25 Nisan 1920 Pazar

Meclis, 6 kişilik geçici bir icra encümeni ile 15 kişilik bir layiha (teklif) encümeni kurdu. Mustafa Kemal'in başkanlığında kurulan icra encümenindeki diğer kişiler şunlar: Hamdullah Suphi, Hakkı Behiç, Dr. Adnan, Şeyh Servet. Edime Mebusu İsmet Bey (İnönü) Genelkurmay Başkanlığı'na seçildi. Mustafa Kemal, onun seçildiğini ve göreve başladığını yarın kolordulara bildirecek, Hükümet kurulması ile ilgili olarak 2 Mayıs'ta bir yasa çıkarılacak ve buna göre 3 Mayıs'ta ilk Meclis Hükümeti kurulacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 7)


TBMM Mustafa Kemal imzasıyla millete yayımladığı bildiride, milli birlik çağrısında bulundu, İngilizlerin kışkırtmalarına kapılınmamasını istedi, Padişah'a karşı ayaklanmadığına yemin etti.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 7)


Fevzi Paşa (Çakmak), İstanbul'dan Lefke'ye Ali Fuat Paşa'nın karargahına ulaştı. Ali Fuat Paşa, Fevzi Paşa'nın gelişini şöyle anlatıyor: "Yerimden sevinçle fırladım. Yüzünden yorgun olduğu anlaşılıyordu. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur derler, kavuştuk amma galiba biraz geç oldu' dedi. Ne ziyanı var Paşam, tekrar birleştik ya cevabını verdim" İstanbul Hükümeti'nde Harbiye Nazırlığı yapmakta olan Fevzi Paşa, Anadolu hareketinin aleyhinde bir tutum takınmış, ancak, İngilizlerin hükümet üzerindeki baskılarına daha fazla dayanamayarak 1 7 Nisan'da İstanbul'dan gizlice hareket etmişti. Yarından sonra Ankara'ya gelecek olan Fevzi Paşa, 3 Mayıs'ta kurulan ilk bakanlar kurulunda Milli Savunma Bakanı olarak görev alacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 7)


Anadolu'ya silah kaçırmakla suçlanan bir yüzbaşı ve Anadolu'ya kaçmaya teşebbüs ile Padişah ve Hükümet aleyhine bildiriler hazırlamaktan gazeteci Talha ve Süreyya Beyler tutuklandı. İstanbul Hükümeti, yeni bir divanıharp kurdu. Balkan ve Birinci Dünya Savaşı suçlularının yargılanacağı mahkemenin başkanlığına Müşir Zeki Paşa atandı. Padişah, İstanbul Belediye Meclisi'ni feshetti. Roma Büyükelçisi Galip Kemali Bey'in görevine son verildi. Ona bu görevi, Tevfik Paşa Hükümeti tarafından 23 Kasım'da geri verilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 7)


10. Peyamı Sabah'ta Ali Kemal: İdam, idam idam! Mustafa Kemal haydudu, Kazım Karabekir, Ali Fuat Beyler, Sami gibi çete reislerine istediklerini idam selahiyetini lüzumsuz yere veriyor. Bu sergerdeler, öyle bir selahiyete muhtaç imişler gibi. Bu haydutlar İttihatçılardan daha adi, daha kötü oldukları için cezalarını da daha evvel bulacaklar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 7)


İzmire Doğru: Hak ve hakikat daima hakimdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 7)


İsmet İnönü anlatıyor:


Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi üzerine Meclis beni Erkanı harbiyeyi Umumiye Reisliğine seçti. Bir seneden beri Heyeti Temsiliye’ye bağlı olarak Kuvayi Milliye içinde çalışmış olan Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa ve Refet Paşa gibi kumandanların hepsi Mecliste aza idiler. Mustafa Kemal Paşa ile benim Erkanı harbiye Reisi seçileceğim hususunda aramızda geçmiş bir konuşma veya bir karar yoktu. Fakat, o benim Milli Mücadele hakkındaki fikirlerimi, yani Milli Mücadele’nin er geç bir harbe müncer olacağı ve bu harbin ancak muntazam bir ordu ile yapılabileceği hakkındaki görüşümü ve daha ileri rütbeli arkadaşlar bulunduğu halde benim Erkanı harbiyeyi Umumiye Reisi olmamı münasip gördü ve beni kendisi teklif etti. Zaten ben karargahta bu işlere bakıyordum ve Mustafa Kemal Paşa bana tabii olarak Erkanı harbiye Reisi muamelesi yapıyordu.


Anadolu Hükumeti teşekkül etmeden önce Kuvayi Milliye teşkilatının kurulması ve ihtiyaçlarının temini millet üzerinde son derece ağır bir yük teşkil etmiştir. Büyük Millet Meclisi Hükumeti kurulduğu zaman ilk işimiz, bu mukavemet devrinin millet nazarında tahammül edilir bir hale getirilmesi oldu. Bunun için Kuvayi Milliye’nin muntazam idaresi ilk vazifeydi. Bilhassa mali bakımdan devleti kurup bütün Kuvayi Milliye’nin ve mukavemet hareketlerinin masrafını milletin hazinesinden ödemek ve yardım usulünü kaldırmak ilk hedefi teşkil ediyordu. İane usulü ile bir büyük askeri çabayı yürütebilmenin ne kadar ağır şartlara mal olduğunu bugünkü nesillerin tasavvur etmesine imkan yoktur. Cephede muharebe eden Kuvayı Milliye’de ne kadar insan varsa, onun gerisinde, Kuvayi Milliye’nin ihtiyaçlarını sağlamak ve masraflarını karşılamak için o kadar çok insan özel teşekküller halinde çalışıyor ve bunu ianelerle temin ediyordu. Birinci Dünya Harbi’nin son devrinde menzil teşkilatlarında yapılan suistimalller millet hafızasında o kadar fena hatıralar bırakmıştı ki, bu defa Kuvayi Milliye’nin ihtiyaçlarının ve masraflarının karşılanması işini intizama ve murakabeye koymak bahanesi altında işi tekrar menzil teşkilatı ile idare etmeye kalkmak millet için son derece antipatik bir haldi. Hamiyet kisvesi altında birtakım usulsüz işlere girişen yeni sanat sahipleri, meslek sahipleri türemişti. Bu mekanizma iki taraflı işleyip duruyordu.


Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve hükumetin kurulması ile Milli Mücadelenin yeni bir safhası başlamıştır. Milli Mücadele hakkındaki düşüncelerimi kısmet anlattım. Esas olarak benim kanaatime göre Milli Mücadele, galip devletlerin Türkiye’yi bölmek ve parçalamak için yarattıkları siyasi bir buhrandır. Ben Milli Mücadele devrini birbirini takip eden iki bölümde mütalaa ediyorum. Başlangıç devri, galip devletlerin Türkiye’yi bölmek ve parçalamak planlarının meydana çıkması ile memlekette mukavemet fikrinin uyanması ve Cumhuriyete kadar geçen olaylar birinci bölümdür. Ben bu devri, ilk mukavemetlerin başladığı günden itibaren, askeri hareketler neticesine göre sonuçlanacak tabiatta gördüm. İlk günden itibaren bu görüşteydim. Atatürk ile mütareke devrinde İstanbul’da, sonra birinci gidişimde Ankara’da yaptığım konuşmalarda, ısrarla bu görüş üzerinde durdum. Dolayısıyla sürekli olarak bir askeri mücadelenin unsurlarını temin edebileceğimizi meraklı takip ettim ve araştırdım. Genelkurmay Başkanı seçilmem beni bu araştırmanın tatbikat mevkiine getirmiştir.


Meclisin açıldığı günlerde, eldeki kuvvetlerden, yalnız doğuda Kazım Karabekir Paşa’nın kumandası altında bulunan bir kolordu, dağılmadan nizami vaziyetini muhafaza ediyordu. Bu kolordunun mevcudu diğerlerine nispetle az çok dolgundu ve hududu beklemekten, vazife ifa etmeye hazır olmaktan başka bir işi yoktu. Diğer kolordular memleketin her tarafına dağılmış ve yayılmış olarak çok zatıf mevcutlu idiler. Bunlar adeta kadro halindeydiler. Yunan ve Fransız işgaline karşı teşekkül eden Kuvayi Milliye, ordunun yardımına muhtaç bir durumda bulunduğu için bu kolordular her vasıta ile onlara yardım etmek mecburiyetinden dolayı takattan daha çok düşmüşlerdi. Kuvvetleri daha da azalmış, subayları muhtelif yerlerde vazife almış olarak tam manası ile bir iskelet halinde bulunuyorlardı. Memnuniyeti mucip olan bir noktai son derece dağınık bulunmakla beraber askeri kıtaların üzerinde kolorduların emri kumandası cari idi. Kumandanlar kendi kıtalarını istedikleri yere sevk edebiliyor, emirler verebiliyor ve merkeze muntazaman raporlar gönderiyorlardı. Bu vaziyet, Mustafa Kemal Paşa’nın bir seneden beri memlekette resmi bir sıfatı olmadığı halde, gerek Heyeti Temsiliyeden evvel, gerek Heyeti Temsiliye kurulduktan sonra uğraşa uğraşa temin edebildiği müspet bir neticedir.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 186)


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu anlatıyor:

25 Nisan Pazar sabahı saat 10.00’da Meclis yeniden toplanıp akşama değin çalışmalarını sürdürdü. Türkiye’nin her yanından gelen mutasarrıf, kaymakam, belediye başkanı, birçok kentin ileri gelenleri, kimi askeri birlikler komutanlarının imzalarını taşıyan çeşitli kutlama telgrafları Meclis kürsüsünden genel kurula okundu.

Ülkenin her yöresindeki türlü çevrelerden gösterilen ilgi ve bağlılığa karşın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Anadolu'da bütün halk tarafından henüz anlaşılmamış olması kuşkusu vardı. Oysa bağımsızlık savaşı, ancak halkın inancı ve bu davaya can ve yürekten katılması ile başarılabilirdi. Halk arasında, çeşitli yollardan çok olumsuz ve zararlı propaganda rüzgârları estiriliyordu. Böyle propagandaları etkisiz kılmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi halka ilk bildirisini yayımladı. Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi Bey tarafından, o çağa göre oldukça sade bir Türkçe ile kaleme alınmış olup konuşma kürsüsünden kendisince okunan bu bildiri, bugünkü Türkçe ile şöyledir:

Anadolu'nun her köşesinden gelen vekillerinizin kurduğu Büyük Millet Meclisi, olanı biteni dinleyip anladıktan sonra ulusa gerçeği söylemeyi gerekli gördü. İngilizler tarafından satm alınan ve ulusu birbirine düşürmek amacını güden kimi hainler sizi aldatmak için türlü türlü yalanlar söylüyorlar. İzmir ilinin, Antalya'nın, Adana'nın, Antep'in, Maraş ve Urfa yöresinin düşmanlarca işgali üzerine silahına sarılan milletdaş ve dindaşlarınızı yine size yok ettirmek için Padişah ve Halife'ye isyan sözünü ortaya atıyorlar. Millet Meclisi, Halife ve Padişahımızı düşman baskısından kurtarmak, Anadolu'nun şunun bunun elinde parça parça kalmasına engel olmak, devlet merkezimizi yine anavatana bağlamak için çalışıyor. Biz vekilleriniz ulu Tanrı ve yüce Peygamberi adına yemin ederiz ki Padişah'a ve Halife'ye isyan sözü bir yalandan başka bir şey değildir ve bunun amacı vatanı savunan güçleri, aldatılan Müslamanların elleriyle yok etmek ve ülkeyi sahipsiz ve savunmasız bırakarak elde etmektir. Hint' in, Mısır' m başına gelen durumdan kutsal vatanımızı kurtarmak için İngiliz casuslarının sizi aldatmak üzere uydurdukları yalana inanmayın! İzmir'ini, Adana'sını, Urfa ve Maraş'ını kısacası düşman salgınına uğramış bölgelerini savunanları, din ve uluslarının şerefi için kan döken kardeşlerinizi arkadan size vurdurmak isteyen alçakları dinlemeyin ve onları Millet Meclisi'nin karan üzerine cezalandıracak olanlara yardım edin. Ta ki din son yurdunu kaybetmesin! Ta ki ulusumuz köle olmasın! Biz birlik oldukça düşmanın üzerimize gelmeyeceğini kamusal olarak (resmen) açıkladı. Onun candan özlediği, aramızda aynine çıkması ve birbirimize düşmemizdir. Tanrı'nın laneti düşmana yardım eden hainlerin üzerine olsun ve kutsal yardımı, Halife ve Padişahımızı, ulusu ve vatanı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksik olmasın. Bir gün önce halka böyle bir bildiri yayımlanmasını önermiş olan Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi Bey, bunu 25 Nisan 1336 (1920) Pazar günkü Meclis'in öğleden somaki altıncı oturumunda okudu. Bu bildirinin alkışlarla kabul edildiği, tutanağa geçirildiği ve ayrıca bunun basılarak her yana dağıtılacağı o oturumda toplantıyı yöneten ikinci başkan Celalettin Arif Bey tarafından açıklandı. Görüldüğü gibi Meclis, bu bildirisi ile Ulusal Kurtuluş Savaşımı baltalamak ve çökertmek, bunun için de Türk ulusunu iki düşman parçaya ayırmak isteyen gerçek düşmanların amacını açığa vurmak için yayımlanmıştı. Bu ülkede her çağda hainler çıktığı gibi, o ölüm kalım döneminde de düşmanla işbirliği eden hainler vardı. Meclis, bu bildirisiyle halkı o hainlere karşı uyarıyor, Kurtuluş Savaşımı daha ilk aylarında içten çökertmek isteyenlerin bu girişimine karşı koymak amacını güdüyordu.

(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Syf 29)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG