25 Mayıs 1919 Pazar

Yunan işgali genişliyor. İzmir’i işgal eden Yunan kuvvetleri Manisa’ya girdiler. Depodaki çok sayıda silah da Yunanlıların eline geçti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan / Syf 276)


Yunan işgalini kınamak için Ankara’da büyük bir miting yapıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan / Syf 276)


Kaplıca tedavisi bahanesiyle Mustafa Kemal karargahını Havza’ya taşıdı. 24 Mayıs’ta bu kararını Harbiye Bakanlığına iletirken ‘iletişimin emniyeti için’ yine Samsun adının kullanılmasını istemişti.


(Kaynak: Mustafa Kemal Atatürk / Şerafettin Turan / Syf 225)


Havza’da Mustafa Kemal Paşa Mesudiye oteline yerleşir. Halka doğrudan ilk teması burada olur.


(Kaynak: İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e 1919 Başlangıç / Orhan Çekiç / Syf 162)


Havza yolu boyunca arabası birkaç kez arızalanır. Arızanın giderilmesini beklerken, tarlada çift süren bir köylüyü görür. Aralarında şu ilginç konuşma geçer:


Mustafa Kemal Paşa, köylüye yaklaşır.


‘Hemşeri, düşman Samsun’a asker çıkaracak. Belki buraların hepsini ele geçirecek. Sen ise rahat, toprağı sürüyorsun.’ diye takılır.


‘Paşa sen ne diyorsun?’ der çiftçi. ‘Biz üç kardaştık. İki de oğul vardı. Yemen’de Kafkas’ta, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde sekiz öksüz ile yetim, üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sapanımın ucuna bakarlar. Şimdi benim vatanım da, yurdum da aha şu tarlanın ucu. Düşman ora gelinceye dek benden hayır bekleme…’


Bu yanıt aslında tüm Anadolu’nun içinde bulunduğu durumu özetliyordu. Her evden 3-5 şehit verilmişti, her evde 8-10 yetim vardı. Ve insanlarımız yoksuldu.


İşte Mustafa Kemal bu halka dayanarak bir kurtuluş savaşı vermeyi planlıyordu.


(Kaynak: İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e 1919 Başlangıç / Orhan Çekiç / Syf 162)


Havza yolundan bir anekdot:


Otomobiller hareket eder. Şimdi menzilin sonunda hep kaplıcaları Mustafa Kemal’İn sağlığına iyi gelecek olan hem de daha güvenli olarak görülen Havza vardır.


Buraya gelinceye kadar araba birkaç kez ufak tefek arızalar yaparak durmuşsa da, zorbela çalıştırılarak epeyce yol katedilmişti.


Bir dönemeçte direksiyon Mustafa Kemal’in elindeyken birkaç kez fırladı, sarsıldı ve tamamen durdu. Şoför hemen davrandı, Benz’in her yanını karıştırdı, kurcaladı ama Benz yerinden kımıldamadı.


Mustafa Kemal zayıf bir adam olan doktor Refik’e (Saydam) yaklaşarak:


‘Doktor, Havza’ya kadar yürüyebilir misin?’ diye sakalaştı.


Sonra konuşup yarım saat ilerideki Karageçmiş’e gidip oradan bir araba tutmayı kararlaştırdılar. Mustafa Kemal bir törende öğrenci gençlerin söylemiş olduğu ve çok hoşuna giden marşı anımsadı.


Arkadaşlarına dönerek şöyle dedi:


‘Size yorulmamanız için bir çare tavsiye edeceğim. ‘Dağ başını duman almış’ marşını biliyor musunuz?’


Hepsi birbirine baktı hiçbirisi tam olarak bilmiyordu. Bunun üzerine kendi gür bir sesle söylemeye başladı:


Dağ başını duman almış

Gümüş dere durmaz akar.

Güneş ufuktan şimdi doğar

Yürüyelim Arkadaşlar!


Bunu bir iki kez söyleyince ötekiler de öğrendiler ve göğüslerini gererek, boğazlarının bütün gücüyle söylemeye başladılar.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 514)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG