24 Temmuz 1920 Cumartesi

20 Temmuz'da Tekirdağ'dan başlayan Yunan saldırısı devam ediyor. Diğer bir Yunan kolu Meriç'in batısından doğusuna geçti. Bir Türk alayı esir düştü. Kolordunun bazı kuvvetleri Bulgaristan sınırına geldi. Bugün Kırklareli, Babaeski (krş. 23), Havsa, Uzunköprü, Meriç, Kofçaz, Pehlivanlı Yunanlıların eline geçti. Yarın Edime düşecek. Bir Yunan tümeni Alaşehir'e girdi. İsmet Bey baskın müfrezesi bir süre için Kula'ya girdiyse de Yunan saldırısı üzerine, aldığı talimatla kasabayı terk etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 141)


19'da Moskova'ya varan Türk delegeleri ile Sovyet Rusya yetkilileri arasında görüşmeler başladı. Türk tarafından Dışişleri Bakanı Bekir Sami, İktisat Bakanı Yusuf Kemal, Trabzon Milletvekili Osman ve Dr. Fuat Sabit Beylerin; Sovyet tarafından Dışişleri Bakanı Çiçerin ve müsteşarı Karahan'ın katıldığı görüşmelerde Çiçerin, Türklerin Fransızlarla ateşkes yapmalarından kaygılandıklarını, Ruslar İngilizlerle anlaşırsa (ticaret anlaşması), şartlarını Türkiye ile görüşeceklerini, İslam siyasetini Türkiye ile saptamanın iyi olacağını, Komünizme karşı olan Müslümanların hareketlerine engel olmak gerektiğini söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 141)


Fransız tümen komutanı Dufieux, Adana'da sıkıyönetim ilan etti. Milli kuvvetlerin Toroslardaki direnmeleri ve başarılan, Adana halkının Fransız yönetimine karşı kıpırdanmalanna sebep oluyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 141)


Ankara Hükümeti, demiryollarının tamamına el koyarak bütçelerini millileştirdi. Yabancı şirketler elinde bulunan demiryollarının memur ve işçileri hükümet memuru sayıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 141)


İsmet İnönü anlatıyor:


İç isyanların bastırılmasında muntazam kuvvetlerden çok Kuvayi Milliye’nin muvaffak olması ordu aleyhinde bir hava yaratmıştır. Yunan taarruzundan sonra vaziyet büsbütün karıştı. Herkesin dilinde ‘Muntazam ordudan hayır yok’ sözleri dolaşıyordu. Yozgat isyanını bastırıp döndükten sonra, Kuvayı Seyyarenin ve Çerkez Ethem’in itibarı büsbütün arttı. Ethem ve Reşit Bey’ler ordu aleyhinde açık propagandalar yapıyorlar, yeni esaslar üzerinde, milis esaslarına göre halk ordusu tertip etmek lüzumundan bahsediyorlardı. Bunların birçok taraftarları da vardı.


Biz bu hava içinde orduyu kurmaya çalışıyorduk. Orduyu kurmak için asker alıyoruz, sabahleyin giydiriyoruz teçhiz ediyoruz, silahlandırıyoruz, akşamüzeri hepsi gidiyorlar. Buna karşılık Kuvayi Milliye’yi bir isyanın bastırılması için bir yere memur ediyoruz. Gidiyor, isyanı bastırıyor, asıyor, kesiyor, tedip ediyor. Şüphesiz bunlar olurken silahlı müsademeler yapılıyor. Zayiat veriyor. Bu arada talan yapıyor, bir takım uygunsuz hareketler cereyan ediyor. Bu vazifeden zayıflamış olarak dönecek yerde, daha kuvvetlenmiş olarak geliyor. Çünkü orada istidatlı gördüğü insanları kendi kuvvetine katmasını biliyor. Bunu çok merak ettim? Nasıl oluyordu? Bir gün Reşit Bey ile (Çerkez Ethem’in ağabeyi) konuştum. Ona sordum:


‘Siz gittiğiniz yerde vuruyorsunuz, kırıyorsunuz, yağma ediyorsunuz, adam öldürüyorsunuz, sonra da bu halkın içinden bu halkın çocuklarını alıyorsunuz ve bunlar sizin sadık adamlarınız oluyor. Nasıl yapabiliyorsunuz bunu?’


Güldü: ‘Usulü vardır onun’ dedi.


‘Nedir? Nasıl bir usuldür.’ Dedim.


Reşit Bey anlatmaya başladı: ‘Gidersin’ dedi. ‘İşin icabını yaparsın, sonra da orada gözüne kestirdiğin adamları alırsın, onları suç ortağı edersin. Kendilerine talan yaptırırsın, düşmanı olanlara düşmanlarını vurdurursun. Suça bulaşmış olurlar. Artık bunlar köylerine gidip de vatandaşları ile tabii münasebete giremez hale gelirler. Bütün hayatları boyunca selametleri size sadakattedir.’


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 204)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG