24 Eylül 1920 Cuma

Türkiye'nin Doğu Harekatı... Türk kaynaklarına göre Ermeni kuvvetleri, Sevr Anlaşması ile Ermenilere bırakılan yerleri işgal etmek amacıyla Bardız (Şenkaya) bölgesinde saldırılarda bulundular ve bazı başarılar elde ettiler. Ankara Hükümeti, Ermenistan'a karşı savaş ilan etti. Doğu Cephesi Komutanlığı 27 Eylül için Sarıkamış yönünde saldın emri verdi. Ermeni Sosyal Demokrat Partisi, bütün dünyaya hitaben bir bildiri yayımlayarak Sovyet Rusya'nın Azerbaycan ve Kemalistlerden destek alarak Ermenistan'ı yok etmeye hazırlandığını bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Antep Kuvayı Milliye Komutanı Özdemir Bey, Fransız komutanın dünkü teslim ol çağrısına cevap verdi. "Teslim olmak ölüme eştir. Bence hayatın bir kıymeti yoktur. Antep düşse de Türk milletinin azim ve karan değişmeyecektir. Halka iyi davranacağınız konusundaki sözlerinize asla güvenmeyiz. Geçtiğiniz yerlerde bıraktığınız harabi eser meydandadır" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Aslında 23 Eylül tarihli bir gönderidir:


İngiltere’nin İstanbul Büyükelçiliği’nde görevli, Baş tercuman Ryan Londra’ya 23 Eylül 1920’de gönderdiği raporda, ‘Yunanlılar ölçüsüz ödünler istiyor, millicileri ezmek için bu ödünleri vermek yerine, iç ayaklanmalara daha çok önem vermeyiz.’ Diyor ve önerisine gerekçe oluşturmak üzere şu düşünceleri ileri sürüyordu:


‘Müttefikler, milliyetçilerin haklı olduklarını kabul etmek ya da onlarla savaşı göze almak arasında bir seçim yapmak zorundadır. Milliterçi liderlerle mücadele için üç yol vardır: Müttefiklerin doğrudan harekete geçmesi, Yunanlıların daha çok kullanılması. Müttefiklerin doğrudan askeri harekata girişmesi söz konusu olamaz. Anadolu içlerindeki bir macera için para ve asker harcamaya hükümetler niyetli değildir. Yunanlıların daha çok kullanılması da mümkün görünmemektedir. Bu durum karşısında Sevr Antlaşması’nın olduğu gibi kalmasını istiyorsak, bunun için tek yol, gönüllü Türk unsurlarını kullanmaktadır. Aslında İstanbul Hükumeti de bizden bunu istemektedir.’


Baştercüman görüşlerinde kendi açısından haklıydı. Büyük Savaş’tan yeni çıkan İtilaf Devletleri, savaşacak durumda değildiler. Yunanlıların batı Anadolu’dan başka, İstanbul’dan Pontus’a dek uzanan istekleri bitmek bilmiyordu. İşbirlikçileri harekete geçirerek Türkleri birbirine kırdırmak ‘Ucuz ve zahmetsiz’ bir yoldu. Sömürgeciliğin ilk dönemlerinden beri kullanılan ve ‘Bir kediyle dövüşmek için bir kedi bul!’ diye tanımlanan yöntem, yüzyıllardır denenmiş, en sağlam ve güvenilir yoldu. Türkiye’de para ve silahla desteklenen bir çatışma ortamı yaratılmalı, iç savaş haline getirilen bu çatışmayla, milliyetçi önderlerin önü kesilmeliydi. Bu iş için, hem devlet başkanı, hem ruhani önder olan Padişah büyük bir olanaktı. Çünkü İstanbul’da ‘Umutlarımı, Allah’tan sonra İngiltere’ye bağladım’ diye bir padişah vardı.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam / Metin Aydoğan / Syf 245)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG