25 Ağustos 1920 Çarşamba

Fransız uçaklarından Antep üzerine atılan bildirilerde halk teslim olmaya çağrıldı. Bombardıman da devam ediyor. Antep halkının bir kısmı şehri terkediyor. Adana ovasında durum milli kuvvetlerin aleyhine gelişiyor. Fransızlar Türk kuvvetlerinin toplandığı Zeamet köyüne saldırarak burayı ele geçirdiler. Sayıları az olan çeteler, Seyhan Nehri'nin batısına çekildiler. Doğu'da Ermenilerin Posok Dağı'na yaptığı saldırılar püskürtüldü. Ertuğrul grubu bölgesindeki Bağçaçık'ta Yunanlılarla çarpışmalar. Güney Cephesi Komutanı Selahattin Adil Bey, Antep'i kendi haline bırakarak Maraş'a döndü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 187)


Yakup Kadri Karaosmanoğlu ‘Vatan Yolunda’ kitabına anlatıyor:


(Kaynakta tam tarih belirtilmemiştir.)


Bir gün Fransız askeri sansüründen şöyle bir tebliğ alacaktık: ‘İkdam Gazetesi İşgal kuvvetleri Kumandanlığının emriyle ilga olunmuştur.’ Niçin? Demeye vakit kalmadı, gazete önüne iki süngülü Fransız askerinin dikildiğini gördük. Ben gerçi ne İkdam’ın sahibi, ne de mesul müdürü idim. Bununla beraber içimde isyana benzer bir tepkinin uyandığını hissetim ve hemen Fransa Yüksek Komiserinden bir mülakat istedim. Aynı gün Yüksek Komiser’in beni ertesi gün beklediğini söylediler.


(Fransız komiseri Yakup Kadri’yi dinler ve araştırma neticesini kendine bildireceğini söyler. Ertesi gün Fransız sansür şefi Yakup Kadri’yi çağırır.)


Sansür komiseri İkdam gazetesinin bazı yerlerini bana uzatarak ‘Yüksek komisere bundan niye bahsetmediniz? Diye sordu. Bu yazı Paris’in en maruf gazetelerinden biri olan (Le Matin) den tercüme edilmiş bir zabıta vakası röportajı idi.


‘Peki Le MAtin’in neşriyatından bir Türk gazetesi ne suretle mesul oluyor?’ dedim.


Fransız subayı ‘Bizim gazetelerimizden tercüme edilecek başka şey bulamadınız mı?’ diye haykırdı. ‘Siz bununla Fransa’yı küçük düşürmek istediniz.’


Bu çığırından çıkmış asker taslağına nasıl anlatabilirdim ki İkdam’ın maksadı, bahis konusu kaçak Fransız casusunun saklandığı yerlerde vaktini türlü zevk ve eğlencelerde geçirmekte oluşuydu.


Sansür şefi ‘Görüyorsunuz ki cevap vermekte müşkülat çekiyorsunuz’ dedi ve bana bir nevi ‘çık git’ işareti verdi. Selam vermeden çıkıp gittim.


Ertesi gün matbaada arkadaşlarla dertleşirken sansür bürosunun İkdam’ın tekrar intişarına müsaade eden tebliği geldi. İşte biz mütareke rejiminin ittirazsız havalarının tesiri altında böyle ne yapacağımız şaşırmış bir durumda idik. Fakat gün gelecek Milli Zaferin büyük rüzgarı bunları silip süpürecek ve o Fransız yüzbaşısı gitmeden ilga ettiği İkdam’a gelerek bana bir veda ziyaretinde bulunacak ve tatlı diller dökerek kendini affettirmeye çalışacaktı.


Meğer ne küçük, ne pısırık adamlarmış bize zulmedenler! Lakin, zulüm denilen şey hep böyle küçük ve pısırık kimselerin karı değil midir?


(Kaynak: Vatan Yolunda / Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Syf 78)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG