24 Temmuz 1921

Eskişehir ve Afyon'un Yunanların eline geçmesi, Ankara'da büyük bir telaşa sebep oldu. Fevzi Paşa Meclis'in gizli oturumunda Ankara'nın boşaltılabileceğini söyledi. Meclis'in aralıksız çalışmasına karar verildi ve evrakın Kayseri'ye taşınması konusunda Hükümet'e yetki verildi. Meclis için Kayseri'de uygun bir yer bulup hazırlamak için 5 mebus görevlendirildi. Hükümet, devlet dairelerini Kayseri'ye taşımaya başladı. Meclis, milletin selamını orduya tebliğ etmek üzere seçtiği mebusları cepheye gönderdi. Ankara'yı savunmak için siper kazılmasına, gerektiğinde mebusların da erlerle yan yana savaşa katılmasına karar verildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türk ordusu çekiliyor. Yolsuzluk çekilmeyi güçleştiriyor ve ordu su sıkıntısı çekiyor. Cephe karargahı Polatlı'ya nakledildi. Yunanlar, Köprühisar ve Nazifpaşa'yı işgal ettiler. Yunanlar, Yenişehir'i 5. ve son defa işgalleri altına aldılar. Kurtuluşu: 5/6 Eylül 1 922


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Kral Konstantin, Başbakan Gunaris, Savunma Bakanı, Theodokis, Genelkurmay Başkanı Dusmanis, Askeri Müşavir Stratigos, Başkumandan Papulas'ın katılmasıyla Kütahya'da yapılan Yunan savaş divanında Kurmay Başkanı Pallis, Türk ordusunu takip ve yok edeceklerini söyledi. Ankara'ya ilerlenmesi kararlaştırıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yüksek Komiser Vekili Rattigan'ın raporu: Yunan Yüksek Komiseri, Kemalist direnişin artık maziye karıştığını haber verdi. Anadolu'da anti-Kemalist ihtilal olacakmış. Anadolu köylüsü savaştan usanmıştır. Kendisine barış getirecek, Müttefikler'in sempatisini kazanmış ılımlı bir hükümeti destekleyebilir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam: Ankara Hükümeti, mukabil taarruz için tedbir alıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İsmet İnönü anlatıyor:


Ankara’da mecliste kıyamet kopmuş. Bize az aksediyor. Muharebe ile meşgulüz. Herkes bilhassa yazarlar benim halimden kendilerine göre mana çıkarıyorlar. Aslında benim sabit olan kanaatim o ki biz bu boğuşmada sonuna kadar bir netice almak fırsatını bulabiliriz. Düşündüğüm hareketleri de tecrübe ettikten sonra , ben, nasıl olsa orduyu kurtarıp Sakarya’ya götürürüm. Bu plana göre hazırlanıyorum. Nihayet İzzettin Bey’e sağ cenah açığından Eskişehir istikametine sağ cenahımız karşısındaki düşman kıtalarına karşı bir taarruz yaptırdım. Yunanlar muharebeyi bizim için bir hezimet haline getirmek üzere her taraftan bastırıyorlardı. Birden biri durdular. İzzettin Bey’in giriştiği taarruz ile Yunanlar telaşa kapıldılar ve cephenin başka yerlerinden Eskişehir’e kuvvet çekmeye başladılar. Böylece gayri müsait şarlar içinde bulunurken biraz nefes almak imkanı bulduk. Fakat akşama doğru düşmanın mukabil taarruzları başladığından tekrar çekilmeye mecbur olduk. Çünkü sol cenahımızda düşman taarruzu bütün cepheyi kuşatacak ve Ankara ile irtibatını kesecek bir istidat göstermeye başlamıştı.


On gündür muharebe ediyoruz. Ordular arasında zaten mevcut olan muvazenesizlik büsbütün artmış bir vaziyette. Her şeyden evvel ordumuzun yeniden intizama sokulması ve kendine gelmesi için beş on günlük bir zamana ihtiyaç var. Bunu yapabilmek için de muharebeyi kesmek ve düşmanla aramızdaki mesafeti açarak Sakarya gerisine kadar çekilmek gerekiyor. Mustafa Kemal Paşa’dan bu esnada bir telgraf aldım. O muharebeyi Ankara’dan günü gününe takip ediyordu. Cepheye geldiği zaman da kendisi ile mutabık kalmıştık. Zamanı geldiyse çekil diyordu. Bunun üzerine 22 Temmuz’da orduya çekilme emrini verdim. Kuvvetlerimi muhtelif istikametten Sakarya gerisine sevk etmeye başladım.


(Kaynak: İsmet İnönü / Hatıralar / Syf 247)


Mustafa Kemal kendisine sunulan Avrupa Gazetelerinin Türkiye ile ilgili haber özetlerini yabancı haber ajanslarının bültenlerini Anadolu ve İstanbul gazetelerini inceliyordu. ‘Hatif’ adlı Türkçe gazete göz atarken bir ara duraladı. Serinkanlılığını korumaya çalışarak gazetede kendisi için yazılan şiiri okudu:


Düştü mü paşam düştü mü

Boynuzlu külahın?

İran’a mı, Turan’a mı

Afgan’a mı niyetin?

Al git bütün adamlarını

Defol! Git!

Ervahına ecdanına lanet!


Mustafa Kemal Paşa gazeteyi bir süre elinde tuttuktan sonra basın işleriyle görevli memura uzattı. Acı bir gülümsemeyle ‘Bunu saklayınız’ dedi.


‘Hatif Gazetesi’ Yunanlar Eskişehir’i aldıktan sonra Eskişehir’de yayınlanmaya başlamıştı. Gazeteyi çıkaran devletin resmi yayınlarını basmak için kurulmuş olan İl matbaası müdürü Hüsnü Yusuf adında bir devlet memuruydu. Mustafa Kemal’i lanetleyen bu şiiri de Hüsnü Yusuf yazmıştı. Yunan’a kaptırılan topraklarda yeni ihanetler yeşeriyordu.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 251)


24 Temmuz 1921’de Milli Savunma Bakanı Fevzi (Çakmak) Paşa, TBMM’deki gizli oturumda kürsüye çıktı. Savaş yorgunluğu yüzünden belli oluyordu. Ankara’nın boşaltılmasından söz etti. Meclisin Kayseri’ye taşınması gerektiğini söyledi. Tartışmalar başladı.


Fevzi (Çakmak) Paşa “Milli Savunma Bakanı olarak yenilgiden bizzat ben sorumluyum” demesine rağmen muhalifler ikna olmadı.


TBMM’deki muhalifler Atatürk’ün ordunun başına geçmesini istiyorlardı. 4 Ağustos 1921’de TBMM gizli oturumunda Mersin Mebusu Selahattin Bey, kürsüden Atatürk’ün adını vererek “Ordunun başına geçsin” dedi. Meclis birden hareketlendi.


Atatürk muhalifleri, ordunun büsbütün yenildiğini, davanın kaybedildiğini düşünerek yenilginin tüm sorumluluğunu Atatürk’e yıkmak için, diğer milletvekilleri ise – ki bunlar çoğunluktu – Türkiye’yi bir felaket çukurundan ancak Atatürk’ün çekip çıkaracağını düşünerek onun ordunun başına geçmesini istiyorlardı. Atatürk’ün o koşullarda ordunun başına geçmesini sakıncalı bulanlar ise onu “son ümit” olarak görenlerdi. Atatürk ordunun başına geçer ve yenilirse “ son ümit “ de yitirilebilirdi. İşte bu “son ümidin yitirilmemesi için” Atatürk’ün şimdilik ordunun başına geçmemesi gerektiğini düşünüyorlardı.


Ancak yapılan görüşmeler ve tartışmalar sonunda TBMM, “son çare“ olarak Atatürk'ün başkomutan olmasına karar verdi.


Atatürk meclise verdiği önergede “TBMM’nin sahip olduğu yetkileri fiilen kullanmak şartıyla ”başkomutanlığı kabul ettiğini belirtiyordu. Atatürk önergesini şöyle bitiriyordu.


“ Ömrüm boyunca milli hakimiyetin en sadık bir kulu olduğumu millete bir defa daha gösterebilmek için bu yetkinin üç ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırılmasını ayrıca rica ederim”

Meclisten itirazlar yükseldi. Muhalifler



“ Başkomutan değil ancak başkomutan Vekili “ olabileceğini ve “ meclisin yetkilerini kullanmasının söz konusu olamayacağını” ileri sürdüler.


Atatürk şüphe ve kararsızlıkları dağıtacak şekilde kanuna “ bağlayıcı hükümler” konmasını istedi.


5 Ağustos 1921 ‘de 184 milletvekilinin oy birliği ile “ Başkomutanlık Kanunu “ kabul edildi. Kanunun 2. Maddesinde başkomutanın ordunun maddi manevi kuvvetini arttırmak için “ TBMM’nin buna ait yetkilerini meclis adına fiili olarak kullanacağı” kanunun 3. Maddesinde ise verilen sıfat ve yetkilerin üç ayla sınırlı olduğu ve “ meclisin gerek gördüğü taktirde bu sürenin bitmesinden önce de bu sıfat ve yetkileri kaldırabileceği” ifade ediliyordu.


Edirne Mebusu Şeref Bey, “ Milleti kurtaracaksın ve tarihe adın altın harflerle yazılacaktır” dedi.


Başkomutanlık Kanunu’nun kabulü üzerine kürsüye gelen Atatürk, kendinden emin, meclise ve millete şöyle söz verdi.


“Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka yeneceğimize güven ve inancım sarsılmamıştır. Şu dakikada bu kesin inancımı yüksek topluluğunuza karşı bütün millete karşı, bütün dünyaya karşı ilan ederim”


Atatürk yaratacağı “ etkiden “ emindi.


ATATÜRK ETKİSİ / SİNAN MEYDAN / 152-152-154

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG