25 Temmuz 1921

8 Temmuz'da Yunanların ileri hareketiyle başlayan, 15 gün kadar süren ve Türk ordusunun yenilgisiyle sonuçlanan Kütahya-Eskişehir Savaşları sona erdi. Türk ordusu, ilerisinde örtme birlikleri bırakarak Sakarya'nın doğusuna çekildi, nehrin 6-10 km. doğusundaki engebeli arazi boyunca uzanan yeni mevzilerine yerleşti. Bir ay kadar sonra bu mevzilere karşı Yunanlıların ileri harekete geçmesiyle Sakarya Savaşı başlayacak. Yunan Hükümeti ve askeri kurmayları çok iyimser bulunuyor ve Türk ordu "enkaz"ının kolayca temizlenebileceğine inanıyor. Türkiye halkının Birinci ve İkinci İnönü Savaşı sonunda yükselmiş olan morali ise düştü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türk ordusunun Kütahya-Eskişehir Savaşları'ndaki kayıpları: 121'i subay olan 1.643 ölü, 267'si subay olan 4.881 yaralı, 54'ü subay olan 374 esir; 55 makinalı tüfek, 18 top. Kaçaklar: silahlı 30.122, silahsız 687. 21 Temmuz'dan beri geçen 4 gün içinde Ankara'ya 311'i subay 3og5'i er olan 34o6 yaralı getirildi. Kitle halinde firarlar da devam ediyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Anayasa'da halkçılık ilkesinin yer alması üzerine Erzurum'da Hoca Raif Efendi ve Kazım Karabekir'de uyanan tepki ve tereddütleri gidermeye çalışıyor. Bugünden 1 Ağustos'a kadar parça parça çektiği telgrafta, zamanın halkçılığı gerektirdiğini, bundan cumhuriyet anlamı çıkarmanın yanlış olduğunu, Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun asıl amacında da kesinlikle(!) böyle bir şey olmadığını yazdı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yenigün: Düşmanı yalnız Eskişehir'den değil, İzmir'den de atacağız. Buna mecbur ve muktediriz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam'da Yakup Kadri, İsmet Paşa'yı anlatıyor: 800 yıl önce Sakarya vadisinde Haçlılara başarıyla karşı koyan Kılıçarslan'ın yerinde bugün İsmet Paşa'nın ordusu var. İsmet Paşa, "Biz kuvvetimizi manevi birlikten alıyoruz" dedi.


The Times: 1071 yılından beri Yunan orduları Anadolu içerisine bu kadar girmemişlerdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ordumuz 25 Temmuz 1921 akşamı büyük kısmıyla Sakarya’nın doğusuna çekilmişti. Ordumuzun çekilmesini zarurî kılan sebeplerin başlıcasına işaret edeyim:


İkinci İnönü Muharebesi’nden sonra genel seferberlik yapmış olan Yunan ordusu, insan, tüfek, makineli tüfek ve top sayısı bakımından ordumuzdan önemli derecede üstündü. Temmuzda, Yunan ordusu taarruza geçtiği zaman millî hükûmetin durumu ve Millî Mücadele’nin gelişmesi, bizim genel seferberlik ilân ederek, milletin bütün kaynak ve imkânlarını, başka bir şey düşünmeden düşman karşısında toplamaya daha elverişli ve yeterli görülmemişti. İki ordu arasındaki kuvvet, vasıta ve şartlar bakımından kendini gösteren nispetsizliğin elle tutulur başlıca sebebi budur.


Bunun sonucu olarak, biz, daha tümenlerimizin taşıt araçlarını bile tamamlayamadığımızdan, bunların hareket güçleri yoktu. Yunan milletinin bütün kuvvetiyle yaptığı bu taarruz karşısında, bizim askerlik bakımından asıl görevimiz, Millî Mücadele’nin başından beri yürüte geldiğimiz görev idi ki, o da, her Yunan taarruzu karşısında kaldıkça, bu taarruzu direnerek ve uygun hareketler yaparak durdurup etkisiz bırakmak ve yeni orduyu kurmak için zaman kazanmak şeklinde özetlenebilir. Son düşman taarruzu karşısında da, bu aslî görevi gözden uzak tutmamak şarttı. Bu düşünceyle, 18 Temmuz 1921 tarihinde, İsmet Paşa’nın Eskişehir’in güneybatısında, Karacahisar’da bulunan karargâhına giderek, durumu yakından inceledikten sonra, İsmet Paşa’ya genel olarak şu direktifi vermiştim: «Orduyu, Eskişehir’in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramızda büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin.


Bunun için Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir. Düşman hiç durmadan takip ederse, hareket üssünden uzaklaşacak ve yeniden menzil hatları kurmaya mecbur olacak; herhalde beklemediği birçok güçlüklerle karşılaşacak; buna karşılık bizim ordumuz toplu bulunacak ve daha elverişli şartlara sahip olacaktır.


Bu şekildeki çekilişimizin en büyük sakıncası, Eskişehir gibi önemli yerlerimizi ve birçok topraklarımızı düşmana bırakmaktan dolayı kamuoyunda doğabilecek manevî sarsıntıdır. Fakat kısa zamanda elde edebileceğimiz başarılı sonuçlarla, bu sakıncalar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulayalım. Başka türden sakıncalara karşı koyabiliriz.»


Bugün Büyük Millet Meclisi’nde bu geri çekilme hareketi çok heyecan ve öfke uyandırdı. Cepheyi gezmek, komutanlarla görüşmek, askerin moralini yükseltmek, eksikler hakkında bilgi edinmek üzere milletvekillerinden heyetler seçildi. Ben de bu arada Sakarya cephesine gittim. Kemalettin Sami ve Arif’in tümenlerini dolaştım.


Meclis’te Mustafa Kemal karşıtı akım başladı. Albay Çolak Sebahattin, Mustafa Kemal’in doğrudan doğruya komutayı ele almasını önerdi.


HÜSREV GEREDE’NİN ANILARI / SAMİ ÖNAL / 220


Yakup Kadri Mustafa Kemal Paşa’nın tatlı sohbetine insanı umut dolu günlere sürükleyen iyimserliğine kapılmış gece yarısının aşıldığını fark etmemişti. Gazetesinde İstanbul çevrelerine tanıtmaya çalıştığı ulusal kahramanlarla bir arada bulunmanın derin tadını çıkarıyordu. Söz sözü açmış zaman hızla yürümüştü. Mustafa Kemal Paşa uyuyamıyordu geceleri. Bu yüzden sivil konukları bırakmıyordu. Sabah saat 8 dolaylarında konuklar izin istediler. Uykusuzluk vurmuştu. Gidip yatacaklardı.


Mustafa Kemal Paşa ayrılan konukların ardından koridora çıkıp nöbetçi ere seslendi.

‘Oğlum beylerden kimse yok mu oralarda?’

Er şaşkın şaşkın Paşa’nın yüzüne baktı. Mustafa Kemal Paşa eri şaşkınlığıyla baş başa bırakarak tam o sırada önünden geçen birini kolundan yakaladı.

‘Nereye böyle? Gel bir sabah kahvesi içelim.’

Tepeden inme kahve içmeye çağrılan Ankara Askerlik Şubesi Başkanı Servet Bey’di.

‘Aman paşam, izin veriniz. Pek acele işim var.’

‘Olmaz bırakmam. Hiç değilse beş on dakika kal. Görüyorsun yapayalnızım uykum da gelmedi daha.’

Böyle diyordu Mustafa Kemal Paşa ‘Yapayalnızım’ ‘Uykum da gelmedi daha’


Bu iki basit sözün altınca O’nun iç dünyasındaki büyük dram saklıydı. Çünkü geçirilen günlerin yürekler acısı durumunu herkesten iyi biliyordu. Bunun korkunç sorumluluğunu açığa vurulmayan büyük bir sır gibi yapayalnız tek başına taşıyordu. Akşamları konuklarına gösterdiği o neşeli yüz, o kaygısız tutum demek hep için için tek başına yaşayan dramı saklamak içindi. Mustafa Kemal Paşa ülkesinin ve ulusunun geleceğinin sorumluluğunu omuzunda taşıyan bu insan, iki ateş arasındaydı. Geceyi dıştaki düşmanlarla uğraşarak geçirmişti. Gündüzü de i içtekilerin saldırılarına karşı koymakla geçirecekti.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 254)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG