24 Eylül 1921

Yunan Savaş Bakanı Teotakis, Bursa'dan hükümetine gönderdiği raporda, Kral'ın, kendisinin ve Genelkurmay Başkanı Dusmanis'in Kral'ın başkanlığı altında bir askeri toplantı yapmayı uygun görmediklerini çünkü yapılacak askeri harekat konusunda fikir birliği olmadığını bildirdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Kralı, Bursa'dan ayrılmadan önce ordusuna bir bildiri yayımladı. "Türkleri kalbinden vurduk. Şimdiye kadar yapılanlar, amaç için yeterlidir. Perişan olan Türk ordusu, ellerindekini geri almak için, Yunanların yorulacağını ümit edip bekliyor. Süngünüz ilerde ona bağınn: Gel de al!...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Başbakan Gunaris, basına verdiği bildiride, Sakarya'da elde ettikleri "mükemmel" başarıdan sonra, Ankara'ya gitmeyi uygun görmediklerini, düşmanı geri atmak ve tren yolunu imha etmek olan amaçlarına ulaştıklarını, şimdi, işgal altında tuttukları bölgede teşkilatlanmayı eksiksiz sağlayacaklarını bildirdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)



Papulas, ikinci Kolordu Komutanı'nın mektubuna verdiği cevapta, Ankara seferinden vazgeçmelerinin ne tek başına bir sebepten ne de kesin bir hatadan ileri geldiğini bildirerek dedikodulara aldanılmamasını istedi. Kolordu Komutanı Prens Andre, Sakarya'dan dönüş sebebi olarak ikinci Kolordu'nun emirlere aykırı hareket ederek bu seferin yapılmayışını gösteren dedikodulardan yakınmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fransız Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Franklin Bouillon ile Mustafa Kemal arasında görüşmeler yeniden başladı. tık görüşmeler 13 Haziran'da başlamış fakat Bouillon, bir anlaşma metni imzalamaya yanaşmayarak danışmak için Fransa'ya dönmüştü. Türk-Fransız Anlaşması 20 Ekim'de imzalanacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Meclis'te, köylerin ve bucakların yönetimi hakkındaki kanunun görüşülmesi sırasında bazı mebuslar hükümetle millet arasında büyük bir uçurum olduğunu, böyle giderse, daha iyi idare edecek bir hükümet çıkacağını, diğer bazı mebuslar da yönetimin artık doğrudan doğruya halkın eline geçtiğini söylediler


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bugünkü Hakimiyeti Milliye'de yayımlanan bir telgrafa göre, Hakkari Livası ahalisi adına Belediye Reis Vekili Nevruz, orduya hitap ediyor: Şark'taki Kürt din kardeşin, sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namusu istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, Islamiyet'i boğmak isteyen namerd düşmana karşı, merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe, bizler Hak'tan sana zafer diliyoruz... Yürü ey lslam'ın gözbebeği şanlı ordumuz...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti tepelendi. Akşam: Eskişehir'in istirdadına kuvvetle ihtimal verilmektedir. Milliye: Zafer şenlikleri. -Türk askerine (Ali Ekrem) . -Hint Müslümanlarının Londra'ya gönderdikleri delegeler kurulu başkanı Şeyh Geydavi, "Biz Mustafa Kemal Paşa'yı, İslam'ın namus ve hürriyeti için savaşan bir kumandan biliriz ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü istiyoruz" diyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sol cenahımız açığında, Çal Dağı’nın güneyinde, ehemmiyet verdiğimiz mühim bir kilit noktası vardı: Mangal Dağı, Muharebenin ikinci günü Mangal Dağı düştü. Burayı müdafaa eden tümen kumandanı değerli bir kumandandı. Fakat başkumandan tümenin Mangal Dağı’nı düşmana kaptırmasına çok ehemmiyet verdi. Sakarya Muharebesinin nasıl kazanıldığını anlatmak için başkumandanın Mangal Dağı’nın düşmesi üzerine verdiği emri bilmek lazım. Emir şöyleydi:


1- 5. Tümenin Mangal Dağı’ndaki mevzileri muhafaza edemediğini öğrendim. Bunu bir acemiliğe vermekle beraber, suçluların meydana çıkarılmasını emrettim.

2- 5. Tümenin bütün subay ve erlerinden yıldırım gibi düşmana saldırarak şan ve şeref kazanmalarını beklerim.

3- Ordumuz her yerde taarruz ve müdafaaları ile düşmana üstün olduğunu göstermektedir. Hazırlığımız tamam ve mükemmeldir. Düşmanın Anadolu içlerinde yok olacağı bugünlerde kıtalarımız son fedakarlıklarını göstermeleri hem ihmal götürmez mecburiyet ve hem de vazifei diyanet ve hamiyettir. Suçlu kim olursa olsun, kanuna çarpılacaktır. Bu emrim 5. Tümenin bütün subay ve erlerine okunacak ve tebliğ olunacaktır.

Kıtalara verdiğimiz emirleri daima kısa ve kesin cümlelerle yazıyorduk. Gerek Garp Cephesi emirleri, gerek Mustafa Kemal Paşa’nın ve Fevzi Paşa’nın emirleri, kıtalardan daima mevzilerin kati surette muhafazasını istiyordu. Bir yerde bir tepeyi kaybettiğimiz zaman, hemen mukabil taarruz emri veriyor, tepeyi geri almaya çalışıyorduk. Tepeler, mevziler durmadan elden ele geçiyordu. Muharebe çok kanlı bir şekilde, gece gündüz demeden devam ediyordu.


İSMET İNÖNÜ HATIRALAR / 252


Army and Navy ise 24 Eylül’de Konstantin’in Üçüncü Girişimi başlığı atıyor. “ Şu çok aşikar ki Mustafa Kemal doğudan takviye alıyordu. Eğer almasaydı demek ki her daim düşmanını çektiği tuzak içinde hazır bir hattı varmış” ifadeleriyle haberine başlayan gazete; Kemal Paşa’nın 24 Ağustos’tan beri bu nihai noktaya gelmeden önce Helen tümenlerine günlük sıkıntı verecek kadar zeki olduğunu ifade ediyor. Konstantin’in İstanbul’a doğru hareketlenmenin – şimdilik – politikaları dışında olduğunu açıkladığı aktarılırken; kendisinin kuvvetlerinin tamamını Anadolu’ya getirmediği, bir kısmını Trakya’da bırakıp liberallere karşı önlem olarak tuttuğu belirtiliyor.


Fark edilmelidir ki önceki haftalarda Yunanların kanatları nasıl kullanması gerektiğini en ince detaylarıyla izah eden gazetenin öngördüğü savaş düzeni, Helen stratejisini bilmediği belirtilen Kemal Paşa karşısında işe yaramamış, bilakis korktukları başına gelmiştir. Nitekim Yunan ordusu cepheyi hat boyunca uzattıkça karşılarında diri savunma hattı bulmuştur. Gazete bu sebeple Kemal Paşa’nın cephe hatlarının uzamasına (ve kırılmasına) karşılık hali hazırda hep asker beklettiğinin anlaşıldığını vurguluyor. Büyük Nutuk’ta ise bu nokta özetle şöyle açıklanmakta:


“… Savunma hattına çok ümit bağlamak ve onun kurulmasıyla ordunun büyüklüğü ölçüsünde çok gerilere çekilmek gerektiği teorisini çürütmek için memleket savunmasını başka türlü ifade etmeyi ve bu ifademde direnerek şiddet göstermeyi yararlı ve etkili buldum. Demek ki ‘ Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır.! (…) Küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur.”


Derhal açıklamak gerekir ki hazırda bekletilen destek kuvvetlerden en önemlisi (Topal) Osman Ağa’nın bağımsız alayıdır. Rahmetli Alptekin Müderrisoğlu’nun çok değerli Sakarya Meydan Muharebesi Günlüğü adlı eserinde 47. Alayın Haymana’nın güney doğusundaki Kızılkoyunlu köyünde bekletildiği aktarılmakta. Ayrıca Genelkurmay Atase arşivlerinin 1314 kutu no.lu ve 158 gömlek no.lu kayıtlarına göre savaş başlamadan iki gün önce yani 21 Ağustos’ta Kemal Paşa (sanki önceden hissetmiş gibi) Fevzi Paşa’ya çektiği telgrafta 23. Ve 24. Tümenlerle birlikte Osman Ağa alayının Toydemir ve Mangal Dağı arasında lüzum görüldüğü taktirde takviye amaçlı kullanılabileceğini bildirmiş ve böylece Yunan yarma hareketine tedbir almıştır. Gerçekten de savaş sürerken Mangal Dağı’nın kaybedileceği anlaşıldığında Osman Ağa alayları takviye olarak gönderilmiştir. Bu noktanın anlaşılması, Sakarya Savaşı’nın kısa sürede hazırlanmış nasıl bir dahiyane plan ile hazırlandığının bilinmesi son derece mühümdir. Bazı isimlerin anılarına dayanarak mevzilerin geri alınmasının sanki alelacele ve üstünkörü verilmiş kararlar ile gerçekleştiği bilgisinin geçerliliği bulunmamaktadır. Her birini rahmetle saygıyla özlemle anmak, bilmek ve bildirmek milli bir görevdir. Habere tekrar dönüldüğünde, Kral’ın durumu ayrıca şu ciddi ifadeler ile değerlendirilmekte;


“ Eğer Kral Konstantin işi bitirmeden, Ankara’yı almadan, Mustafa Kemal’in başı omuzlarının üzerinde dururken Atina’ya geri dönerse, onu bekleyen insanlara hediyesi, elli milyonluk boş bir fatura olacaktır.”


YİNE AYNI GÜN Illustrated London, Sakarya Savaşı çekilmiş bazı nadir fotoğraflar veriyor. Gazetenin tam sayfa ayırdığı haberde. Tino Anadolu’da Bozuldu – Yunan Geri Çekilişi başlıkları atıyor. “ Teneke şapkalı bir Yunan askerinin sorumluluğunda (…) ifadesiyle bir esir Türk askerleri gözükürken; ortada bir top mermisinin Yunan süvari devriyesi yakınında patladığının ifade edildiği bir fotoğraf bulunuyor. Sağda saygınlığını yitirdiğine vurgu yapılan Kral Konstantin’e yer veriliyor. Diğer iki fotoğrafta, yaralı Yunan askerleri görülüyor. Yunan tarafının 18 bin Türk tarafının ise 12 bin kaybı olduğunu aktaran gazete: fotoğrafın altında, Yunan askerlerinin kaderinde Ankara’ya ulaşmanın olmadığını vurguluyor. Sağ altta görülen fotoğrafta ise, Türklerin Uşak’ta geri çekilme sırasında yıktığı demiryolu sebebiyle çöken bir lokomotif olduğu açıklaması yapılıyor.


İNGİLİZ BASININDA MİLLİ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL PAŞA / ERTÜRK ÖZEL / 176-177-178


13 Eylül 1921 ’de İstanbul’a gelen Franklin Bouillon, heyet üyeleriyle birlikte 15 Eylül’de İstanbul’dan bir Fransız destroyeriyle yola çıkarak İnebolu ya gelmiş ve ora­dan488 20 Eylül’de Ankara’ya ulaşmışlardır489. Fransız heyetine, İstasyonda hazırlanan daire tahsis edilmiş ve görüşmeler 24 Eylül’de başlamıştır. Franklin Bouillon’un bu defa “salahiyetnamesi” vardı491. Fransız heyeti Franklin Bouillon başkanlığında Al­bay Mougin ve Albay Sarrou’dan oluşmakta492, Türk heyeti ise Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, Malta’dan yeni dönen Ali Fethi Bey ve Münir Beylerden meydana gel­mektedir. Mustafa Kemal Paşa ise dışarıda kalarak hakem rolü üstlenmiş ve yapılan görüşmelerde ihtilâftı konuların çözümü için Bouillon ile de görüşerek anlaşmazlık konularının çözümü için bir orta yol bulmaya gayret etmiştir.


24 Eylül’de başlayan ve üç hafta süren görüşmelerde; kapitülasyonlar, Türkiye’nin güney sınırları ve azınlıklar konularında yine görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır494. Franklin Bouillon, kapitülasyonlar ve azınlıkların hukuku konusunda Yusuf Kemal Bey’in Misak-ı Millî şartları çerçevesindeki görüşlerini kabul etmeye yanaşmayarak, “Siz kapitülasyonları kaldıracağınızı mı aklınızdan geçiriyorsunuz ” demiş, buna kar­şı Yusuf Kemal Bey de: “Millî mücadele arazi için yapılmıyor, Osmanlı topraklarının dörtte üçünü oralardaki halkın iradesine bıraktık. Biz ancak istiklâl için mücadele ediyoruz. Zaman zaman sert meclis dediğiniz Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların kalktığının devletlerce kabulünü görmedikçe kılıcını kınına koymaz” cevabım vermiştir. Bunun üzerine görüşmeler kesilmiş ve üç gün Yusuf Kemal Bey, hasta olduğu özrüyle evden çıkmamıştır.

Dönemin dışişleri bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk ‘Vatan Hizmetinde’ isimli hatıratında anlatıyor:

Eylül ayı içinde bir ara İstanbul’daki mümessilimiz Hamit Bey'den cephe yoluyla gelmiş, Mustafa Kemal ve Fevzi Paşalar tarafından muafık görülmüş bir telgraf aldım. Bu telgrafta mademki pren­siplerde müttefikiz M. Franklin Bouillon tekrar gelse de işi bitirsek mealinde kendi va­sıtasıyla ve İstanbul'daki Fransız Komiserliği yoluyla bir telgraf çekersek pek iyi bir tesir yapacağını bildiri­yordu. İcra Vekilleri Hey’eti Reisliğinden geçmiş olan bu formülde, icra vekilleri arkadaşlarımın da tasvibi ile (sur les principes) yerine (en principe) tabirini koyarak Hamit Bey’e cevap verdim. Bunun üzerine Franklin Bouillon tekrar Ankara’ya geldi. -Bu arada Fet­hi Bey Malta’dan kurtulup Ankara’ya gelmişti. Onun da murahhas olarak benimle beraber müzakerelerde bu­lunmasını paşa ile karşılaştırdık. Eylülün yirmi dördün­de beraber müzakerelere tekrar başladık. Fraklin Bouillon’nun bu defa salahiyetnamesi vardı. Çok uğraş­tık. Epeyce çetin ve haşin safhalar da geçirdik. Mesela biz ekalliyetlerin hukuku meselesinde biz Misakı Mil­lîdeki formülümüzden ayrılmıyorduk, ayrılamazdık. Bir gün Franklin Bouillon çok kızdı. Bana: «Siz kapitülas­yonları kaldıracağınızı mı aklınızdan geçiriyorsunuz» dedi. Ben de: «Millî mücadele arazi için yapılmıyor, Osmanlı topraklarının dörtte üçünü oralardaki halkın iradesine bıraktık. Biz ancak istiklâl için mücadele ediyoruz. Zaman zaman sert meclis dediğiniz Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların kalktığının devletlerce kabulünü görmedikçe kılıcını kınına koymaz’ cevabını verdim. Bunun üzerine müzakereyi kestik.


(Kaynak: Vatan Hizmetinde / Yusuf Kemal Tengirşenk / Syf 237)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG