25 Ekim 1921

Önceki gün Hamit Bey'le Rumbold arasında İstanbul'da imzalanan değişim anlaşması gereğince serbest bırakılan Tii.rkler, Malta'dan yola çıkarıldı. 1 Kasım'da İnebolu'da İngilizlerle değiştirilecek 59 Tii.rk'ten bazıları şunlar: Mii.rsel Paşa, Cemal Paşa, Cevat Paşa, Esat Paşa, Rauf Bey, Sii.leyman Nazif, Refet Paşa, Kel Ali Bey, Abdii.lhalik Bey, Yakup Şevki Paşa, Numan Efendi, Vasıf Bey, Celal Nuri, Ahmet Emin, Aka Gündüz, Ali Cenani, İlyas Sami, Albay Şevket Bey, Mithat Şii.krii., Sii.leyman Numan Paşa.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fransa, İngiltere ve İtalya başkentlerinde Yunanistan'a yardım ve destek sağlamak için 15'te Atina'dan ayrılmış olan Yunan Kurulu, Paris'te Briand'la ikinci görii.şmesini yapu. Briand, Sevr Anlaşması'nın yerine, bu anlaşmayı bazı noktalardan dii.zelten yeni bir anlaşma yapılmasını önerdi. Değişiklik önerilerinin Kemalistlere açıklanmadan önce Mii.ttefıklerle Yunanlılar arasında kararlaşurılmasını istedi. Kemalistlere gizli silah sevkine engel olmaya çalışacağına söz verdi. Görii.şmeyi Atina'ya bildiren Başbakan Gunaris, 21 Ekim'de yapuklarından daha umut verici bir görüşmede bulunduklarını anlattı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Rumbold'dan Curzon'a yazı: Tercii.man, Hamit Bey'le bir görii.şme yapu. Hamit Bey'e göre, barış yapılınca Ankara Hii.kii.meti kendini feshedecek, yeni seçime gidilecek, Padişah'a dokunulmayacak. Mustafa Kemal, Türkiye'nin diktatörii. olmayacak. Anlaşmada gizli hii.kii.mler bulunduğu yolunda söylentiler dolaşıyor­


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de İ.Habib: Gunaris sulh dilencisi. Ona, o kadar özlediği sulhu, yine Mustafa Kemal Paşa'nın yumruğu verecek. İkdam: Rumlar, Türk vatandaşı olarak kalacaklarsa, dışarıyla ilgililerini kesmelidirler. Yunanlılarla işbirliği yapacaklarsa Türkiye'yi terketmelidirler. Yerlerine Makedonya'dan Müslümanları alırız. Bu konuda açık hareket etmek lazımdır


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türk-Fransız barışının önemi ve yankıları:


Ankara anlaşmasından sonra Türkler —daha önce ve yukarıda sözü edildiği gibi— Ferit Bey’in başkanlığında Paris’te bir temsilciliğe kavuş­muştur. O ve eşi Müfide Ferit Hanım, yazılan ve konferanstan ile kamuo­yuna Türkiye hakkında doğru bilgiler vermeye, bazı Yunan kaynaklı ha­berleri yalanlamaya ve Türkiye’nin resmî “propagandasını yapmaya çalı­şacaklardır.


Temsilcilikte çalışan Dr. Nihat Reşat Bey, bir Paris gazetesinde yayın­ladığı, sonra ayrıca bastırıp dağıttığı bir yazıda Ankara anlaşmasının dörtlü bir anlam taşıdığını söylemekteydi: Fransa açısından, Briand ülkesi­nin kamuoyunu tamamen tatmin etmiş oluyor; Türkiye açısından, Fransa Sevres’i yırtıyor ve Türk milletine karşı girişilen haksızlığın gerçekleşmesini önlüyor; İngiltere açısından, Fransa, nasıl yanıldıklarını ve daha neler yapılması gerektiğini dostça gösteriyor; Yunanistan açısından ise Fransa, ‘ar­tık yeter!” diyor...


Anlaşmanın, Fransa’da büyük çoğunluk tarafından çok iyi karşılan­masının birkaç nedeni vardı: önce, Fransa artık Doğu ordusunun mevcu­dunu geniş ölçüde azaltabilecek, böylece askerî masraftan azalacaktı. Beş Büyükler”den Le Petit Journal, bu görüşü güzel dile getirir: Daha az as­ker ve daha az para, bundan iyisi can sağlığı!”2 Le Petit Journal bu şekil­de, kuşkusuz sokaktaki adamın kanısını söylüyordu. Sonra Fransa Doğuda ve Kuzey Afrika müslümanları arasında eski prestijini tekrar kazanacaktı. Dr. Nihat Reşat, “Fransa’nın en uzak İslâm diyarlarında bile nüfuz ve itibarının şimdiden arttığını” söylüyordu3. Küçümsenmeyecek bir nokta da­ha vardı: Fransa, Ankara ile “kimseden izin almadan anlaşmakla 19^ Mütarekesinden beri ilk zaferini” kazanmıştı.4 Kamuoyunca köklü şekilde benimsenen bu kanıya göre, Fransa hükümeti Lloyd George’un “vesaye­tinden” kurtuluyor ve Yakın Doğuda hareket serbestisini tekrar eline aldı­ğını gösteriyordu. Öyle ki, Fransız-Türk yakınlaşmasına temelde karşı çı­kan Fransızlar bile anlaşmaya bu anlamı vererek teselli oluyorlardı. Nite­kim Batı Fransa’nın büyük bölge gazetesinde Rene Pinon “Ankara anlaş­ması İngiltere’ye karşı bir direnme politikasının ilk sahnesi ise makul bir anlam taşır” diye yazmıştı.


(Kaynak: Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu 1919-1922 / Yahya Akyüz / Syf 215)


Kazım Karabekir Paşa’nın Masasından Çalınan Evraklar


25 Ekim 1921 tarihinde, Tiflis Mümessilliği’nden Şark Cephesi Komutan­lık Karargâhı’na intıkal eden şifre, o sırada Oltu’da bulunan Kazım Karabekir Paşaya, yaveri Nazmi Bey tarafından “Kişiye Özel” olarak, 26 Ekim 1921’de ulaştırılmıştır.


Söz konusu yazışmalarda, “Tiflis Mümessilliği’nin hesaplarını görmek üzere, Kars’a gelen Yüzbaşı Rıfat Efendinin, Hüsamettin Bey’den getirdiği bir tahriratta (yazı, mektup), Karsta Ruslar tarafından ele geçirilmiş ve Tif­lis Kızıl Ordu Komutanlığına gönderilmiş olan ve havali kumandanı Hilmi imzalı, 28 Eylül 1921 tarih ve 272 numaralı raporun aynen elde edilerek su­retinin rapten gönderildiğinin bildirildiği, raporun aslının arkasında Rusça ‘Benim zannımca bu kâğıt kıymetli olacak. Kazım Karabekir Paşa’nin sası üzerinden alınmıştır. Benim karşımda Talat Bey bundan beş tane ma­sanın üzerine koydu.’ cümlesinin yer aldığı, Rus Şehbenderliği ne (konsolos) mensup eşhastan birisi tarafından alınmış olmasının muhtemel olduğu, ele geçen mezkûr şifre örneğinin aynı zamanda bütün fırkaların şifre miftahı (K/29) da olduğundan derhal tebeddülünün (değiştirilmesi) lüzumlu oldu­ğu” hususları yer almaktadır.


Vuku bulan bu olay neticesinde, Kazım Karabekir Paşa, ilk tedbir olarak şifreleri değiştirmiştir. Şubede yapılan tahkikat sonucunda, aslının çalındığı ta­hakkuk etmiş, ancak Talat Bey, evrakı çalanı bulmak için gayret sarf etmek bir yana konuyla alakadar görünmemiştir. Tavır ve hareketleri garip olan Talat Bey’in, Gürcü bir kızla gönül ilişkisi olabileceği, karargahtaki bazı subayların ifadelerinden anlaşılmaktadır.


Talat Bey, olay sonrasında, kendisini kontrol ederek istihdam etmek üzere Rüştü Paşanın maiyetine verilmiştir. Afyon taarruzu esnasında, Garp Cephe­si Komutanlığı emrine tayin edilen Talat Bey, nakil öncesinde, Kars Bolşevik Konsolosunun yardımıyla Gümrü’ye kaçmıştır. Talat Bey, firarı öncesinde, Mustafa Kemal Paşaya, “Kazım Karabekir Paşanın, Harb-i Umumi’de kendi­sine (Mustafa Kemal Paşa) karşı samimi olduğu, ancak şark muzafferiyetinden sonra kendisine düşman olduğu, kendisine en müthiş rakibin Kazım Karabekir Paşa olduğu, yanına geldiğinde kendisini gözetmesi gerektiği” konularını içeren bir mektup göndermiştir.


Kazım Karabekir Paşa, ilerleyen satırlarda, “Talat Bey’in casusluk ettiği­ne inanmadığını, olayın bir gönül ilişkisinin gafleti olduğuna inandığını” be­lirtmektedir. Kazım Karabekir Paşanın, yakın çevresinde cereyan eden bu olay karşısında, duygusal davranmaktan kurtulamadığını görmekteyiz. Casusluk yapıldığına vicdanen kanaat getirilemese bile, olayın gelişimine baktığımızda, Talat Bey’in bu işte sorumluluğu olduğu muhakkaktır. Askeri bir karargâhtan, gizlilik derecesine sahip olmasa bile bir evrakın çalınabilmesi, istihbarata karşı koymanın eksikliğini gösterir. Şifre anahtarı ile birlikte çalınan evrakın çalınma zamanı ile şifre değiştirme işlemi gerçekleştirilinceye kadar geçen zamanda, birliklerin göndermiş oldukları mesajların, Ruslar tarafından çözülmüş olabileceği göz ardı edilmemelidir.


(Kaynak: Milli Mücadele İstihbarat Faaliyetleri / Serdar Yurtsever/ Syf 131)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG