25 Eylül 1920 Cumartesi

Padişahlığın ve Halifeliğin durumunu görüşmek için Meclis'te yapılan gizli oturumda Mustafa Kemal, Vahdettin için "hain" sıfatını kullandı. Ancak, İslam dünyasının desteğini almak için şimdilik Padişahlık ve Halifelik meselesinin fazla kurcalanmamasını istedi. Anayasa tasarısı görüşülürken, Halife'nin esirlikten kurtulduktan sonra saygın yerini alacağı yolunda bir ibare eklenmek istenmesi üzerine yapılan görüşmede, yapılan açıklamaları yeterli gördüklerinden önerge sahipleri önergelerini geri aldılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


(İlk bölümü 18 Eylül tarihli gönderiden incelenebilir.)


18 Eylül’de Meclis’te görüşülen programın görüşülmesi için bir komisyon kuruluyor. Başkanlığına Yunus Nadi (İzmir), raportorluğune İsmail Suphi Soysallı (Bursa) seçiliyor. Görüşmeler gizli oturumlarda da sürüp gidiyor. Bu oturumlarda kimi milletvekilleri dönüp dolaşıp sözü hilafet ve saltanat konusuna getiriyorlar. Bunun üzerine 25 Eylül’de gizli oturumda söz alan Mustafa Kemal konuşmaları arasında şunları söylüyor:


‘İkide birde Meclisi alinizin bu mesele üzerinde münakaşa açması caiz değildir. Bugün bu makamı işgal eden zat bu millet ve memleket için hain bir adamdır. (alkışlar) Halife v ePadişah sıfatını takınmış olan kimsenin bu milleti iğfal etmek için bizzat iştigal eylediği birtakım bozguncu örgütler vardır. Esir olan adam padişah olamaz. Hainane hareket ediyor.’


Mustafa Kemal 6 ay önce Meclis’in ilk açıldığı günde Vahidettin’in hainliğini biliyordu ama söyleyemezdi. O tarihten sonra gelişen olaylar padişahın tutumunu milletvekilleri gözü önünde az çok açık seçik bir duruma getirdiği için bu tonda konuşabildi.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Syf 78)


Halifelik ve Padişahlık sorunları üzerine Meclis Başkanı olarak açıklamalarda bulunması: ‘Türk ulusunu ve onun biricik temsilcisi bulunan Büyük Meclisi’ni, yurt ve ulusun bağımsızlığını, yaşamasını güven altında bulundurmaya çalışırken, Halifelik ve Padişahlıkla, Halife ve Padişah’la bu denli çok ilgilenilmesi sakıncalıdır. Şimdilik bunlardan söz etmemek yüksek çıkarlarımız gereğidir. Eğer amaç, bugünkü Halife ve Padişaha olan bağlılığı bir daha söyleyip belirtmekse bu kişi haindir. Düşmanların, yurt ve ulusa kötülük yapmakta kullandıkları maşadır. Buna Halife ve Padişah denince, ulus, onun buyruklarına uyarak düşmanların isteklerini yerine getirmek zorunda kalır. Hain, ya da onun gücünü ve yetkisini kullanması yasak edilmiş olan kişi, aslında Padişah ve Halife olamaz. Öyle ise onu çıkartıp yerine hemen başkasını seçeriz demek istiyorsanız, buna da bugünün koşulları elverişli değildir. Çünkü Padişahlıktan ve Halifelikten çıkarılması gereken kişi, ulusun içinde değil, düşmanların elindedir. Onu yok sayarak başka birini Padişah ve Halife olarak tanımak düşünülüyorsa, o zaman bugünkü Halife ve Padişah haklarından vazgeçmeyerek İstanbul’daki hükumetiyle, bugün olduğu gibi, yerinde oturup çalışmalarını sürdürebileceğine göre ulus ve Büyük Meclis, asıl amacını unutup halifeler sorunu ile mi uğraşacak? Ali ile Muaviye çağını mı yaşayacağız? Kısacası bu sorun geniş ince ve önemlidir. Çözümü bugünün işlerinden değildir. Sorunu kökünden çözümleyemeye girişecek olursak bugün içinden çıkamayız. Bunun da zamanı gelecektir.’


(Kaynak: Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve Yurt Gezileri / Necati Çankaya / Syf 100)


Genelkurmay Başkanı İsmet Bey ve İçişleri Bakanı Refet Bey, cephelerdeki durum ve asayiş hakkında Meclis'te bilgi verdiler. Meclis'te, olaylar konusunda halkın yeteri kadar aydınlatılmadığı ileri sürülerek propagandaya önem verilmesi gerektiği belirtildi. İsmail Suphi Bey, "Propaganda için sarf edeceğimiz 50.000 lira, bizi 50 milyon liralık zarardan kurtarır" dedi. Basın ve Haberalma Genel Müdürlüğü'nün bakanlık haline getirilmesi istendi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Antep Fransız Kuvvetleri Kumandanı Andrea, Özdemir Bey'in dünkü cevabı üzerine yazdığı mektupta, "Korkmaya sebep yoktur. Fransızlar Türkiye'ye yardım ediyor. Sultan İstanbul'da bırakılmışsa Fransızlar sayesindedir. Yenildiniz, boyun eğmeye mecbursunuz" dedi. Özdemir Bey'i Amerikan Hastanesi'nde görüşmeye çağırdı. Özdemir Bey, geleceği cevabını verdiyse de Merkez Kurulu karşı çıkınca görüşme gerçekleşmedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bursa Valiliği'nin bugünkü tarihle İstanbul'a gönderdiği rapora göre, Gemlik ve Orhangazi köylerini basan Yunan erleri ve Ermeni çeteleri, 50 kadar köylüyü öldürdüler, evleri yağmaladılar. İstanbul Hükümeti'ne bölgeden bu konuda birçok raporlar gönderiliyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İtilaf Devletleri'nin, Sevr Anlaşması'nı imzaya ikna etmek üzere Ankara'ya bir İstanbul hükümet kurulu gönderilmesi önerisine Başbakan Damat Ferit Paşa karşı çıktı. "Kurul, Kemalist hareketin cani müsebbipleriyle ilişki kurmasın" dedi. Fransız Yüksek Komiseri, diğer komiserlere onun görevden uzaklaştırılması gerektiğini söyledi. (Diğer yüksek komiserler de düşünüyorlar).


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


MISIR


Kurtuluş savaşı sırasında Ulusal Akım İslam Dünyasına dönük bir politika Da izlemekteydi. İngiltere’ye ve Yunanistan’a darbe vurabilmek, Anadolu mücadelesinde onların diretmesini engellemek için her yolu denemekteydi. Ancak Türk ordusunun bütün İslam dünyasını kurtarmak için geniş bir hedefe yönlendirilemeyeceği anlatılmakta, bütün İslam ülkeleri bağımsızlığa teşvik edilmekteydi. Bunlardan birisi de Mısır’dır.


Mısır milliyetçileri ile İngilizler arasındaki çatışmalar Vatan Partisi Başkanı Sait Zağlol Paşa ile İngilizler arasındaki görüşmeler sonuca yaklaştığı için durmuş gibiydi. İngilizler’in Mısır’ı boşaltmasını ve Mısır’ın bağımsızlığını isteyen milliyetçiler bağımsızlığa yakın haklar elde etmişlerdi. Bunu ve İngiltere ile ilgili gelişmeleri Yeni Gün ; “İngiltere köşkünün dört bir tarafındaki çiftliklerde yangın var. Köşkü besleyen işçilerde isyan belirtileri görülmeye başladı. İrlanda , Mısır, İran ve şimdilik dumanı tüten sadece Hindistan – İngiliz saltanatının durumu naziktir. Ateşi bir an önce boğmak gerekir. Yoksa hem saçaklar tutuşacak ve hem de gelir azalacaktır. Ama bunların hangisine asker yetişir?” diye yorumlamakta ve alkış tutmaktadır. Bununla beraber Mısır’ı da uyarmayı unutmamaktadır.


“Lord Milner Doğu uluslarını çok iyi tanır. Ona göre Doğu’lular şekle önem verirler, içeriğe değil dışına bakarlar, edebiyatlarına bile hakim olan fikir değil üsluptur. Milner onun için Mısır’a bağımsızlık verildiğini söylemiştir. Ama bu bağımsızlığa hiç benzememektedir. Sorun bitmemiştir. Çünkü bir miktar İngiliz askeri Mısır’da yine kalacak, İngiliz elçinin yetkileri çok geniş olacak , maliyeyi kontrol ve bütçeyi red edebilecek bir İngiliz danışmanı bulunacak, adliyede geniş yetkili bir İngiliz müşavire yer verilecek, dış politikada İngiliz’in dostuna dost, düşmanına düşman olunacak. İngiltere isterse Mısır asker ve para yardımı yapacaktı. Değişen himaye kelimesidir ve yerine istiklal kelimesi konmuştur. Kafiye gitmiş , Safiye gelmiştir.”


KURTULUŞ SAVAŞINDA ANADOLUDA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 237 – 238

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG