24 Eylül 1919 Çarşamba

Mustafa Kemal, Harbord’un isteği üzerine, dönüşünde ona Samsun’da verilmek üzere uzun bir rapor kaleme aldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 128)


Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918 mütarekesini imzaladığı zaman cemiyetimiz henüz kurulmuş değildi. Milletimiz bunun adil bir barış olacağını kuvvetle ümid ediyordu. Hakikatte mütarekenin tahakkuk sahasına konması itilaf devletlerinin mütareke şartlarını ihlâl etmelerini keyfî bir şekilde fazlalaştırdı. Hilâfet ve saltanatın merkezi olan İstanbul gaddarca ve ezici bir şekilde itilâf devletleri tarafından işgal edilmişti. Bu, memleketin istiklâli ve hükümet merkezinin idaresine karşı bilfiil bir müdahale teşkil etti.

Adana ve Antalya bölgeleri Konya‘ya kadar işgal edilmişti. İzmir ve civarındaki bölgenin, aynı zamanda Trakya‘nın Yunanistan‘a verilmesi hususu, ayrıca Doğu Anadolu‘da geniş bir Ermeni devletinin, diğer taraftan Karadeniz sahillerinde Pontus Cumhuriyetinin kurulması meseleleri ciddi bir şekilde görüşülmeğe başlandı.

Türk milletinin bu şartlar altında, topraklarının bütünlüğü ve bağımsızlığına aynı zamanda haysiyet ve diğer haklarına karşı yapılan bu hareketlerden mütessir olacağı tabii idi.

Diğer taraftan İstanbul‘da Mebusun Meclisinin dağılmasıyla idareyi ele alan kabinelerin sadece milletin haklarını ve itibarını korumak için lüzumlu vasıflardan mahrum olmayıp yabancı devletlerin ve bilhassa İngiltere‘nin arzularını tatmin yolunda çalıştıkları ve bunların elinde sadece birer oyuncak haline geldikleri farkedildi.

Bu suretle varlığı hususunda ciddi bir endişeye düşmüş olan millet doğrudan doğruya, bizzat müdahale ederek kuvvetini ve idari tutumunu göstermek lüzumunu hissetti. Bunun neticesi olarak memleketin her tarafında milli cemiyetler kurulmağa başlandı. Bu cemiyetlerin hâli hazırda ki partilerle veya kurulmakta olanlarla hiçbir ilgisi yoktur.

Bu esnada Antalya‘da ki İtalyan kuvvetleri arttırıldı. Kilikya‘da müslüman ahali hakaret ve tecavüzlere maruz kalmağa devam etti ve Türk hükümetinin baskı altında tutulması için yeni, şiddetlendirilmiş tedbirler kullanıldı. İstanbul ve İzmir tarafından hareketleri idare edilen Yunan bölükleri Müslüman halka karşı tecavüzlerini arttırdılar.

------

II

Millet, kurtuluşun tam bir birlik içinde hareket eden müşterek bir teşkilâtın kurulmasıyla mümkün olacağını anladı. Erzurum‘da Doğu Vilâyetlerinin birleşmesini sağlayacak bir kongrenin toplanması amacıyla Erzurum ve Trabzon halkı Haziran 1919 da ilk adımı attı. Aynı zamanda Amasya‘da bütün Anadolu ve Rumelinin birleşmesini sağlayacak bir kongrenin Sivas‘ta toplanmasına karar verilmişti. Kararlaştırılan kongrelerin ilki 23 Temmuz 1919 da Erzurum‘da toplandı. 4 Eylül 1919 da ikinci kongre Sivas‘ta toplandı. Bu umumi kongrede Osmanlı devleti ve İtilâf devletleri arasında mütarekenin imzalandığı sırada imparatorluğun Türk hakimiyeti altında olan bölgelerinin bir bütün teşkil ettiği aynı iman sahibi vatandaşların yekvücut bir şekilde aynı gayeyi tam bir birlik içinde yürüttükleri bir kere daha tesbit edildi. Bu meclis Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adını aldı. Müşterek gayeye hizmet için salahiyetli ve teşkilatın işlerini idare etmek üzere bir Heyeti Temsiliye seçildi.

Cemiyetimiz ilk gayesi bir yandan daha evvel bahsedilen sınırlar dahilinde Osmanlı devleti topraklarının bütünlüğünü muhafaza ve milli istiklâli, hilâfet ve saltanatın haklarını müdafaa etmek üzere milli kuvvetleri teşkilatlandırmak, diğer taraftan milli iradenin üstünlüğünü tesis etmektir. Kendileriyle çok uzun bir zaman bir arada yaşadığımız gayri müslim vatandaşlarımız (Ermeniler, Rumlar, Yahudiler v.s.) hakkında en iyi niyetlerle samimi duygular beslemekten ve onları da bizimle tam bir eşitlikte düşünmekten başka bir görüşümüz veya hissiyatımız yoktur. Kendimizi, varlığımıza karşı yöneltilen ve insanlık ve adalet haklarına bir tecavüz olan maddi hücumlara karşı müdafaa etmemiz ve bunlara mukabelede bulunmamız kaçınılmaz ve tabiidir.

----

III

Gayelerimizin mahiyetinin hareketlerimizden anlaşılması icap ettiği halde kötü niyetli şahıslar tahrifat kampanyasına giriştiler ve niyetlerimize aklımızdan hiçbir zaman geçmemiş şekiller vermeğe çalıştılar.

Hükümetin başlıca silâhlarından biri millet tarafından ittihatçılara karşı duyulan korkudur. Onlar ki memleketi bir uçuruma düşürmek cürmüyle dünyada kıskanılmayacak bir şöhrete sahiptir. Gayemiz, anavatanın ve milletin varlığına son bir darbe vurmak demek olan maceralara girmekten çok uzak olarak, büyük bir basiretle ilerlemek ve kurtuluşu sağlayacak yolları bulmaktır. Bu sebeple bizlerle ittihatçılar arasında herhangi bir münasebet olamaz.

Kabinenin tutunduğu diğer silâh bolşevizm korkusudur. Valilere yapılan tebliğlerde Bolşeviklerin bizim faaliyetlerimize ilham verdiğini söylemekten çekinmiyorlar. Bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde yeri olamaz. Adetlerimiz ve sosyal bünyemiz bu fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye‘de ne büyük kapitalistler ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Sosyal bakımdan dini prensiplerimiz bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır.

Mısır ve idarelerinde ki diğer memleketler üzerindeki tecrübelerine dayanan İngilizler; Türk milletinin; bütün vatanperver faziletlerden mahrum bir sürü haline geldiği zaman, kendilerine boyun eğeceğine kaanidirler.

Bu taktiklerinden bir diğeri de imparatorluğu bölmektir. Türklerle Kürtler arasında bir kardeş harbine sebebiyet vermek için Kürtleri İngiliz himayesi altında bir Kürdistan kurma plânına iştirak etmek üzere tahrik ettiler. Bu teşebbüslerini tahakkuk ettirmek için büyük paralar harcadılar, hertürlü casusluğa baş vurdular. Bu habis plânın üç gayesi vardı: Kürtlerin menfaat duygularını canlandırmak, milli kuvvetleri imha etmek ve aynı memleketin evlatları arasında kan dökmeğe sebep olmak. Bu şahıslar milli kuvvetleri küçümsemelerinin tabii neticesi olan perişanlıkla karşılaştılar. Mahalli halk çok geçmeden bunların hakiki mahiyetini anladı ve suçluları tevkif etmek üzereydi ki onlar kaçtılar.

-----

IV

Merkezi Erivan olan Ermeni Cumhuriyetine karşı düşmanca hiçbir niyetimiz yoktur. Bugün için cemiyetin bu devletle hiçbir münasebeti yoktur ve alâkalanmamaktadır. Bu devlet hakkında ki bilgimiz söylentiler ve dolayısıyla elde edilen malûmata dayanmaktadır. Bununla beraber hakikat olan şu kadarını biliyoruz ki bu yeni devletteki Ermeniler, Ermeni müfreze kumandanının emirlerine binaen Müslüman unsuru imha etmek üzere faaliyette bulunuyorlar. Bu emirlerin suretlerini gözlerimizle gördük. Erivanda ki Ermenilerin Müslümanları imha siyaseti güttükleri ve bu kanlı vahşet dalgasının sınırlarımıza kadar genişlediği sınırlarınızın öbür taraftan kaçan sayısız müslümanla dolu olmasıyle da teyit edilmiş oluyor. İngilizler bu hareketlerin cereyanı esnasında bir yandan Ermenilerin Müslümanlara karşı tutumlarım teşvik ettiler, diğer taraftan Ermenilerin tecavüzlerini bize sayıp döktüler ve bunları tahammül edilemez hareketler olarak tasvif ettiler ve bu komşu devlete saldırarak misillemede bulunmağa bizi zorladılar. Fakat biz hakikatin kendini göstereceğinden emin olarak Ermeni tahriklerine tahammül ettik ve İngilizlerin öfkelerini fark etmemiş göründük.

Ermenistan‘da ki bahtsız müslüman halkın yardımına gitmekten ve Azerbaycan müslümanlarıyla teşriki mesai etmekten çekinerek bütün faaliyet ve hedeflerimizi anavatanın ve milletin şimdi çizilen hudutlar içinde istikbalini ve refahını garanti altına almak için hasretmeği zaruri görüyoruz. Sınırlarımızın dışında ki maksatlar için maddi ve manevi kuvvetlerimizi dağıtmakla sadece Anavatanın kalbi ve varlığımızın düğümü olan hilâfet ve saltanat makamının müdafaası için ihtiyacımız olan kuvveti zayıflatmış olacağımızı düşünüyoruz. Henüz sulhla neticelenmemiş olan umumi harp esnasında hükümetimizin başında olan zat Osmanlı kuvvetlerini Kafkasya‘nın zaptı, Azerbaycan hükümetinin kuvvetlendirilmesi ve Mısır‘ın geri alınması gayeleri uğrunda kullandı. Bu siyasetin sonucu olarak bizim hakiki vatanımızın can damarı olan halk epey kayba uğradı.

-----

V

Hareketimizin tamamen milli vasfını tahrif etmek gayesiyle İngilizler bizim bir Almanlar veya Bolşeviklerden; bir yabancı müslümanlar veya ittihatçılardan, bir Enver Paşadan veya daha bilmem kimden para aldığımıza dair haberler yayıyorlar. Bu söylentiler Ferit paşa kabinesinin de işine geldiği için onlara ehemmiyet verip kuvvetlendiriyor. Hakikatte cemiyetimizin bu bahsi geçen kaynaklarla hiçbir alâkası yoktur ve olamaz çünkü en başından beri izah edildiği üzere gayemiz sadece vatanperveranedir.

Umumiyet itibariyle cemiyetimizin tahmin edildiği gibi büyük miktarlarda paraya ihtiyacı yoktur. Gayemiz gayri meşru değildir, bunun için de yabancı bir devlet tarafından kabul edilmesini parayla elde etmeğe uğraşmak zorunda veya başka bir milletin vicdanını satın almamızı icap eden bir pozisyonda değiliz. Cemiyetimiz milli şuurdan doğan, tamamiyle halis ve vatanperver bir hareketin mahsulüdür ve milli bir kuruluşu vardır. Hazinemiz, istiklâl ve vatanperverliğin kıymetini takdir etmeği öğrenmiş olan milletimizdir. Gelirlerimizin kaynağı milletin kendiliğinden yaptığı teberrulardır.

Mütarekeden sonra Avrupa devletleri Türkiye‘de haklarını müdrik ve bunları müdafaaya hazır bir millet olmadığını düşünmekle hataya düştüler. Bize ölü bir memleket ve kansız hasta bir millete lâyık olan muamele tatbik edildi. Versay konferansında anavatanımızı taksim etmek ve kısımlarını sağa sola hediye etmek fikri kabul edildi. Çok şükür insanlığı yeni facialara sokmak için tertiplenen bu mantıksız kararlar tehir edildi. Hiç şüphemiz yok ki medeniyet, hak ve adaleti temsil eden Amerikan milleti ve Amerikan Meclisi tertemiz kalpli Türk halkı ve onun medeniyete bağlılık derecesi hakkında kâfi derecede aydınlanmıştır.

-----

VI

Türk milleti bin yıldan fazla bir zamandır bu topraklarda yaşama hakkına sahiptir. Bu, eskiye ait kalıntılarla tesbit edilmiştir. Osmanlı devletine gelince, bu devlet yedi asırdır yaşamaktadır ve muhteşem mazisi ve tarihiyle övünebilir. Biz kudreti ve haşmeti bütün dünyada, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında tanınan bir milletiz. Cengâverlerimiz ve ticaret gemilerimiz okyanusları aşmışlar ve bayrağımızı Hindistan‘a kadar götürmüşlerdir. Kabiliyetlerimiz, bir zamanlar sahip olduğumuz ve bütün dünyaca bilinen hakimiyetimizle ispat edilmiştir. Fakat son yüzyıl boyunca Avrupa kuvvetlerinin hükümet merkezimizdeki entrikaları ve bu entrikaların neticesinde istiklâlimize müdahaleleri, iktisadi hayatımızı engelledikleri kayıtlar, yüzyıllarca bir arada kardeşçe yaşadığımız gayri muslim unsurlarla aramızda ektikleri ihtilâf tohumları ve bu durumlara ilâveten hükümetlerimizin zayıflığı ve bunun neticesi olan kötü idare muasır seviyede terakki ve refah yolunda ilerlememize engel teşkil etti. Bugün içinde bulunduğumuz acı durum hiçbir zaman bizim esastan ehliyetsizliğimizi veya muasır medeniyete intibak edemediğimizi ifade etmez. Bu tamamen yukarıda sayılan birbirine zıt sebepler yüzünden hasıl olmuştur. Eğer memleketimiz yabancıların entrika ve müdahalelerinin kâbusundan kurtarılırsa ve memleketin meseleleri milli irade ve arzulara hürmet eden muktedir bir hükümet tarafından idare edilirse memleketin bütün dünya için memnuniyet kaynağı olacak bir duruma geleceğine dair en kat‘i teminatları verebiliriz. Bizi, kurbanı olduğumuz haksız baskıdan kurtarmak ve kalkınmamızı hızlandırmak yolunda kudretli ve bitaraf bir yabancı milletin yardımının bizim için çok kıymetli olacağını ayrıca belirtmek isteriz. Milliyetçilik prensibini temsil eden Wilson doktrini ve Amerikan milleti tarafından gösterilen ve bu doktrinin muvaffakiyetini garanti altına alan hakkaniyet ve insaniyet ruhu bize büyük ümitler veriyor.


Alemdar Gazetesi’de Refi Cevat: Dünya’nın en mühim gazeteleri, Anadolu olayı ile meşgul. Bizim bu meselenin içyüzünü ortaya atmamamız doğru değildir. Anadolu’da tabii olmayan haller var. Hareket-i Milliye’yi bahane edenler, onu Hükumet’in aleyhinde kullandılar. Hareket-i Milliye böyle olmaz. Buna karışanların çoğunluğu İttihatçı. Bu zamanda bu gibi hareketlerde bulunmak değil, böyle emel beslemek bile cinayettir. Silahlarımızı kınına yerleştirerek işleri siyasetle halletmek zorundayız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 129)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG