25 Aralık 1920

Çerkez Ethem olayında gelişmeler: 1) Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey, Ethem'den Kütahya kadısının görevine dönmesine engel olunmamasını yeniden istedi. Hükümet kadıyı görevine gönderirken 1. Kuvayı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, geri döndüğü takdirde onun idam edileceğini açıklamıştı. 2) Mustafa Kemal, Ethem'le görüşmeye giden ve dün Kütahya'ya varan kuruldan, 1. Kuvayı Seyyare birliklerinin yer değiştirme nedeninin acele bildirilmesini istedi. Cevap: Müsterih olunuz. Yanlış anlaşılabilecek hiç bir maksat yoktur. 3) Bakanlar Kurulu gece (25/26), gelişigüzel gönüllü er toplanmasını yasakladı. Mustafa Kemal, bir genelge ile bu durumu açıkladı, aksine hareket edenlerin asayişi bozmak ve Büyük Millet Meclisi'nin kararlarına aykırı hareket etmekle suçlanacağını bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


TBMM'nde: 1) Ermeni kırımı suçundan 5 Ağustos'ta İstanbul'da idam edilmiş olan Bayburt eski Kaymakamı Nusret Bey'in ailesine maaş bağlanması, 35 red oyuna karşı 64 oyla kabul edildi. 2) Bayındırlık Bakanı İsmail Fazıl Paşa için yapılan güven oylamasında 28 kişi güven, 6g kişi güvensizlik bildirdi. Meclis, demiryolu malzemesi satın almak için İtalya'ya gönderilen mebuslar hakkında Bakan'ın yapacağı açıklamayı yeterli görmedi. 3) Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı Bey, yaptığı bir kanun önerisiyle ev kiralarının, ev için verilen verginin 10 katından fazla olmamasını istedi. 4) Basın Genel Müdürlüğü Dışişleri Bakanlığı'na bağlandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ankara Hükümeti, bir tekzip yayımlayarak Mustafa Kemal adına bir subayın Tevfik Paşa'ya barış şartlan olarak bazı maddeler önerdiği haberinin aslı esası olmadığını açıkladı. Sözü edilen maddelerde, İzmir'in Boğazlar bölgesine katılması, Trakya'nın özerkliği, Halifeliğin Sultanlık'tan ayrılması, Boğazlar Komisyonu'na üç Türk delegenin daha katılması, Sevr'in 7 maddesinin değiştirilmesi öngörülüyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Halil Paşa'nın Trabzon'da Teşkilat-ı Mahsusa Kumandanı Şükrü Bey'e mektubu: Enver Paşa'dan aldığım talimat üzerine, Türkistan'dan Moskova'ya gelip kendisi adına buradaki işleri idareye başladım. Teşkilatı genişlettim.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Anadolu'nun son merhalesi, şimdiye kadar olanlarla karşılaştırılamayacak

nispette müşkülatlı, uzun, tehlikeli ve yorucu idi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İkinci akşamın sonunda, Gizli Telgraf Merkezinin yöneticisi, teknik personeli ve memuru belirlenmiş ve Ankara’ya yol verecek memurlar ayarlanmıştı. Ancak iş bir merkez, bir hat ve bir cihaz bulmaya kalmıştı. Bunun için Gizli Telgraf Merkezinin İstanbul’un ücra bir köşesine kimsenin dikkatini çekmeyecek bir yerde ( Büyük Postanenin uzağında) kurulması durumunu görüştüler. Gizli tel, maskelenerek belirlenen merkeze bağlanabilmeliydi. Ancak İhsan Bey, Gizli Telgraf Merkezinin , Büyük Postanede kurulmasını düşünüyordu. Yer, işgal ve sansür zabıtasının karargahı olan İstanbul Telgraf Merkezinde olacaktı. Bu inanılmaz derecede cüretkarane bir fikirdi.


İhsan Bey Mümtaz Bey’e merkez postane binasının alt katını inceleme görevini verdi. Mümtaz Bey, Cevat Bey’i de yanına alarak akşam saat 17.00’dan sonra birlikte kalorifer dairesine indiler. Orada kimse yoktu ve kalorifer kazanlarının karşı tarafında birkaç basamak merdivenle çıkılan bir yerin kapısını açıp içeri girdiler. İçerisi eskiden pil dairesi (odası) olarak kullanılmış ancak hali hazırda kullanılmayan bir yerdi. Burada içerisinde pil bataryaları konulmak üzere basamaklı uzun uzun iki taraflı raflar yerleştirilmişti. Bunların alt tarafı 7 – 8 metre uzunluğunda birer tüneli andırıyordu. Bu salonun sonunda (köşede) merkeze giren tellerin kablo uçlarının bulunduğu bir tevzi tablosu (dağıtım panosu) ve muhabere salonundan aşağı inen hatların içinde bulunduğu bir tablo (pano) bulunmaktaydı. Buradan istenilen bir teli muhabere salonundan ayırıp kurulacak bir makineye bağlamak da muhabere salonuyla irtibatını kesmek de mümkün olabilecekti. Ancak burada pil yoktu. Mümtaz Bey buna bir çare düşündü ve muhabere edilmeyen tellerden birine muhabere salonundan 120 voltluk akümülatör cereyanı (güç kaynağı) vermek suretiyle aşağıda haberleşmeyi yaptırabilecek bir enerji temin edebileceğini söyledi.


Ancak burada çalışmak için yakılacak ışık dışarıdan görülebilirdi. Bu durum büyük bir tehlike oluşturmaktaydı. Düşündüler salonun sonunda bir kapı ile geçilebilecek bir oda daha vardı. Kapının kilidini açarak o odaya girdiler. Odanın penceresi olmadığı için içeride ışık yansa bile dışarıdan görülmeyeceği gibi, etrafa ses gitmesi de mümkün değildi. Haberleşmenin sağlanması için sadece bir makine bulunması yeterli olacaktı. Bunun için hat çavuşlarının kullandıkları telefonlu bir seyyar telgraf makinesi buldular. Makineye bağlayacakları telin ucu da yanlarındaydı. Keşif sonucunu İhsan Bey ile paylaştılar ve en sonunda İhsan Bey, pil odasının içerisindeki pilciye (teknisyene) mahsus bu küçük odayı merkez yapmaya karar verdi. Bir portakal sandığı üzerinde kurdurduğu bir alıca ve bir verici makine ile merkez hizmete hazır hale geldi.


İstanbul’un işgalinden sonra Anadolu ile telgraf muhaberesinin çok sıkı bir kontrole tabi tutulduğu bir dönemde, Büyük Postanede ikame edilen bir müfreze işgal askeri ve sansür heyeti, çeşitli bahanelerle telgrafları gözden geçiriyorlardı. Bu kadar sıkı tedbir ve kontrollerin alındığı yerde gizli muhaberenin temin edileceğini düşünmek mantıkla bağdaşmazdı. Ancak vatansever telgrafçılar, prensip olarak “korkulan yerin korkusuz” olduğunu kabul etmişlerdi. Yeni Postanenin arkaya bakan ufak bir kapısından girilerek gizlice bir koridordan geçildikten sonra solda bulunan ufak bir hücreye konulan bir makine ile düzenli haberleşmeyi yapmayı başaracaklardı.


ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN/ 88-89-90

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG