24 Nisan 1920 Cumartesi

Prof Tarık Zafer Tunaya, TBMM oluşum sürecini, yer yer ortaya çıkan Müdafaai Hukuk ırmaklarının TBMM’ne aktarılması olarak tanımlar. Kuvayı Milliye ruhunun yön verdiği, Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak dernekleri, her meslekten, her yaştan ve cinsten insanın dolaysız katıldığı ulusal örgütlerdi. Türk toplumuna özgüydü. İnsanlar herhangi bir güvence aramaksızın bu örgütlere katılıyordu. Ulusal varlığın Anadolu’da tehlikeye girdiğini anlayan Türk halkı, çocuk yaşlı, kadın erkek demeden ve içinde bulunduğu koşullara bakmadan gerçek bir halk ayaklanması gerçekleştiriyordu.

(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 256)

Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Kurulu Başkanı ve toplantı çağrısında bulunmuş kişi olarak dün açılmış olan TBMM'nde uzun bir konuşma yaptı. Mondros ateşkesinden beri yaptığı çalışmaları, Erzurum ve Sivas Kongrelerini, İstanbul hükümetleriyle mücadele ve yazışmalarını anlattı. Bu meclisin hem biçimi hem de özü bakımından milli isteğe dayandığını söyledi. Meclis, milli mücadeleye atılıp bugünkü şartları hazırladığı için Mustafa Kemal'e teşekkür etti. O, buna verdiği karşılıkta "Benim için en büyük ödül, milletin en ufak takdir ve iltifatıdır" dedi. Verdiği bir önerge ile Meclis'in hemen yurt geleceğine el koyması gerektiğini, Meclis'ten üstün bir güç olmadığını, hükümet kurmanın zorunlu olduğunu belirtti. Yarın, hükümet teşkili ile ilgili bir komisyon kurulacak, ilk bakanlar kurulu ise 3 Mayıs'ta oluşacaktır.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 4)


TBMM ilk gizli oturumunu yaptı. Mustafa Kemal, yaptığı konuşmada Suriye, Irak, Azerbaycan ve Gürcistan'la, Bolşeviklerle irtibat halinde olduklarını, asıl iç güçlere dayanmak şartıyla gelecek dış yardımları kabul edeceklerini söyledi. "İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar düşmanımızdır, İstanbul Hükümeti ve Padişah'la temas kurmak faydasızdır" dedi.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 4)

Mustafa Kemal, TBMM Başkanlığı'na seçildi. Erzurum Mebusu Celalettin Arif Bey, ikinci başkanlığa, Konya Mevlevi Çelebisi Abdülhalim Efendi de başkan vekilliğine seçildi. Diğer başkan vekilliğine ise yarın Cemalettin Efendi seçilecek, Celalettin Arif Bey, bu görevinden, ıo Ocak 1921 Anayasası'na muhalefet ettiği için 24 Ocak 1921'de istifa edecektir.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 4)


Fransız parlamentosunda sol kanat milletvekillerinden Cackin, Fransa'nın Türkiye politikasını eleştirdi, "Fransız halkının ezici çoğunluğu bu maceraya karşıdır" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 4)


TBMM, hayvan vergisinin eskiden olduğu gibi 4 misli alınmasını kararlaştırdı. Son Osmanlı Meclisi'nde bu verginin 8 misli olması önerilmiş, ancak bir karar alınamamıştı. Meclis'in bu kararı, köylü halkın endişelerini gidermeyi ve onları milli mücadele saflarına çekmeyi amaçlıyor.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 4)


12. İstanbul Hükümeti, Ziraat Bankası'ndan 200.000 lira borç alarak İstanbul Belediye memurlarının maaşlarını ödemeye karar verdi.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 4)


Birinci Meclis’teki kürsünün hemen arkasında Hz.Muhammed’in Arapça yazılmış bir hadisi vardı. ‘Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur’ tümcesiyle örtüşen bu hadiste ‘İşlerinize meşveret ediniz’ yani birbirinize danışarak karar veriniz deniliyordu. Milletvekilleri bu uyarıya sadık kaldılar ve düşüncelerini özgürce açıklayıp tartıştılar, birbirlerine danışarak karar aldılar.

Meclis’te yapılan konuşmalar, o dönemde ulus bağımsızlığı için mücadeleye atılan insanların düşüncelerini yansıtan, inançla örgütlenildiği takdirde nelerin başarılabileceğini ortaya koyan, yol gösterici belgelerdir.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 306)


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu anlatıyor:


24 Nisan 1920 Cumartesi günü sabah 10.00’da yeniden toplanan Meclis, milletvekillerinin seçim tutanaklarını inceleyen komisyon raporlarını kabul etti. Daha sonra söz alan Mustafa Kemal Paşa, öğleden önce ve sonra, birisi gizli olarak yapılan, 5 oturumda, 1918 Mondros Mütarekesinden başlayarak Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına değin geçen zaman aralığındaki olaylara ilişkin olarak yer yer çok alkışlanan uzun ve ayrıntılı açıklamalarda bulundu. Kürsüden inince, o zamana kadarki eylemleri dolayısıyla kendisine teşekkür edildiğinde harfi harfine şöyle konuşmuştur:


‘Benim için dünyada en büyük mükafat, milletin en ufak bir takdir ve iltifatıdır. Meclisi alinizi teşkil eden azayı kiram bütün milletin mümessili olmak itibarıyla, teveccühatını umum milletin teveccühatı gibi telakki ederim. Binaenaleyh, bu dakikada hissettiğim saadetin azamatini tarif edemem. Yalnız hayatımda en zevkli bir an yaşadığımı arzetmekle kebi mübahat eylerim. Teşekküratımı ikmal için şunu ilave etmeliyim ki ben diğer millettaşlarımdan fazla bu vatana ve bu millete medyun olduğum vazifeden daha fazla bir şey yapmış değilim. Eğer mütezahir bir muhassala varsa bunu yine milletin bana müteveccih olan enzarı itimadına medyunum ve millet esas olduktan sonra her ferdinin azami muhassalasından istifade edilmek pek tabiidir.’


Bu sözleri o tarihte Meclis’in küçük bir memuru olarak ben de dinledim ve şiddetli alkışlara tanık oldum.


Bu sözlerin son cümlesini bugünkü dile çevirmek isterim:


‘Ulusal temek olarak alınca, onun bireylerinin her birindeki potansiyelden en geniş ölçüde yararlanmak pek doğaldır.’


Bundan sonra Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) de Meclis üyelerini coşturan bir konuşma yaptı.


O gün hemen hükumet kurulması işinin görülmesine başlandı. Mustafa Kemal Paşa Meclis genel kuruluna anayasal nitelikli bir önerge sundu. Bu önergenin en önemli bölümlerinden bazıları şöyledir:


‘…Böylece yüksek Meclisiniz taşıdığı olağanüstü yetki dolayısıyla karşısına çıkacak bir yürütme kurulunu yalnız denetlemek ve ulusun çok önemli yaşamsal sorunları üzerinde böyle bir kurulla çatışma zorunda bulunmak gibi, günümüzdeki durumun hiç de elverişli olamayacağı dar bir yasama görevi ile değil, ulusun genel yönetimini eylemli olarak yüklenmek, ülkenin ve Hilafet’in kurtuluşunu doğrudan doğruya sağlamak ve savunmak görev ve yetkisi ile kurulmuştur. Ve artık yüksek Meclisinizin üstünde bir güç yoktur. Yüce Tanrı başarıya ulaştırsın, amin!’


Bu önerge üzerine duraksamalar ve çeşitli konuşmalar oldu. Duraksamaları gören Mustafa Kemal Paşa yeniden söz olarak şöyle konuştu:


‘Efendiler, bütün nesnel ve tinsel sorumluluğu Heyeti Temsiliye adını taşıyan kurul üstlenmiş ve 16 Mart 1920 tarihinden bu dakikaya değin, bütün acı gelişme ve görünümlere karşın görev yapmayı olağanüstü bir ödev bilmiştir. Bu sorumluluk çok ağırdır. O kurulu artık bu sorumluluğun altında bırakamayız. Şunu öneriyorum ki bu dakikadan başlayarak ulusun yazgısının sorumluluğunu üstleniniz. Bundan kaçınmak gereksizdir. Bu görev o denli önemli, içinde bulunduğumuz zaman o denli tarihseldir ki, koca sorumluluğu içinizden üç beş kişiye yüklemekle yetinemeyiz. Bütün bu Meclis’in bütün anlamıyla sorumlu olması gerekir. Millet bizi ancak bunun için gönderdi. Bizi buraya ulusu beş kişinin eline bırakalım diye göndermedi.’


En sonunda Mustafa Kemal Paşa’nın önergesi çoğunlukla kabul edildi ve böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi ulusun işlerine doğrudan doğruya el koyarak eylemli olarak ulusal egemenlik kurulmuş oldu.


Aynı gün öğleden sonra Meclis başkanlık divanı seçimleri yapıldı ve Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne birinci başkan, İstanbul Mebusan Meclisi’nden gelen ve o Meclis’in birinci başkan olan Erzurum Milletvekili Celalettin Arif Bey de ikinci başkan seçildi.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedoğlu / Syf 22)


Mustafa Kemal 23 Nisan’da Meclis’in oluşumu hakkında kısa bir konuşma yapar, temel görüşlerini ertesi gün, yani 24 Nisan’da açıklar. Nitelikli hukuksal yorumlarıyla, kürsüde 39 yaşında bir general değil, sanki bir hukuk ya da toplum bilim kuramcısı vardır. ‘Oldukça zayıf ve yorgun’ ancak bilince dayalı bir kararlılık içindedir. Yaptığı açıklamalar, tarih, siyaset, uluslararası ilişkiler, ekonomi ve askerlik alanlarında iyi yetişmiş bir yurtseverin ve devrimci bir kişiliğin tüm özelliklerini yansıtmaktadır. Üç uzun konuşmayla, ülkenin durumuyla ilgili olarak geçmişten gelen ve o günü ilgilendiren hemen tüm konuları ele alır. Siyasal ve hukuksal değerlendirmeler anayasa hukuku açısından derinliğe sahip görüş ve yorumlar içerir. Yönetimle ilgili önermeleri ve kullandığı hukuk dili, son derece ileridir.


Konuşmasının başında Samsun’dan Meclis’in açılışına dek geçen olay ve gelişmeleri anlatır. Kendisini, milletin bağrındaki savaşçılardan biri olarak tanımlayıp, mücadeleye atılma nedenlerini açıklar. Yaşam ve kişiliğim, yüce milletin malıdır, benim için artık en kutsal görev, milli iradeye boyun eğmeyi her şeyin üzerinde görmektir’ der ve konuşmasını şöyle sürdürür; ‘Geçirmekte olduğumuz şu hayat ve ölüm günlerinde, büyük umut ve çabalarla, sağlanmaya çalışılan milli istiklalimiz uğrunda, bütün varlığımla çalışacağımı, milletle beraber, sonuna kadar mücadele edeceğime bütün kutsal inançlarım adına söz veriyorum.’ Aynı zamanda başka seçildiği oturumdaki dört saatlik konuşmasının sonraki bölümlerini, yönetim biçimiyle ilgili hukuksal-siyasal konulara ayırır ve özet olarak şunları söyler: ‘Bugünkü zor koşullar içinde alınması gereken önlemler, doğal olarak değerli kurulunuza ait olacaktır. Ancak bu konuda kendi incelemelerimize ve bilgilerimize dayanan düşüncelerimizi yüce Meclisinize sunmayı yararlı görmekteyiz. Gerek anayasa hukuk kurallarına gerek tarihteki birçok örneğine ve gerekse günümüzde aynı acı koşullar içinde yıkımla karşılaşmış olan milletlerin oluşturduğu ibret dersine göre, ülkeyi parçalanma ve dağılmadan kurtarmak için, bütün Milli Kuvvetlerin derhal, köklü bir kurum içinde birleştirilmesinden başka çare yoktur. Bunun biçimi ne olmalıdır? İşte sorun budur. Meşru ve yetkili olmaya güçlerin baskısıyla, devlet güçleri birleştirilse bile, bunun devam etmesinin mümkün olmadığını bilirsiniz. Yüce Meclisinizin varlığı da, her şeyden önceki meşruiyet ve yetkisinin milletçe gerekli görüldüğüne en büyük kanıttır. Bu nedenle, yüce Meclisinizde toplanan yüksek milli iradeye dayanarak meşruiyet ve yasallık kazanan ve saygı değer kurulunuzda ortaya çıkan millet vicdanının yargısına bağlı kalmak bakımından, sorumluluğu belirlenen bir gücün işleri yönetmesi zorunludur. Bu gücün doğal biçimi ise hükumettir. Yüce Meclisiniz, denetçi ve araştırmacı nitelikte bir milletvekili meclisi değildir. Bu nedenle, milletin yargısına karar vermenin sorumluluğunu, yalnızca yasa ypama ve yasa koyma ile görevli olarak değil, milletin yazgısıyla doğrudan uğraşarak taşıyacaktır. Ulusal bağımsızlığımızı ve ulusal sınırlarımız içinde yaşam hakkımızı elde edecek bir barışı sağlayacak önlemleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkileri olan bir meclisin, Ankara’Da toplanması gerektiğine milletin dikkatini çekmek için, milli ve vatani görevimizi yerine getirdik. Artık yüksek Meclisimizin üstünde bir güç mevcut değildir. Ülkemizin şimdiye kadar geçirdiği bunalımlara, felaketlere, kimi zaman Avrupa’yı taklit etmek, kimi devlet işlerinin yönetimini kişisel görüşlere göre düzenlemek, kimi zaman da anayasayı bile kişisel duygulara oyuncak etmek gibi, acı sonuçlarını yaşadığımız basiretsizlikler neden olmuştur. Şu anda oluşan ulusal uyanışı dile getirdiğimize inanarak, içinde bulunduğumuz zor ve bunalımlı tarihi dönemin mücadelesini, bu yolla düzene koyma yanlısıyız. Doğaldır ki bu karar saygıdeğer kurulunuzundur. Ancak karşı karşıya olduğumuz çöküş tehlikesine, devlet ve millet işlerinin uzun süreden beri sahipsiz kaldığına tekrar dikkatinizi çekerim, gereksiz biçimde sürdürülecek kurumlar arası tartışmaların, en kötü yönetimlerden daha kötü etkiler doğuracağını saygıyla bildirmeyi de bir yurtseverlik görevi görüyorum. Ulusun yazgısını kayıtsız ve koşulsuz elinde tutan TBMM, hızla yeni bir devlet kurmaktadır. Bu işi yaparken en karışık hukuk ve toplum bilim kuramları ile anlatılan sistemleri, değerlerini tam vererek gözden geçirmektedir. İki düşünce derhal kendini göstermiştir. Yeni bir hükumet oluşturmak ve Meclis’in komisyonları aracılığıyla ülkeyi bizzat yönetmek’


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 309)

Nutuk’tan/


Saygıdeğer Efendiler, açık ve gizli oturumlarda, bir iki gün süren konuşma ve açıklamalardan ve işaret ettiğim ilkeleri içine alan teklifi yaptıktan sonra, yüce Meclis beni başkanlığa seçmekle bana karşı genel güvenini gösterdi.


Burada ufak bir noktayı da açıklamalıyım:


Hatırlarsınız ki, oluşmaya başlayan millî birliği, milletin coşmasına ve uyanmasına bağlamaktan çok, şahsî teşebbüs eseri sayıyorlardı. Bu arada benim teşebbüslerde bulunmamın engellenmesini önemli görüyorlardı… Beni millete ve hükûmete reddettirmekten ve lânetletmekten yarar umuyorlardı.


Yapılan propaganda da: «Ben reddedildiğim ve lânetlendiğim takdirde, millet ve devlet aleyhinde hiçbir harekette bulunulmayacak… Bütün kötülüklerin sebebi benim şahsımdır. Bir adam için, bir milletin pek çok tehlikeleri göze alması akla sığmaz» şeklindeydi. Hükûmet ve düşmanlar, benim şahsımı, millete karşı bir silâh gibi kullanıyordu.


Bu sebeple, 24 Nisan 1920 günü, gizli bir oturumda, Meclis’e bu durumu açıkladım. Başkanlık seçiminde, bunun da bir sakınca olarak dikkate alınmasını ve yalnız millet ve memleketin selâmeti düşünülerek oy ve kararlarının isabetle verilmesini rica ettim.

24 Nisan 1920’ tarihinde “Reisi Sin” Şerif Bey’in yönetiminde Cevdet Bey ve Muhittin Baha Bey’in muvakkat kâtipliğinde gerçekleşen birinci oturumda, seçilen milletvekillerinin mazbatalarının encümende tetkik edildiği ve seçilmelerinde bir engel olmadığı ilan edilmiş ve yapılan oylamada da kabul edilmiştir. Bu oturumda dikkati celbeden durum, Kırşehir Milletvekili Müfit Efendi’nin Mustafa Kemal Paşa’dan izahat isteyen ilk vekil olmasıdır. İzahat istenen konu yine Kırşehir Milletvekili seçilen Sadık Bey’in vekilliğinin reddidir. Bahsi geçen reddin gerekçesini açıklamaya çalışan Mehmet Şükrü Bey, encümene havale edilen kayıtlar arasında reddedildiğine ya da istifa ettiğine dair belge olmadığını, altıncı sıradaki Bekir Ağa’nın gönderildiğini, Avanos eski tabibi Sârim Bey’in de aynı oyu aldığını ve bir kura çekilip çekilmediğinin anlaşılmadığını, dolayısıyla yeniden seçim yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Olayın çözümünü isteyen Kırşehir Milletvekili Müfit Efendi : “ …Bu bapta izahat vermek bu talimatı yapan zevata aittir. Binaenaleyh, burada o talimatı yapan zevattan aza olarak Kemal Paşa Hazretleri bulunuyor. Bu hususta izahat versinler.” demiştir.


Müfit Efendi’nin bu isteği karşısında Mustafa Kemal Paşa oturduğu yerden cevap vermek istemiş, ancak meclis üyeleri kürsüye çıkmasını isteyince konuşma kürsüde gerçekleşmiştir. Mustafa Kemal Paşa konuşmasında; ilk seçimler sonrasında seçilenlerin bir kısmının istifa ettiğini veya mazeret belirterek gelmediklerini bu durum karşısında yeni seçim yapılması veya en çok oy alanların gönderilmesi gibi sorularla karşılaştıklarını ve neticede; “… vaziyetin sürati iltizam ettiğini tasavvur ederek bazı yerlerde intihap yapılmasını ve bazı yerlerde şerait gayrimüsait olduğundan ve zaman geçirmekte menafi milk (mülk) ve milletle gayrimütenasip bulunduğundan o gibi zevatın istifa edenlerin yerine gönderilmesini muvafık görmüş idik…” şeklinde cevap vermiştir. Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Mustafa Kemal Paşa, konuya hâkimiyetiyle öz-disiplin yönünü, yeni bir çözüm bulma müdahalesi ile deneyime açıklık yönünü, hızlı karar vermesiyle dışa dönüklük özelliğini göstermiştir. Paşa’nın, meclisin daha ilk günlerde karşılaştığı bu sorunu çözüm biçimi ve olaya yaklaşımı liderliğinin göstergesidir. Paşa’nın: “…Eğer bu hususta Heyeti Aliyenizce şüphe ve tereddüt hâsıl olacak olursa doğrudan doğruya mahallinden istilam edilebilir.” sözleri iletişim kurma yönünü yani dışadönüklük özelliğini yansıtırken aynı zamanda meclisin üstün vasfını benimseme ve bunu halkın temsilcilerine hissettirmek suretiyle onların ruhlarını okşama yaklaşımıdır.


Mustafa Kemal’den ilk izahat talebi Kırşehir Vekili Müfit Bey’den geldiği gibi izahatın yeterliliğine ilk destek de Müfit Bey’den gelmiştir. Müfit Bey, destek vermenin yanında, seçimlerin Mebusan kanununun üstünde olduğunu, Mebusan Kanununda ikinci seçmenlerin bulunduğunu oysa burada Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, meclis İdare Heyetleri, Belediye Heyetlerinin seçim yaptığını, Mebus Kanununda bunların yer almadığını dolayısıyla mevcut seçimlerin de üstlenilen vazifelerin de Mebusan Kanunun üstünde olduğunu belirterek meclisin üstün niteliğine ve farklılığına dikkat çekmiştir. Bu meselenin çözülmesinden sonra Mustafa Kemal Paşa memleketin durumunu anlatmak üzere tekrar kürsüye çıkmıştır. Denilebilir ki, kısmen 23 Nisan ve 24 Nisan tamamen Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından meclisin açılışına kadar geçen sürede memleketin içinde bulunduğu vaziyetin özellikle Mustafa Kemal Paşa tarafından mebuslara anlatımıyla geçmiştir. Bu konuşmalar umumi durumu izah etmenin yanında kullanılan kelimeler ya da olayların sunum biçimi onun liderliğini, meclis üyelerini yönlendirme yeteneğini, kararlarındaki isabeti, fedakârlığı ve niçin lider olduğunu kanıtlar niteliktedir. O’nun kurduğu cümleler bazen o anı anlatırken bazen de gelecekle ilgili işaretler vermiştir. Bu konuşmalar ulusal direniş adına o güne kadar yapılanları içerdiği gibi; “…serüveni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu vegelişmesiyle âdeta bütünleşen ve hayatını bu yüce ideali gerçekleştirmek üzere adamış olan”37 Mustafa Kemal Paşa’nın meclisteki tavrını, olaylara yaklaşım biçimini ve karşısındakilerden nasıl bir tepki aldığını göstermesi bakımından da önemlidir.

37

Mustafa Kemal Paşa konuşmasını Ateşkes’ten Erzurum Kongresi’ne,38 Erzurum Kongresi’nden 16 Mart tarihine (İstanbul’un resmen işgali) ve 16 Mart’tan 23 Nisan tarihine kadar olmak üzere üç aşamaya ayırmıştır. Bu tasnifte dikkat çeken husus, gerçekleşmesinde bizzat kendi etkisi olan Erzurum Kongresi ve TBMM’nin açılışını kıstas almış olmasıdır. Esasen tarihi belgelerin aktardığı veya mecliste bizzat verdiği bilgiler esas alındığında onun bu tasnifteki haklılığı anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın birinci aşamaya ait vereceği bilgilerin “şahsi” olacağını belirtmesi bir bakıma gelebilecek eleştirilerin önünü kesme niteliğindedir. Birinci aşamada Mustafa Kemal Paşa özetle; “… Hukuku Saltanat, haysiyeti Hükümet, izzetinefsi milletin haksızlıklara uğradığını, gayrimüslim unsurların İtilaf devletlerinden gördükleri destekle tecavüze başladıklarını, kuvvetini milletten almayan Hükümetin sık sık değiştirildiğini, halkın birlik duygusunun siyasi çekişmelere kurban edildiğini belirtmiştir. Paşa, konuşmasının devamımda; hilafet ve saltanat makamının ve millet istiklalinin ancak milletin azim ve iradesine bağlı olduğu tespitinde bulunmuştur. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’daki mevcut baskının bu onurlu davranışa fırsat vermediğini, ordu müfettişliğine atandığında: “…bu teveccühü din ve millete hizmet etmek için en büyük bir mazhariyeti ilahiye addettiğini” ve milli vicdanın yüce iradesine tabi olarak milletin ve devletin bağımsızlığını koruyuncaya kadar çalışmaya yemin ettiğini de sözlerine eklemiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın, hitabet gücü, olayları sunum biçimi, ön plana çıkardığı değerler ve bunları yerine getirme adına en baştan beri yemin etmiş olduğunu söylemesi esasen meclisin genel arzusuyla bütünlük oluşturan bir yaklaşımdı ve bu yüzden mecliste bir coşku oluşturdu. O’nun Samsun’a çıktıktan sonraki durum değerlendirmesinde kullandığı; “…İlk düşündüğüm memleketimizde asayişin istikrarına kendi vesaitimiz ile muktedir bulunduğumuzu görmek oldu. …ittihaz olunan tedabir sayesinde muvaffakiyetli netayiç istihsal edildi.”şeklindeki sözleri veya İzmir’in işgali sonrasında halkın kendisine gönderdiği ve kendisinin de:


“… Hakkımda itimat beyan olunarak benden de bu hususta hizmet ve fedakârlık bekleniyordu. Hayat ve şahsiyetim kendi malı olan necip ve mazlum milletimizin bu haklı talebi üzerine artık benim için en mukaddes vazife iradei milliyeye mütevattı (yurt tutmuş) her şeyin fevkinde görmekti. Bunun üzerine yaptığım bir tamimle millete kati sözümü verdim. İşbu tamimin son cümleleri şu idi: Geçirdiğimiz şu hayat ve memat günlerinde umum milletçe her taraftaki amal ve tezahürat ile temine azmedilen istiklali millimiz uğrunda bütün mevcudiyetimle çalıştığımı temin eylerim. Bu emeli mukaddes uğrunda milletle beraber nihayete kadar çalışacağıma da mukaddesatım namına söz veririm.”


içerikli cevabi telgraflara yer vermesi, kararlılığını nitelerken, bu kararlılığı yemin ederek belirtmesi ikna gücünü yükseltmiştir. Olayın dikkat edilmesi gereken bir başka boyutu da; halkın kendisinden bu uğurda bir fedakârlık beklediği yönündeki cümlelerdir. Başka bir anlatımla; halk istedi ve ben halkın isteğine uydum “psikolojik” kabulü ve “psikolojik” mesajıdır.


Bu konuşma, hakikatte bayrak yarışında bayrağın el değiştireceğinin, bir nöbet değişiminin yüce kürsüden milletin vekillerine duyurulmasından başka bir şey değildir. Ancak bu bayrak değişiminin biri açık, biri henüz pek ifade edilemeyen iki boyutu vardır. Birinci boyut, bu görevi Temsil Heyeti yerine meclisin yapacağı, ikincisi, yani gizli olanı ise İstanbul ile Ankara arasında kaçınılmaz olan bayrak değişimidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milleti adına azami hakların elde edilmesinin şart olduğunu ortaya koyan, ulusal kurtuluş hareketinin kurumsallaştığı yerin adıdır.


Mustafa Kemal Paşa, milletvekillerine her şeyden evvel milli hâkimiyetin tecellisi için yüce meclisin olağan üstü yetkiyle toplandığını, seçimlerin heyecan ve istekle yapılmış olmasının ise bu gidişatın millet katında kabul gördüğünün delili olduğunu ve yüce meclisin samimiyetle milli iradeye dayandığını söylemiştir. Milletten destek alarak açılan bu meclis, ulusal egemenliğin emanetçisi olarak Türk halkının ve Türkiye’nin tek temsilcisi olduğunu yasal düzenlemeler ve kararlılıkla kısa sürede göstermiştir.


Yüce mecliste toplanan iradenin hilafet ve saltanat makamını yabancı baskısından, Osmanlı Devleti’ni yıkılmaktan ve esir olmaktan kurtaracağını, hilafete vicdanen bağlı İslam âlemiyle birlikte yaşama kabiliyeti taşıyan bir milletin esir olamayacağını, bu hareketi adım adım izleyen dünya medeniyeti ve insanlığın düşüncesinin değişeceğini ifade eden Mustafa Kemal Paşa,95 şiddetli alkışlarla milletin temsilcilerinden bir kez daha onay almıştır.


Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasının son kısmında milletvekillerinin gönüllerine etkili bir hitapta bulunduğu görülmektedir. Yukarıda ifade edilen hedeflerin gerçekleştirilmesi ve bu yolda milli iradenin rehberliğinin kabul edilmesi, mecliste toplananların genel arzusudur. Mustafa Kemal Paşa, izlediği taktik-stratejiyle, milli iradeden milli egemenliğe yönelen ve ortak akılla temellendirilen milli davanın seyrini bu duygularla meclisin bilgisine sunmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın en başından o güne kadar milli dava adına yaptıklarını ve yapılanları anlattığı bu konuşma neticesinde ikna olan ve tarihin kendilerine yüklediği sorumluluğun da bilincinde olan milletin vekilleri Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini kabul ederek gereğini yapmıştır.


Heyeti Temsiliye’nin, İstanbul’un işgalinden beri millet arasındaki birlik ve beraberliği koruduğunu, Osmanlı kanunlarını sürdürdüğünü, devlet otoritesinin yokluğunu hissettirmemeye çalıştığını, emniyeti sağladığını söyleyen Mustafa Kemal Paşa, Heyeti Temsiliye’nin artık görevini hakkıyla tamamladığını belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa, büyük coşku ve “Amin, Amin” temennileriyle desteklenen şu konuşmayla hitabını sonlandırmıştır:


“…Bu dakikadan itibaren yedi yüz senelik bir hayatı azamet ve şevketten (ululuk)sonra girivei (çıkmaz yol) inkırazın (bitme) kenarında henüz ayakta durabilen Osmanlı milletinin âkibetinden mesuliyet, heyeti muhteremenizin saiki (sevk eden) faaliyeti olacaktır.


Dâvamızın meşruiyeti ve bütün milel ve akvamın insaniyet ve adaletten nasibedar olduğuna kaani olduğumuz yüreklerinin bizimle müşterek ve bize daima muin (yardımcı) ve zahir bulunduğuna itminanı (emin) tanımımız, muvaffakiyet ümitlerimizin kalplerimizde bir lâhzai tereddüde bile duçar olmamasını temin edecek nihayetsiz kuvvetlerdir, hususiyle Cenabı Hak daima bizimledir.”


(Kaynak: MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NDEKİ İLK BEYANATI ve BU BEYANATA DAYALI KİŞİSEL ÖZELLİKLERİNİN TAHLİLİ / Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi Sayı: 63 / Dr. Öğretim Üyesi Bülent KARA, Ahi Evran Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG