25 Şubat 1921

Londra Konferansı'nda Ankara ve İstanbul delegasyonları birer bildiri yayımladılar. Bildirilerde, Türk devletinin 1913 yılı sınırlan içinde yeniden kurulması, İzmir'in boşaltılıp Türkiye'ye verilmesi, Boğazlar'da Türkiye'ye egemenlik garantisi verilmesi, kapitülasyonların bütün uzantılarıyla birlikte kaldrılması, kıyılan savunabilmek için deniz kuvvetlerine sahip olma hakkı istendi. Tevfik Paşa, Konferans'ta sözü gene Bekir Sami Bey'e bıraktı. Bekir Sami Bey, İzmir ve Trakya'da adil bir nüfus araştırması ve bunun sonucunda İtilaf Devletleri'nin vereceği karan peşinen kabul ettiklerini bildirdi. İngiliz, Fransız, İtalyan temsilciler, Ermenistan ve Kürdistan'la ilgili maddeler dışında Sevr Anlaşması'nın diğer hükümlerini kabul edip etmediği konusunda onu sıkıştırdılar. Bekir Sami Bey, Tfakiye'nin, genel olarak bağımsızlığının sağlanması şartıyla bazı fedakarlıklar yapabileceğini söyledi. L. George'un bugün akşama kadar kesin bir cevap istemesine karşılık, Ankara'dan talimat almak zorunda olduğunu bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Konferansa sunulan Türk isteklerinin mali ve iktisadi konularla ilgili bölümünde İtilaf Devletlerinin ülke üzerindeki mali denetimi kaldırması istenmiştir. Oysa bu denetim en fazla Türklere yararlı olmaktaydı.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 126


Hüsrev Gerede anlatıyor:


Londra Konferansı 12 Mart 1921’e kadar sürdü. Ne yazık ki kent dışında gezmeye fırsatımız olmadı. Bize ayrılan ve otelin önünde bekleyen otomobilleri çağırmak için ‘Ankara!’ diye seslenmek yetiyordu. Gazeteler giyim kuşamımızın şıklığından, tesadüfen çoğumuzun uzun boylu, biçimli adamlar olmamızdan dolayı, bizden yana birçok yazılar yazdılar.


İlk kez gördüğüm Londra kentinin zenginliğine, İngilizlerin hesabına dünyanın çalışıp oraya her şeyin en iyisini göndermekle yükümlü olmasına şaşırdım. En iyi Çin çayı, en güzel Havana purosundan tutun da inci, elmas gibi her şeyin kusursuzu burada.


Bir tiyatro çıkışında, eğlence yerlerinin salonlarında, bizim otelin dans salonunda gördüğüm kadınların üzerlerindeki elmas ve inciler, en tutucu bir adamı sosyalist, dengesiz bir insanı belki Bolşevik yapacak derecede bol. Fakat yoksulluk da sokaklarda dolaşıyor. Gelirlerine ek katkıda bulunmak isteyen işçi toplulukları, işsiz kalan bir sürü çaresiz insan, sokak aralarında polis kovuncaya dek keman çalan, şarkı söyleyen dilenci kadın ve erkekler, biraz gözlem yeteneği olan her gezginin gözüne çarpacak durumda idi.


Bize rehber olarak pek kibar bir İngiliz albayı vermişlerdi. İstanbul Heyeti’nin rehberi de ünlü Yüzbaşı Benet idi.


Kusursuz Türkçe bilen ve Malta’ya sürülen yurtseverleri birer birer tutuklayan bu istihbarat servisi yılanı ile Savoy oteli’nde tanıştık. Beni İstanbul’da aradığını, yakalayabilseydi Rauf’la Malta’ya göndereceğini bir jandarma subayına söylediğini duymuştum.


Otelimizde bir de Hindistan’dan gelmiş Hint Heyeti vardı. Bu heyet, onurumuza bir davet verdi. Bekir Sami Bey Farsça bir konuşma yaptı. Ben de Türkçe olarak uygun birkaç şey söyledim.


Bu Hintlilere, Hint Hilafet Komitesi’ne mensup Abdullah Sagir adında, Hilal-ı Ahmer’e yardım için gelen bir delegeyi tanıyıp tanımadıklarını sordum. Tanıdıklarını söylediler.


Abdullah Sagir Ankara’ya bu kimlikle gelmiş. Samsun’dan bu yana arkadaşım Kurmay Albay Kemalettin Sami ile birlikte yolculuk yapmışlar. İstanbul’dan yanına bir de rehber vermişler. Doktor Adnan Bey bu adamdan kuşkulanarak yazışmalarını kontrol ettirmiş. İstanbul’daki İngiliz Komiserliği ile bize karşı çalıştığı ve Mustafa Kemal’e bir suikast hazırlamakla görevli olduğu anlaşılmış, İstiklal Mahkemesi’nde açıkça suçunu kabul etmiş olduğundan, Ankara’da asılmıştı.


Ankara’da kişisel olarak görüştüğüm, çok iyi öğrenim görmüş bu adam itirafında, kendisinin Müslüman olduğunu, fakat babasız ve anasız bir çocuk olarak İngilizler tarafında büyütülerek eğitim ve öğretim yaptırıldığını, gizli haber alma örgütünün adamı olduğunu, Kabil’deki suikastın da kendisi tarafından hazırlandığını söylemiş, asılacağı gece sabaha dek Kur-an okumuştur.


Tutsaklıktan kurtulmak için silaha sarılan dindaşlarına en büyük hıyaneti yapacak derecede vicdan ve ruh yoksunu insanları kullanan ve bundan kazanç sağlayan da İngiliz Gizli Haberalma Örgütüdür.


(Kaynak: Hüsrev Gerede’nin Anıları / Hazırlana: Sami Önal / Syf 216)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG