24 Kasım 1919 Pazartesi


Milli örgütlerin bazı idareci ve kumandanları kabul etmemesi üzerine Harbiye Bakanı Cemal Paşa, Mustafa Kemal’e “Devletin iç işleri ve siyaseti hiç ortak kabul etmez” diye yazdı. Bu konuda tatminkar cevap istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 246)


Nutuk’tan/


Efendiler, Dahiliye Nâzırı Damat Ferit Paşa, durup düşünmeden sürekli olarak millî birliği bozacak tedbirler almaktan geri kalmıyordu. Diğer Nezaretleri de aynı prensip doğrultusunda harekete teşvik ettiği görülüyordu. Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’nın, buna benzer birtakım işlerden söz eden 24 Kasım 1919 tarihli bîr şifresinin ilk cümlesi şuydu:


«Devletin iç işleri ve siyasi politikası kesinlikle ortaklık kabul etmez».


Bu telgrafa 27 Kasım 1919 tarihinde verdiğimiz ayrıntılı cevapta, biz de şöyle dedik:


«Devletin iç işleri ve siyasi politikasının kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, benzeri görülmemiş olan bugünkü durum karşısında, vatan ve milletin geleceğini güvence altına alacak olan milli teşkilatı, bilerek veya bilmeyerek zayıflatacak ve milli birliği bozacak hiçbir muameleye milletin razı olamayacağı da pek meşru ve tabiidir.»

Bu telgrafın son cümlesi şöyleydi:

«Hey’etimiz, imzasını taşıyan taahhütlerine tamamıyla bağlıdır. Şu kadar ki, taahhütler karşılıklı olmak gerekir. Oysa, hükumet, Salih Paşa’nın imzasını taşıyan taahhütlerin ve notların daha hiçbirini yerine getirmemiş ve eğer varsa, engelleyici sebepler bile bildirilmemiştir. »

20. Kolordu Komutan Vekili Mahmut Bey, Harbiye Bakanlığı’na gönderdiği raporda, Eskişehir’de bir İngiliz subayının, kendisini selamlamayan bir Türk erini tokatladığını, yaptıkları şikayetten olumlu bir sonuç alamadığını bildirdi. “Erlerin selamlamasını ve üzücü olaylara meydan verilmemesini emrettim” de­di.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 246)


İstanbul’da seçim başladı. Seçimler 18 Aralık’ta sonuçlanacak. (Seçimlerle ilgili bilgi için 7 Kasım 1919 tarihli gönderileri inceleyebilirsiniz.)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 246)


Nutuk’tan/


Bilindiği gibi iç ve dış düşmanların plânının önemli bir noktası Hristiyan azınlıklara saldırılarda bulunulduğunu dünya kamuoyuna ispat etmek, bu olayların Kuva-yı Milliye tarafından yapıldığına inandırmaktı.


Bu iğrenç maksadın gerçekleşmesi için de, birtakım çeteler kurarak, bunları Hristiyan halk üzerine saldırtmak ve işlenecek cinayetleri millî teşkilâta yüklemek yolunu tutuyorlardı.

Bu teşebbüsler memleketin her tarafında başlamakla birlikte, en önemli gelişme İzmit, Adapazarı ve Bolu bölgelerinde görüldü. Biz, bu haince fakat -itiraf olunmalıdır ki- çok ustaca teşebbüse karşı olağanüstü tedbir almak zorunda kaldık.


Çünkü, İstanbul Hükûmeti, düşmanın bütün bu oyunlarını gerçekten Kuvayı Milliye’nin üzerine yüklüyordu.


Efendiler, bizim özellikle İzmit bölgesinde uygulamayı düşündüğümüz tedbir, orada silâhlı millî müfrezeler kurmak ve hain çetelerin peşine düşerek kötülüklerine son vermekti. İşte bu maksatla oluşturabildiğimiz millî müfrezelerin en önemlisi Yahya Kaptan diye tanınmış olan fedakâr bir vatanseverin müfrezesi idi. Merhum Yahya ile ilişkimiz şöyle oldu:


4 Ekim 1919 tarihinde şu telgrafı aldım: ‘Bendeniz, size İzmit’ten tavsiye edilen Yahya’yım. Emriniz üzere, telgraf başında emirlerinizi almaya geldim.’ Ben de şu emri verdim. ‘Bulunduğunuz bölgede güçlü bir teşkilât kurunuz.’


Efendiler, Yahya Kaptan, aldığı bu emir üzerine, teşkilât kurdu ve aylarca İstanbul ile ilişkisi bulunan çevrelerde hain çetelerin faaliyetlerine engel oldu.


Sonunda, İstanbul Hükûmeti tarafından öldürtüldü. Gerçi, Yahya Kaptan’ın faaliyeti ve feci bir şekilde şehit edilmesi sonraki ayları ilgilendirir bir olay ise de, olaydan söz edilmişken, şimdi açıklanması yerinde olur sanırım.


24 Kasım 1919’da şu telgrafı aldım:


‘Köy içinde adam öldürme ve yağma olaylarından dolayı Yahya Kaptan’ı hükûmete teslim mecburiyeti doğmuştur. Emirlerinizi bekliyorum. Kartal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Hey’et-i Temsiliye Başkanı Binbaşı Ahmet Necati’


Bu telgraf üzerine, 25 Kasım 1919’da İzmit’teki Tümen Komutanı Rüştü Beyefendi’ye şu telgrafı yazdım.


‘Kartal MHC Başkanı ünvanı ile Ahmet Necati Bey tarafından gönderilen bir telgrafta Yahya Kaptan’ın hükûmete teslimi mecburiyetinin doğduğu bildirilmektedir. Başından beri Millî Mücadele’de büyük yararlıklar göstermiş olan bu zatın hükûmete teslimi asla uygun görülmemekte olduğundan, işin Yahya Kaptan’ın kanunî kovuşturmadan kurtarılması ve sonucun bildirilmesi önemle rica olunur.’


İzmit’teki Tümen Komutanı Rüştü Beyefendi’den aldığım cevap şudur:


‘Yaptığım soruşturmaya göre Yahya Kaptan’ın adam öldürme gibi suçlar işlemediği, yalnız Binbaşı Necati’nin kendi çıkarlarını yürütebilmek için Yahya Kaptan’ı ortadan kaldırma gayesini güttüğü ve bu konuda size müracaatta bulundukları zaman Yahya’yı da aldatarak öldürme plânı kurdukları ve Yahya’nın durumu sezerek kendisini kurtarmış olduğu anlaşılmıştır. Binbaşı Necati Bey’in, Maltepe Atış Okulu’nda memur olmasına rağmen, MHC Başkanı sıfatını takınarak, Kuva-yı Milliye adına topladığı Arnavut Küçük Aslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu ve Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail Efendi’nin de işbirliği yaptığı hususunda bende şüphe kalmamıştır. Son zamanlarda Darıca Rum bekçilerinin öldürülmesi ve bir zenginin dağa kaldırılarak para istenmesi gibi eylemlerin; adı geçen çete vasıtasıyla yaptırılması ve bu yapılanların Yahya Kaptan’a yükletilerek asılsız ihbarlarda bulunulması, bunların millî teşkilât perdesi altında kendi keselerini doldurmaktan başka bir maksat beslemedikleri ve belki de başka siyasi bir maksatlarının bulunduğu yargısını doğuruyor. Bu bakımdan Necati Efendi’nin başka bir yere, Nail Efendi’nin de daha başka bir yere gönderilmesinin zarurî olduğuna hükmediyorum.’


Efendiler, bu bilgilerin alınmasından önce şöyle bir haber verdiler: «Tavşancıl’da Yahya Kaptan’ın etrafı sarıldı. Bunu yapan İstanbul’dan gelen bir askerî birliktir.»


Bu haber üzerine, İzmit’teki Tümen Komutanlığı’ndan durumu sorduk. Bu haber doğru ise, «İstanbul’dan geldiği bildirilen birlik komutanına, Yahya Kaptan’ın bizim adamımız olduğunu, eğer bir kabahati varsa tarafımızdan gereğinin yapılmasının tabiî bulunduğunu, Yahya Kaptan’ın tutuklanmasına razı olmadığımızı bildiriniz» dedik. Efendiler, o tarihte İstanbul’da bulunan yaverim Cevat Bey’den, 10 Ocak 1920 tarihinde şöyle bir telgraf geldi: ‘6.1.1920 gecesi sabaha karşı Hereke’ye çıkan müfreze Tavşancıl köyünü kuşatmış ve birçok ev basılmıştır. Gelen heyet, Yahya’yı teslim etmez veya nerede olduğunu söylemezlerse, Tavşancıl’ı insanlarıyla birlikte yakacaklarını bildirirler. İhtiyar heyeti, Yahya Kaptan’ın nerede bulunduğunu bilmediklerini ısrarla söyledi. Yahya, sağ olarak ele geçemeyecektir. Fakat Yahya’nın yok edilmesinden sonra Marmara Bölgesine hâkim olan ve her gün İngilizler ve Fransızlar tarafından silâhlandırılan Rumların ve İstanbul’daki rezillerin büyük bir başarıya ulaşacakları bellidir. Bundan dolayı, Cemal Paşa Hazretleri’nin işe el koymasıyla, Yahya’nın da ad değiştirerek serbest bırakılmasının sağlanması için gerekenlere emir buyurulması istirham olunur.’ İzmit’teki Tümen Komutanı Vekili’nden gelen 9 ve 10 Ocak 1920 tarihli iki telgrafla, «duyulduğuna göre iki çarpışmadan sonra, Yahya Kaptan’ın ölü olarak ele geçirildiği» bildirildi.


Efendiler, Yahya Kaptan’ın öldürüldüğüne şüphe kalmamıştı. Bu gerçek bilindikten sonra, onu öldürmüş olan hükûmetin, kanunî kovuşturmaya başlamış olması, cinayeti işleyenlerin meydana çıkamayacağına delil değil miydi? Fakat Efendiler; zaman, her gerçeğin, tarih önünde samimî olarak incelenmesine imkân hazırlar.


Hükûmeti ve İstanbul’daki teşkilâtımızın başkanlarını böyle çirkin bir cinayetin işlenmesinde vasıta olmaya yönelten etkenlerin incelenmesinin, gerçekten ibret verici sonuçlar getireceğine inandığım içindir ki, ilk bakışta önemsiz gibi görülebilecek bir olayı belgelere dayandırarak açıkladım.


Bu açıklamamla, milletin gözünde, gerçeği açıkça ortaya koyabilecek bir ortamın doğmasına yardım edebildiysem, vicdanî görevlerimden birini yapmış olduğuma inanacak ve gönül huzuru duyacağım.


Şimdi Efendiler, vicdan sahibi olanların yüreklerini gerçekten kan ağlatan bir telgrafı daha merhametli gözlerinizin önüne sererek bu konu ile ilgili açıklamalarıma son vereceğim:


14.1.1920

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne,

Eşim Yahya Kaptan, sırf yüksek şahsiyetinizle olan ilgisi dolayısıyla ve kanun karşısında suçlu olmaksızın teslim olduğu halde, Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail ve Üsteğmen Abdurrahman Efendiler tarafından alçakçasına şehit edildi.

Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır. Hakkın yerini bulması için Adliye ve Dahiliye Nezaretlerine başvuruldu. İki tane yetimle perişan bir durumdayız.

Bu konuda yüksek teşebbüs ve yardımlarınızı bekliyoruz, emir sizindir.

Yahya Kaptan’ın Eşi Şevket Hanım


Gökalp’in Malta Polverista’dan eşine mektubu, “Kalbim emin, ruhum vecdli olarak vaktimi hoş geçiriyorum. Hayaller, vehimlerle kendimi sinirlendirmiyorum. Neticenin hayır olacağına eminim; fakat bu neticenin çabuklaştırılması da mümkün değil. Sulhtan evvel hiç bir şey ümit edilemez. O halde beyhude müracaatlara lüzum yok... Sulh da artık yaklaştı... Kalbim bir yalçın kaya gibi kuvvetlidir”.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 246)


Akşam: İstanbul bugün rey veriyor. Bugün ikinci seçmenler seçiliyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 246)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG