efendiler, o günlerde bu taarruz lehinde, her tarafta ve Meclis'te müthiş bir propaganda yapılıyordu.


«Düşman Gediz'de tek başınadır. Biz onu orada yok ederiz. Parlak bir durum ortaya çıkar. Zaten Yunan ordusu kaçmaya hazırdır» sözleriyle, Gediz taarruzunun gerekli olduğu, neredeyse genel bir kanaat haline getirilmek isteniyordu.


Sonunda, Batı Cephesi Komutanı, 61'inci ve 11'inci Tümenler ve Kuvve-i Seyyarelerle 24 Ekim 1920'de Gediz'deki düşmana taarruz etti.


Efendiler, dalgalı, disiplinsiz, emir ve komutasız bazı hareketlerden sonra, bildiğiniz üzere, Gediz'de yenildik. Yunan ordusu bu harekete cevap olmak üzere, 25 Ekim 1920 günü Bursa Cephesinden taarruza geçti. Yenişehir'i ve İnegöl'ü işgal etti. Uşak'tan, Dumlupınar sırtları ilerisinde bulunan birliklerimize saldırdı. Birliklerimiz, Dumlupınar sırtlarına kadar çekildi.


Böylece Efendiler, cephenin her tarafında yeniden genel bir yenilgiye uğradık. Batı Cephesi Komutanı'nın, taarruza geçmesinden dört gün sonra Bakanlar Kurulu'nda şu telgrafı okundu:

Çandarhisar, 27/28.10.1920


Genel Kurmay Başkanlığı'na


· Birliklerin savaş kayıplarını sür'atle telâfi ihtiyacındayız. Gediz savaşı, üç yüz savaşçıdan kurulu birliğin, bir taburun savaş görevini yapmasına yeterli olmadığını gösterdiğinden, tabur mevcutlarını dörder yüz savaşçıya çıkarmak mecburiyetindeyiz.


Bu savaşlar dolayısıyla, bütün depo birlikleri bile cepheye sürüldüğünden yetişmiş, silâhlı ve teçhizattı bin ikmal erinin, özellikle Ankara'daki birliklerinden, bu mümkün değilse en yakın bir yerden acele olarak gönderilmesini,


· Askerî manevralar ve savaşlar giydirilebilen erlerin bile elbiselerini, ayakkabılarını parçalamış, dünden beri kar yağan dağlarda asker çıplak ve yalınayak kalmıştır. «Cephe Komutanlığı Vekilliği» emrinde hiçbir şey olmadığından, özellikle kaput, ayakkabı, pamuklu, elbise, yelek, kuşak; kısacası, hava şartlarından korunmak için ne verilmek gerekiyorsa, on beş bin hesabıyla acele olarak gönderilmesini arz ve rica ederim


Milli Savunma Bakanlığı'na, Genelkurmay Başkanlığı'na ve bilgi edinilmesi için Cephe Komutanlığı Vekilliği'ne yazılmıştır.


Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat


Efendiler, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın, daha Gediz savaşının yapılmakta olduğu bir sırada okuduğumuz bu telgrafında yazılmış olanlarla, bunlarda sezilen anlam ve zihniyetin pek dikkate değer görülmesi tabiîdir, sanırım.


Askerin durumu, kuvvetimizin miktarı, hazırlığımızın derecesi, bütün memlekette her bakımdan muhtaç olduğumuz kaynakların kudret ve kabiliyeti, elbette bu telgraf tarihinden üç gün önce Batı Cephesi Komutanlığı'nca biliniyordu. Her şey tamam olup da, bunlar Gediz Muharebesi'nin yapıldığı üç beş gün içinde mi mahvolmuştu? Bilinmekte olan bütün gerçeklere rağmen, Batı Cephesi, Genelkurmay Başkanlığı tarafından mı taarruza zorlanmıştı?

Söz konusu telgraf, Bakanlar Kurulu'nda okunduktan sonra altına şu not yazılmıştı: Bakanlar Kurulu'nca okundu. İleri sürülen sebepler ve olaylar akla yatkın bulunmadı. Gerekli yardımın yapılacağı tabiidir. 3'ncü Alay'dan beklenen kuvvet gönderilecektir. İsmet.


Gediz Taarruzu nedir?


1920 yılının Haziran ayında Yunan ordusu Batı Cephesi’nde ilerlemeye başladı. Bu durum mecliste rahatsızlığa neden oldu. Arka arkaya Balıkesir, Bursa ve Uşak düştü. Bu kayıpların başlıca iki nedeni, iç isyanlar ve henüz düzenli orduya geçilmemiş olması idi. Mustafa Kemal düzenli ordu aleyhindeki fikirlerle uğraştığı sırada, Ali Fuat Paşa’dan Gediz’de Yunan kuvvetlerine karşı taarruz teklifi ile geldi. Şaphane Dağı’nın eteklerinde küçük bir kasaba olan Gediz, önemli askeri geçiş yolları üzerindeydi. Yunanların burayı korumak üzere bıraktığı tümen ana kuvvetlerden ayrıydı. Ali Fuat Paşa buraya taarruzun kolay bir zaferle sonuçlanacağını ve halkın moralini geri getireceğini savunuyordu. İsmet İnönü, Eskişehir’e geldi ve Gediz’deki Yunan kuvvetlerinin üstünlüğü konusunda Ali Fuat Paşa’yı uyardı ama ikna edemedi. 24.Ekim 1920 sabahı Türk topçusu Gediz Taarruzu’nu başlattı. Eğitimi yeterli olmayan düzenli birliklerin hücumu, Çerkez Ethem’e bağlı Kuvay-ı Seyyare birlikleri tarafından desteklenmedi. Başarı gelmeyince gece Ali Fuat Paşa çekilme kararı aldı. Fakat 25 Ekim sabahı kasabadan gelen bir çocuktan, Yunan ordusunun Gediz’i boşalttığını öğrendiler ve bunun üzerine Türk askerleri kasabaya girdi. Bu askerlerin cephe kumandanlığı ile iletişimi kesilince savaşın sonucu muğlak bir hale geldi. Mustafa Kemal kuşkusunu ifade eden bir telgraf çekti ve rapor istedi. Ali Fuat Paşa büyük bir başarının kazanıldığını rapor etti ama yunan ordusunun Yenişehir ve İnegöl’ü işgal ettiğinden haberi yoktu. Verilen eksik bilgi nedeniyle Mustafa Kemal kendisini zaferinden dolayı tebrik etti. Oysa Yunanlar bir hafta sonra Gediz’i yeniden işgal edecekti. Dolayısıyla Türk ordusu için ortada kazanışmış bir zafer yoktu.


(Kaynak: Hatıralarla Karşılaştırmalı Nutuk / İstanbul Kültür Aş.)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG