25 Kasım 1921

İttihatçılar: 1) Tacikistan'da "Basmacılar" adı verilen yağmacılara ulaşan Enver Paşa, burada Sovyet devrimi ve yenilikçilere karşı mücadeleye başladı. Enver Paşa, not defterine şunları yazdı: Harap bir camide cuma namazı kıldık. Lakay uluları, Türkmen ve Kırgız uluları geldiler. Halife damatlığından başlayarak her şeyi söyledim. Kur'an ve ekmek fızerine yemin ettim. Gözyaşlarımı tutamayarak ağladım. Seni kendimize padişah tanıdık, dediler. (Aydemir 3, III: 613)) Halil Paşa, Tiflis'te Türkiye askeri ateşesi ile görfışerek Hükumet aleyhinde bulunmadıklarını, komünist olmadıklarını ama komünizme de muhalefet etmediklerini, Enver Paşa'nın, Anadolu'ya geçmesine karşı çıkuğı için kendisiyle dargın olduğunu, Irak'ta İngilizlere karşı yerli kuvvetlerle birlikte çalışmaya hazır olduğunu söyledi. Bu bilgiler Hükümet'e aktarıldı. (Karabekir 3: 273) 3) Karabekir'den Başkumandanlığa ve Dışişleri Bakanlığı'na: Büyfık Millet Meclisi siyasetine darbe vurmak için pek mühim hazırlıklar var. Bunlara Almanlar ve Ruslar yardım ediyor. Bütün mevcudiyetimizi yakıp kül etmek istiyorlar. (Karabekir 3: 222) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiltere, Fransa'nın 1 7 tarihli cevabına karşılık vererek, verilen güvenceye memnun olduğunu, genel barış anlaşması yapılınca Fransanın Türkiye ile yapuğı 20 Ekim tarihli anlaşmanın da değişmesi gerektiğini bildirdi (Şimşir 3: 292) . (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türk-İngiliz ilişkileri: İngiliz Dışişleri, 1 7 tarihli başvurusuna karşılık Davidoffla görüşemeyeceğini bildirdi (Şimşir 3 : 299) . * Bulgar Kyrctcheff, İngiliz Dışişleri'nden Mr. Osbome'a mektubunda, "Dostum Davidoffla görfışmeyi yararsız görfıyorsunuz. İstanbul'daki büyfıkelçiniz, Mustafa Kemal'in bir temsilcisi

ile görüşebilir. Trakya'dan Yunanlıları çıkarmak karşılığında Türkiye'nin dostluğunu kazanabilirsiniz. Ondan sonra Stanbulinski de etkiniz aluna girecek" dedi. Dışişleri'nde konulan not: Ankara, İstanbul'daki Yüksek Komiserliğimiz aracılığı ile İngiltere'ye yanaşabilir, yanaşmalıdır. (Şimşir iV: 88) * Harington, Savaş Bakanlığı'na telinde Rumbold'un Ankara ile müzakerelerin faydasızlığı görüşüne karşı çıkarak "Askeri bakımdan İstanbul'da güçlüklerimiz aruyor; müzakerelere tez den girişilmelidir" dedi (Şimşir iV: 87) . (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İtalyan Siyasi Temsilcisi Marko Garoni, İkdam muhabirini kabul ederek, hiçbir devletle savaş halinde olmadıklarını, Türkiye ile de tek başlarına barış yapamayacaklarını, Ankara'daki görüşmelerin siyasi mahiyette olmadığını söyleyerek "Türkler dünyanın en iyi adamlarıdır" dedi. Türklerin yabancı sermayeden ve yabancıların da Türklerle ortaklık kurmaktan çekinmemelerini tavsiye etti. (İkdam: 27) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yenigün: Times'in son yazdığı mühim makale diyor ki: Biz Fransızların Türklerle sulh yapuklanna değil, İtilaf Devletleri'nin Türkiye ile umumi bir sulh yapmadıklarına üzülüyoruz(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Ankara İtilafnamesi münasebetiyle İngiliz ve Fransız gazeteleri arasında mühim münakaşalar. -Damat Ferit'le İngiltere arasında 1 2 Eylül 1 921 'deyapılan gizli anlaşma metni. (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


HARİCÎ SAFHA

Dedim ki Rumluk meselesi dâhilî bir mesele değildir. Rumlar "ne olursa olsun Türklerden kurtulalım, hangi ecnebi idaresi gelirse gelsin bizi kurtarsın demiyorlar. Bilâkis onlar Yunan'a iltihak edemeyecek, mavi ve beyaz bayrağa kavuşamayacak olduktan sonra, yine alâ hâlihi bizde kal­mak istiyorlar, eğer Yunan'dan mâadâ herhangi bir ecnebi idâresi gelse Rumlar belki bizden daha büyük bir şiddetle muhalefet ederler, çünki bütün Rumlar biliyor ki başka bir ecnebi idaresinde Türkiye'den daha mesut olacak değillerdir.

Bir iki ay evvel bir yazımda "Boşo"nun bir sözünü istişhâd etmiştim. Evvelce Osmanlı mebusu, bilâhire Yunan nâzın olan "Boşo"nun Balkan Harbi'nden evvel, İstanbul'da umumî bir konferans verirken söylediği o sözü bir daha tahattur edelim: "Türkiye bizim için ana, Yunanistan hem­şiredir: İnsan hem anasını, hem hemşiresini sever!" Bu sözde yarım ve topal bir hakikat var. Evet Rumlar al ve beyaz yemenili o anayı severler; fakat mavi ve beyaz hotozlu hemşire mevzubahs olmamak şartıyla!

O ana ki asırlardan beri onları himaye etmiş, zengin etmiş, mesut et­mişti. O anaya karşı yalnız memnun değil, belki minnettardırlar. Lâkin o hemşire ki onlara büyük bir Yunanistan vaadediyordu. Onların kulaklarına bütün Rumları aynı bayrak altında toplamayı tebşîr ediyordu. İşte Rumlar bu hemşire için o anayı boğmaya kalktılar ve işte meselenin bütün ha­kikati de, bütün ruhu da burada!

Hakikatları inkârda manâ ve saklamakta fayda ne? Ortada Rumluk meselesi nâmıyla sızlayan bir yara, kanayan bir irin, en had devıesinde biı hastalık var. İstiyor muyuz ki o yara kapansın, o irin dinsin, o hastalık oı- tadan kalksın; Öyle ise marazın a'râzıyla uğraşmayalım, marazın köküne ve menbâına gidelim. Soralım ki o maraz nereden geldi ve o marazın menbâı nerede? Artık bu Atina'nın nerede olduğunu, Rum Patriğinin ne­rede oturduğunu bilmek kadar açtk bir hakikattir: O marazın mikroplan "Akropolden geldi ve Fener Patrikhanesi o mikroplar için bir transit de- poşu oldu!

Bunu Keskin Metropolidi muhterem Papa Eftim Efendi de sak­lamıyor. Ve yazdığı makalelerde 1826 senesinde Fener Patrikhanesinin aile ocaklarında ve kiliselerde gizli gizli yaşattığı Türk düşmanlığını açık­ça itiraf, Yunanlı metropolidlerin oynadığı rolü samimiyetle işaret ettikten sonra bütün bunlardan çıkan neticeyi bir cümlede hülâsa ederek bize bil­diriyor: "Bu yüz senelik mesâî sahillerde pek çok fenalıklar yapmış, pek çok tesirler göstermiştir".

Rumluk meselesinin nasıl hâricî bir mesele olduğunu anlamak için "Etniki Eterya"nın tarihinden, onun yüz senelik mesâisinden bahse hacet yok, son senelerin vekayına ve son mâceranm safahâtına kısa bir nazar atmak bunu anlamaya kâfidir: Balkan Harbi'nden sonra kral olan Kons- tantin, atının üstünde, yeni kazandığı Selânik ve havalisinde gezinirken, yolun üzerinde kendine selâm duran ve beş ay evvel bizim tebâmız olan bir Rum muhtarının, hükümdarlara yakışan azametli bir tevazuyla hal ve hatırım sordu :

- Nasılsın, iyi misin?

Rumların en hakiri bile şâhâne sözler söylemeyi sever. Muhtar cevap verdi :

- İstanbul'a girdiğinizi görmekten başka bir derdimiz yok, haş- metmeab!

Daha o zamandan kendine Onikinci Konstantin" ünvanını veren haşmetmeab da dudaklarına esrarlı bir tebessüm çizerek eliyle Onbirinci Konstantin in maktûl düştüğü beldeyi göstererek Rum muhtarını tatmin etti:

- Korkma, yakında, oraya girdiğimizi de göreceksin!

İşte bu kuçuk muhabere bin destandan müessir, bin tarihten beliğdir: Büyük Yunanistan, büyük Yunanistan!

denizin maviliğine doğru lekeli bir el gibi uzanan o küçük pençe, solucan parmaklarıyla hep bu büyük işi kurcaladı. Serumunu ve aşısını Fener Patrikhanesi'ndeki transit deposundan alan Rumlar da hep o pen­çenin kendilerine uzanmasına hasret çektiler. Venizelist siyaseti, Kons- tantin siyaseti, o fırka, bu fırka bunlar hep lâf: En mini mini bir Yu- nanlı'nm dimağında bile büyük bir "megalo idea" yatıyor!

Balkan Harbi'nden sonra büyük Yunanistan, belki en büyük hayalli bir Yunanlı ve en megalocu bir Rum için bile herhalde uzakça bir hulyâ idi, lâkin, Umumî Harb den sonra biz boynuna kement atılmış bir koyun vaziyetine girince, o uzak hulyâ her Yunanlı ve her Rum'un nazarında elle tutulur bir hakikat oldu: Artık ne Yunanlılar basirete, ne Rumlar maskeye lüzum görmediler!

Venizelos idaresi Bursa'yı ıskat ve bütün Edime vilayetini istila ettiği vakit, Rum ve Yunan gazeteleri şöyle yazdı: "Yunan ba's-u ba'de-1 mev­tinin mukaddimesini gördük!" Anlıyorsunuz ya İzmir'in işgali, Bursa'nın ıskatı, Trakya'nın istilâsı bütün bunlar bir gaye değil, büyük Yunanistan teşekkülüne doğru atılmış bir adımdır! Ondan sonra ikinci bir adım İs­tanbul alınacak, üçüncü bir adım Kızılırmak'a kadar tevsî edilecek, dör­düncü bir adım bütün Karadeniz sahili fetholunacak, beşinci bir adım, al­tıncı bir adım, belki İskender saltanatı olduğu gibi ihya edilecek,lâkin bu son adımlarda tabiî artık biz ortada bulunamayacağımız için, Yunanlılar o zaman Suriye'de Fransızlar, Mısır'da İngilizlerle uğraşacak!

Bu, ne hayâl, ne lâtifedir: Yunan muhayyilesi ölçü, endaze tanımaz! Bakınız Venizelos, cebinde "Sevr Muâhedesi" muzaffer ve müftehir, Atina'ya döndüğü vakit meşhur bir nutkunda ne diyor"! Biz ilk adımı attık, bundan sonraki adımlan evlâd ve ahfâdımıza bırakalım!"

Yani Venizelos vâkıâ bütün gayr-i müstahlis Rumları kur- taramamıştı Fakat o bunların kurtarılmasını âtiye bırakıyordu. İşte Kons- tantin Eskişehir'e girdiğinden sonra, o Girit'li rakibinin yapamadığı şey. yapmak, onun evlâd ve ahfâda terkettiği adımları o kendi atmak istedi.

Artık eski Bizans olduğu gibi diriliyor ve Kosti, Ayasofya'da Onı- kinci Konstantin hil'atini giyiyordu!

Yine işte bunun içindir ki Yunan Başkumandanı Papulas, Ankara üzerine yürürken bir ecnebi gazetesi muhabirine: "Türklerle artık bütün meseleleri .toptan halledeceğiz?" diyordu. Yani Papulas da artık âtiye bir- şey bırakmıyordu.

İşte biz de bunu istiyoruz. Biz de istiyoruz ki âtiye bir şey kalmasın, bu sefer meseleyi öyle halledelim ki: Kimse artık gayr-i müstahlis Rum­luktan bahsetmesin, istiyoruz ki ortada ne bir sivilce ne bir nüks ihtimali, mesele tamamen halledilsin: "Fakat nasıl mı?" diyeceksiniz. Oh, artık bu sual ile bahsin en müsbet sahasına girmiş oluyoruz.

Açıksöz, 24 Kasım 1921, Sayı : 343.

(Kaynak: İsmail Habib Sevük / Mustafa Eski / Syf 186)

1. ve 2. Inonu, Kutahya-Eskişehir ve Sakarya Meydan muha­rebelerinin hep Bursa-Eskişehir-Ankara doğrultusunda cereyan etmesi nedeniyle Papoulas, Sakarya’dan batıya doğru çekilirken önce Tüıkleıin yeniden Eskişehir e doğru yöneleceğini düşün­müştür. Tam buna göre tedbir almaktayken Batı Cephesi Komutanlığının Güzelim Dağı na yaptığı taarruz onu bu gafletten uyandırmıştır. Kurmaylarıyla yaptığı değerlendirmeler sonucun­da Türklerin Afyon’a da en az Eskişehir kadar, hatta daha da fazla önet atfettiğini göstermiştir. Bunun üzerine Yunan ordu komuta­nı Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında yalnızca 4. Tümenle yerleştikleri Afyon bölgesini süratle takviye etmiş, Afyon kesi­minde Kazuçuran’dan Toklu Sivrisi’ne kadarki cephe hattında iki kolorduyla savunmaya geçmiştir.

Yunan karargâhına göre Türk Ordusunun tek ana ikmal hattının Konya-Afyon demiryolu olması ve Eskişehir’e taarruzu destekleyecek tren yolunun kullanılamaz hali, muhtemel Türk taarruzu için Afyon’u tek seçenek haline getirmektedir. 1921 Kasım ayı biterken Türk tümenlerinin yerleşimi de Papoulas ve kurmaylarının öngörülerini doğrular niteliktedir. Zaten Türk ta­rafının da Afyon’a olan ilgisini gizleme gayreti yoktur. Batı Cep­hesi Komutanlığı güneye Akşehir’e, lnci Ordu karargâhı Çay’a, 2^ Ordu karargâhı Bolvadin’e gelerek yerleştiğinde zaten durum netleşmiştir.

Türkler Afyon’dan saldıracaklardır.

Ama hangi Afyon’dan?

Akarçay'ın kuzeyinden mi, güneyinden mi?

* * *

Güzelim Dağı Muharebesi nin sona ermesiyle birlikte her i^ taraf da tutundukları hatlara yerleşmiş, yaıalarını sarmaya başla mışlardır. Her ne kadar Mustafa Kemal Paşa nın aklında hâlâ eh ğılmış Yunan Ordusuna bir baskın taarruz yapmak olsa da, Batı Cephesi Komutanlığının asker ve silah gücü de, ikmal olanakları da buna elverişli değildir. Bu durumda iki dövüşçü de bir süreliği­ne köşelerine giderler.

12 Ekim 1921 günü Yunan Küçük Asya Ordusunun kuruluşu ve cephe kuzeyinden güneyine doğru yerleşimi şu şekildedir:1

Ordu Karargâhı İzmir’de.

Kuzey Grubu (karargâhı Eskişehir’de)

11. Tümen(Köprühisar bölümü)

Bağımsız Tümen (Karaköy-Söğüt hattı) III. Kolordu

3. Tümen 10. Tümen 7. Tümen 9. Tümen(Porsuk kuzeyinde, Bozdağ bölümü) (Porsuk güneyi, 7. Tümenden bir alayla takviyeli) (Hasanbey’de kolordu ihtiyatı, bir alayı eksik) (Şeydi Suyu vadisinde ihtiyat)

Güney Grubu (Karargâhı Afyon’da)

II. Kolordu 13. Tümen 5. Tümen 1. Kolordu 12. Tümen 4. Tümen 1. Tümen 2. Tümen Süvari Tugayı(Ağızören bölgesi) (Kozluçay bölgesi) (İscehisar bölümü) (KalecikSivrisi-Savran hattı, 49. Alayla takviyeli) (Büyük Corca’da ihtiyat) (Erkmen’de grup ihtiyatı) (Ordugahı Eskişehir’de)

Bunla1 ih dışında işgal bölgesinde asayişi sağlamak üzere 18.800 kişilik jandarma gücü de ayrılmıştır.

Güzelim Dağı Muharebesi bittikten sonra bile, önemli mik­tarda Türk kuvvetinin Çay-Bolvadin hattından güneye, Sandıklı bölgesine kaydııildiği yönündeki istihbarat raporları Yunan karar­gâhının dikkatini Afyon bölgesine çevirir. Türklerin ordu mevcu­dunu arttuma faaliyetleri, İtalya ve Sovyet Rusya üzerinden hız­lanan silah tedariki bir taarruzun habercisidir. Bu taarruz Yunan ordusunun asıl gücünün İzmir’le bağlantısını koparmaya yönelik olacaktır. Bunun yapılabileceği en uygun yerse Afyon’dur.2

Yunan istihbarat raporlarına göre, 1921 Ekim sonunda 23 piyade ve beş süvari tümeninden oluşan Türk Batı Cephesi gücü­nün üçü İzmit bölgesinde, beş piyade ve üç süvari tümeni Yunan Kuzey Grubu karşısında, on piyade ve iki süvari tümeni Afyon kesiminde, bir tümen Sandıklı, iki tümense Menderes havzasın- dadır. Kalan iki tümenin yeri ise bilinmemektedir.3

Çok değil, dört ay önce İsmet Paşanın çektiği çileyi Papoulas devralmış, roller değişmiştir. Şimdi kayıp tümen arayıp bulma telaşındakiler Yunan kurmaylarıdır.

Oysa Yunanların Gemlik Körfezi’nden Menderes’e kadar 700 kilometrelik bir cephede yıpranmış durumda 15 piyade tüme­niyle bir süvari tugayı vardır. Sakarya’daki kayıplar belki sayı olarak telafi edilebilir ama deneyimli savaşçılar yitirildiği için pi­yade birlikleri güçlü bir taarruz karşısında savunma muharebesi verebilecek durumda bile değildir. General Papoulas’ın umudu Atina’nın göndereceği takviyelerdedir.

(Kaynak: Büyük Taarruz / Selim Erdoğan / Syf 154)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG