24 Mart 1921


Dün başlayan Yunan ileri harekatı devam ediyor. Pazarcık, Bozöyük, Bilecik

ve Dumlupınar işgal edildi. Kocaeli'nde Yunan saldırısına yerli Rumlar ve Ermeniler

de katıldılar. Fevzi Paşa, TBMM'nde Yunan harekatının durdurulduğunu

söyledi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


TBMM'nde: 1) Avans kanunu görüşüldü. Mebuslar, adam kayırıldığı, halka

yük olduğu gerekçesiyle yeni kadrolar kurulmasını reddettiler. 2) Midyat,

Çemişgezek, Hüseyinkeyf, Şirvan, Kangal, Bitlis, Palu, . Hizan, Ahlat, Şimak,

Kahta aşiretlerinden Türk-Kürt birliğini onaylayan ve lngiliz oyununa gelinmeyeceğini

anlatan telgraflar geldiği duyuruldu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Bir Hinddistan kurulu, L. George ile görüşerek Türkiye lehinde isteklerde bulundu.

lstanbul'dan lngilizlerin çekilmesini istediBir Hi􀚳distan kurul.u, L. George ile görüşerek Türkiye lehinde isteklerde bulundu.

lstanbul'dan lngilizlerin çekilmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah: Anadolu'da yeni bir harp arifesinde. -Ali Kemal: Yine burnumuz

barut kokusu aldı. Yunanistan'ı ve Ankara'yı nasıl zaptedeceğiz, durduracağız?


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


I. İnönü ve hemen arkasından gelen II. İnönü Savaşı, Meclis’te ve ülkenin her yerinde yarattığı coşkuyu fazlasıyla hak eden bir başarıydı. Uluslararası ilişkilerde yarattığı saygınlık yanında, kesin utkuya giden Sakarya ve Başkomutanlık Savaşları’na temel oluşturan yaşamsal dönüm noktaları, Kurtuluş Savaşı’nın yazgına son veren ilk cephe savaşlarıdır. Edimsel (fiili) gücünü tümüyle yitirerek, kağıt üzerindeki varlığı işgalcilerin isteğine bağlı kalan İstanbul Hükümeti, bu savaşlarla gerçek yerine oturtulmuş, içte ve dışta herkese, Anadolu halkının bundan böyle Ankara’daki siyasi-askeri yapının temsil edeceği gösterilmiştir.


Lloyd George’un bu gerçeği kabul etmesi, seçtiği ve uyguladığı politika nedeniyle olası değildi. Yakın çevresinden gelen hiçbir öneriyi dinlemiyor “ Ankara’daki asilere” boyun eğmenin Britanya İmparatorluğu’nun sonunu hazırlayacağını ileri sürerek, “ Kemalist milliyetçilerin” yok edilmesinden başka bir çıkar yolun olmadığını söylüyordu. Ankara’nın Moskova’yla anlaşmasını “yaşamsal tehlike” olarak görüyor ve bu anlaşmaya “ çılgın bir öfke” duyuyordu. Kullanacağı tek askeri güç olan Yunanlılara yönelmesi, onlara daha çok yardım ederek, başarılı olmaları için çalışması kaçınılmazdı. Yunan Hükümeti de bunu bekliyor ve “Büyük adam” bizimle beraberdir, ne yapar yapar bize yine yardım eder” diyerek, kendilerine bir şans ve daha çok destek verilmesini istiyordu. Lloyd George, zaman yitirmedi, gereken yardımı yapacağını söyleyerek, Yunan Ordusu’nu yeniden harekete geçirdi.


Yunan Hükümeti, umduğundan da fazla yardım sözü alarak, Anadolu’nun içlerine yönelen yeni bir askeri harekata girişti. I. İnönü Savaşı’ndan iki ay sonra, 23 Mart 1921!de Bursa ve Uşak’tan saldırıya geçildi. Ancak yine ummadıkları sert bir direnişle karşılaştılar. Özellikle Eskişehir önlerindeki dik kayalıklarda mevzilenmiş Türk topçuları şaşırtıcı bir ustalıkla Yunan birliklerini vuruyordu.


Türk Ordusu, sayı ve silah olarak daha güçsüz olmasına karşın, Yunan Ordusu’nu II. İnönü’nde bir kez daha yendi (31 Mart-1 Nisan 1921) ; Yunanlılara karşı, kurmay çalışmalarında ve savaş stratejisi belirlemede açık bir üstünlüğe sahipti. Türk komutanların askerlik sanatında “ kendilerinden üstün olduğunu bir türlü kabul edemeyen” Yunan subayları, yenilgiyi bir takım gerçek dışı söylentilerle açıklamaya çalışıyorlardı. II. İnönü Savaşı’nda cephede bulunan İngiliz Profesör Arnold Toynbee, Yunanlıların yenilgiyi “gizli el efsanesiyle” açıkladıklarını aktarır ve şunları söyler: “ Yunanlılara göre, Türk topçusu bu kadar iyi atış yaptıklarına göre, kesinlikle Rus ya da Alman subaylarının komutasındaydı; siperler içinde kuşkusuz İtalyan istihkamılar vardı; piyade erleri ise Fransız subayların emrindeydi! Siperleri dolaşarak bu söylentilerin tümünün hayal ürünü olduğunu gördüm ve içim rahat etti”


II. İnönü Savaşı’nda Yunan cephesinde bulunan ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway, savaşı ve iki ordunun yönetimi arasındaki nitelik farkını şöyle aktarır: “ İyi eğitilmemiş Yunan topçusu, Yunanistan’dan yeni gelmiş ve hiçbir şey bilmeyen Constantine subayları komutasında, hücuma geçilen her yerde, kendi birlikleri üzerine ateş açıyordu. İngiliz gözlemci, çocuk gibi ağlıyordu. Yaşamında ilk kez, burunları ponponlu sivri pabuçları havaya dikilmiş, beyaz bale eteklikli ölülere rastlıyordu. Türkler, sımsıkı bir yığın halinde koşarak geliyorlardı. Askerler, İngiliz gözlemciyle birlikte, ciğerleri patlayıncaya kadar koştular ve kayaların arkasında durdular. Ancak, Türkler kenetlenmiş bir yığın halinde gelmeyi sürdürüyorlardı”


Lord Kinros, Atatürk adlı yapıtında, II. İnönü Savaşı’nın” zaferin yaklaşan ışığı” olduğunu söyler ve şu değerlendirmeyi yapar: “ Türk’ün, eski asker ruhu yeniden canlanmıştı. Yepyeni bir ordu kurulmuş, başına modern savaş yöntemlerini iyi bilen genç subaylar geçmişti. Şimdiden sonra, daha henüz uzak ve belirsiz olsa da, Mustafa Kemal, önünde zaferin yaklaşan ışığını görebilecekti”


Mustafa Kemal için II. İnönü zaferi “devrim tarihimiz” de yeni “bir sayfa”’nın yazıldığı ve milletin “ters alın yazısını” değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır. Nutuk’ta “ o günün duygularını saptayan belgeler” diyerek kimi telgraf yazışmalarını açıklar. Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Türk Ordusunu ve onun Komutanı İsmet İnönü’yü kutladığı telgrafta şunları söyler: “ Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Muharebesi’nde yüklendiğiniz kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar enderdir. Milletimizin hayatı ve istikbali, üstün yönetiminiz altında şerefle görev yapan, komutan ve silah arkadaşlarımızın inanç ve yurtseverliklerine olan güvene dayanıyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil ulusun ters giden alınyazısını da yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla bütün vatan, bugün en küçük yerlerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azim ve yurtseverliğinizin yalçın kayalarına çarparak paramparça oldu. Adınızı, tarihin övünç yazıtları arasına geçiren ve bütün ulusta size karşı sonsuz bir gönül borcu duygusu uyandıran büyük savaş ve zaferinizi kutlarken; üstünde durduğunuz ve binlerce düşman ölüsüyle dolu tepenin, size olduğu kadar ulusumuz için de, şeref ve yükseliş pırıltılarıyla dolu bir geleceği gösterdiğini söylemek isterim.”

MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI (ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM 1) / METİN AYDOĞAN / 332-333-334-335


Londra Konferansının sonuçlarından biri de savaşı kimin, barışı kimin istediğini göstermesi oldu. Nitekim tarafların nüfusla ilgili istatistikler ileri sürdüğü oturumu Le Petit Marseillais gazetesi “ Yunanistan. Trakya’da anketi reddediyor; bu, Doğuda savaşın devamı demektir” başlığı altında vermişti. Aylık bir dergi de, Yunanistan konferanstan “yeni bir savaşçı şevkle çıkıyor” diyordu. Yenilgisini unutturmak ve yeşil masa başına çok daha iyi durumda oturmak için Konstantin, Türk heyeti henüz Ankara’ya dönmeden birkaç yedek sınıfını silah altına çağırdı. Konstantin’in alelacele yeni bir saldırı planlamasının nedenleri arasında 11 Mart anlaşması ile sükuna kavuşması beklenen Kilikya’daki Türk kuvvetlerinin Batı cephesine gelecekleri korkusu vardı.


Fransız gazeteleri Atina’da “ yaşasın savaş “ çığlıkları ile gösteriler yapıldığını ve kralın halka aşağıdaki gibi seslendiğini yazıyordu:


“ Uluslararası geçerliliğe sahip bir antlaşmanın sınırları içinde Doğuya barışı getirmek için girişilen çabalar, devamlı şekilde, Anadolu kuruluşlarının boyun eğmezliği ile karşılaşıyor. Bu kuruluşlar, bulanık bir durumu sürdürerek, yerinde bir hak ve medeniyet anlayışının ve helenizmin ardı arkası kesilmeyen fedakarlıkları ve zamanın geçmesi ile ortadan kalkmayan milli haklarının kesin biçimde kabul ettirdiği kararları sarsmaya çalışıyorlar.


“ Barışın tekrar kan dökülmeden sağlanacağı umulurken, Sevres antlaşması ile kurulan düzeni bozmak için yeni bir teşebbüse geçildi. Bu teşebbüs askeri hareketler ve cephemize karşı asker yığılması şeklinde gözlendi.


“ bu kıpırdanışlar, vahşi çetelerin şiddet hareketlerine maruz kalan halklarımızı korumak ve Yunanistan’ın büyük müttefikleriyle beraber amaç bildiği Doğunun kesinlikle barışa kavuşturulmasını sağlamak için ordularımızın güçlendirilmesini gerektiriyor.


“ Helenlerin vatanperverliğine ve kahramanlığına güvenerek, barışı kabul ettirmekle görevli kuvvetlerimizi güçlendirmek için onların bu duygularına sesleniyorum!”


Yunanlılar daha Londra konferansından önce ve konferansta durmadan Türkleri “ezmek” ten dem vurdukları ve tekrar saldırıya geçeceklerini gürültü kopararak açıkladıkları için Fransız basını yeni başlayacak çatışmaya geniş yer veriyordu. Le Temps “ eğer Küçük- Asya’da savaş tekrar başlarsa Fransa’da buna samimiyetle teessüf edecektir diyordu. Fakat doğuda barışın temini yalnızca Fransa ile İtalya’nın elinde değildir. Belki de İngiltere bile Kral Konstantin’in prestiji için gerekli bir askeri harekatı önleyemez. Ne olursa olsun, biz Mösyö Briand’ın Ankara Türk delegeleri ile anlaşmaya vardığını düşünmekle memnunuz.”


23 Mart’ta başlayan Yunan saldırısı sırasında yine Le Temps şu yorumu yapmıştı: “ Eğer general Papoulas galip gelirse Yunanlılar için parti kazanılmış olacak, İngilizler içinse en karışık problem Yunan zaferinden sonra ortaya çıkacak. Böyle bir zaferin Hindistan Müslümanları üzerindeki etkileri ne olur.?... 1921’de Türk milliyetçilerine anlaşmaya yaklaşmadıkları için kabahat buluyor ve silahın barışı kabul ettirmek için tek yol olduğunu söylüyordu. 1921’de bizzat Müttefikler Sevres antlaşmasının değiştirilmesi gerektiği görüşünü benimseyerek bir anket önerdiler; Türk milliyetçileri kabul etti. Şu halde bu kez, silah anlaşmayı önleme aracı olarak görülüyor! “


“ Türk direnişi Mustafa Kemal’in yönetiminde teşkilatlanıyor” başlığı altında L’Eclair tarafların gücünü Yunanlılar için iki kez, Türkler için de dört kez abartarak sırasıyla


Le Petit Parisien Yunanlıların Afyon’u ele geçirdikleri haberini ve savaşın cereyan ettiği bölgenin haritasını ilk sayfasında ve birinci sütununda verdikten sonra, kamuoyunun genel kanısını özetler: “ Yunan ordusu Anadolu’nun ortasına, hatta Ankara’ya kadar güçlükle karşılaşmadan ilerlese bile, ne kadar önemli olursa olsun bu başarının milliyetçi Türk hükümetini aman dilemeye , yani İzmir’in Yunanistan tarafından işgalini kabule zorlayacağı şüphelidir. Boyun eğmek yerine Türklerin içeriye çekilmesi ve Yunanlara karşı Rusların Napoleon’a uyguladıklarına benzer bir taktiğe başvurması mümkündür.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / PROF. DR. YAHYA AKYÜZ / 256-257-258

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG