26 Şubat 1921

Moskova'da Türk-Sovyet görüşmeleri resmen başladı. 24 Ağustos 1 920'de parafe edilen anlaşma esası üzerinde yapılan görüşmelerde, Sovyet tarafını Çiçerin ile Korkmazof, Türk tarafını ise Ali Fuat Paşa, Yusuf Kemal ve Rıza Nur Beyler temsil ediyor. Anlaşma 16 Mart'ta imzalanacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Londra Konferansı'nda Türkiye Ermenileri adına Bogos Nubar Paşa, Ermeni devleti adına da M. Aharonian tezlerini açıkladılar. Bogos Nubar Paşa, Kilikya'da Ermenilere özerklik verilmesini, Aharonian Sevr Anlaşması'nın yürürlükte olduğunun ilan edilmesini istedi, Kemalistlerin Ermenistan'a saldırmakla itilaf Devletleri'ne saldırmış olduğunu ileri sürdü. * Ermeni delegelerinden, sonra Bekir Sami Bey'e söz verildi. Ankara Hükümeti'nin Dışişleri Bakanı, Kürdistan halkının Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tam olarak temsil edildiğini, kendisinin aynı zamanda Kürtlerin de temsilci olduğunu, Kürdistan'da bir halkoylaması yapılmasını kabul ettiklerini ve buralar halkı isterse muhtariyet vermeğe hazır olduklarını, bağımsız bir Ermenistan'a karşı olmadıklarını, ancak Kars ve Ardahan'ı bırakamayacaklarını, bu konuda da halkoylamasına hazır olduklarını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Bekir Sami Bey Ankara'ya gönderdiği kapalı tel yazısında Sevr Anlaşması'nın ancak adını devam ettirmek ama içeriğini Türk emellerine göre değiştirmek konusunda İngiltere'nin rızasını sağlamaya çalışmakla, bu ülkeyle sağlam ve sürekli bir anlaşma sağlanabileceğini ileri sürdü. Bekir Sami Bey'in bu uzlaşma çabalan Ankara tarafından reddedilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Philadelphia-Puplic Ledger muhabiri Clarence K. Streit'in sorduğu 19 soruya cevap verdi. Hiç bir barış ihtimalini kaçırmamak için Londra Konferansı'na gittiklerini, Misak-ı Milli'yi kabul edecek her hükümetle barış yapabileceklerini, Sovyetlerle ilişkilerin iyi olduğunu söyledi; Türkiye'de komünizmin olmadığını, komünizmin milli ve dini ruha aykırı olduğunu, dogmatik yanları dışında İslam dininin, ferdiyetçilikle komünizm arasında orta bir yol olduğunu ileri sürdü. Mustafa Kemal, ABD ile iyi ilişkiler kurup bu ülkenin tekniği ve sermayesinden yararlanmak istediklerini, Panislamist ve Pantürkist olmadıklarını, Misak-ı Milli'yi savunduklarını da söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


L'İllustration Mustafa Kemal'i övüyor: İki yıl önce sadece bir işsizdi. Şimdi Türkiye'nin başkanıdır. İki yıl içinde alınan mesafe Mustafa Kemal için gurur vericidir. Bugün bütün Türkiye, onun dayanılmaz iradesine tabidir. Mustafa Kemal, artık ihmal edilemeyecek adamdır. Bu genç Paşa, artık tarihe geçmiştir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Karagöz'de Ali Kemal'in papağan gibi aynı şeyleri tekrarlamasıyla alay.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Bu karar üzerine 26 Şubat 1921’de konferans açıldı. Taraflar <Sovyet Hariciye Komiserliği binasında konferans için ayrılan salonda toplanarak görüşmelere başladılar. Türkiye’yi İktisat Bakanı Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal, Sinop Milletvekili Doktor Rıza Nur, Moskova Büyük Elçisi Ali Fuat Paşa; Rusya’yı ise Hariciye Komiseri Çiçerin ile Pan Rus Merkez İcra Komitesi Üyesi Celal Korkmazof temsil ediyordu. Böylece ilk resmi toplantı yapılmış oldu. Bu toplantıda sunulan Türk tarafının teklifi şu maddelerden oluşmaktaydı:


1- İttifak Antlaşması imzalanması, Rusların yapacakları her türlü yardımın gizli bir antlaşma olarak ilavesi

2- Misak-ı millinin kabul edilmesi.

3- Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kabul etmediği Türkiye’ye ait hiçbir uluslararası sözleşme ve antlaşmanın Sovyet Hükümeti tarafından da kabul edilmemesi.

4- Boğazlarda, bütün milletlerin ticaret gemilerine serbest geçiş hakkının tanınması

5- Çarlık Rusya’sı ile yapılmış olan bütün antlaşma ve sözleşmelerle, savaş borçları ve kapitülasyonların kaldırılması

6- Rusya’daki Türk esirlerin Türkiye’ye gönderilmesi.


Konferans boyunca Türk Heyeti’nin elindeki en büyük pazarlık gücü, Batum olacaktı. Diğer taraftan önemli gelişmeler olmaktaydı. Konferansın açıldığı gün olan 26 Şubat’ta Tiflis Temsilcisi Kazım Bey, Karabekir’e 25 Şubat’ta Tiflis’i Bolşeviklerin işgal etmiş olduğu ve Bolşevik kuvvetlerin Batum üzerine yürümekte olduğu bilgisini vererek, Batum’un işgal edilip edilmeyeceğini sordu. Karabekir verdiği cevapta, bu konuyu Ankara ile görüşeceğini yazmaktaydı. Bu arada Bolşevikler, Türkleri olayın dışında tutabilmek için son derece nezaket göstermekteydiler. 1 Mart’ta Kars’a gelen Kızıl Ordu’nun 3 irtibat subayı, 2 Mart’ta Karabekir’i ziyaret ettiler ve Kızıl Ordu’nun selam ve saygılarını bildirdiler. O da aynı şekilde karşılıkta bulundu. Bununla beraber Karabekir, tedbiri elden bırakmadı ve Ankara’dan gelebilecek talimatı zamanında yerine getirmek için Batum sınırına asker sevk etti.


Beklenilen olasılık gerçekleşti ve Genelkurmay Başkanlığı, 9 Mart’ta Karabekir’e gönderdiği emirde, Ahılkelek, Ahıska ve Batum’un mümkünse aynı gün akşamına kadar işgal edilmesi istendi. Karabekir’in kişisel düşüncesi Batum’un Türkiye ile Bolşeviklerle bir çatışmaya yol açacak düzeyde ve öneme haiz olmadığı yolundaydı. Sovyetlerin dostluğunu kazanmak çok daha önemliydi. Bu görüşüne rağmen Ankara’nın emrini uygulama alanına koydu ve Türk birlikleri Ahıska’yı işgal etti. 9 Mart’ta 11. Kızıl Ordu Komutanı A.I. Hekker, Karabekir’e kutlama telgrafı gönderdi. Çünkü Kızıl Ordu da daha doğrusu Sovyet Hükümeti, Türklerle bir çatışmaya girme taraflısı değildi. Buna rağmen 11 Mart’ta Batum 7nci Alay’ın bir taburu tarafından işgal edildi. 12/13 Mart gecesi Ankara Hükümeti’nin aldığı karar Karabekir’e tebliğ olundu. Bunda Ahılkelek, Ahıska ve Batum’da Türk idaresinin kurulmasını istemekteydi. Emir yerine getirildi. 15 Mart’ta Tiflis Sovyet Gürcü Hükümeti ile Batum’a gelen Gürcü Hükümeti, 24 saatlik bir mütareke yaptı. Türk Sovyet Antlaşmasının imzalandığı sıralarda, Batum Türk, Gürcü ve Bolşevik kuvvetlerinin işgali altındaydı ve çatışmalar sürmekteydi.


MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ANKARA-MOSKOVA İLİŞKİLERİ / Prof. Dr. SAİME YÜCEER / 138-139


Mustafa Kemal’in Philadelphia-Puplic Ledger muhabiri Clarence K. Streit ile mülakatından/


S: Türkiye’de Bolşeviklik, yani komünistlik, enternasyonalistlik vb. hakkında vaziyetiniz nedir?

Türkiye’de komünizm yoktur. Bütün cihan bizi milliyetçi olarak bilir ve milletimizin bağımsızlığını, haklarını ve menfaatlerini müdafaa eden kimseler olarak öyleyiz de.

Şayet enternasyonalizm demekle bütün milletlerin bağımsızlık ve hukukuna saygıyı kastediyorsanız, o zaman evet, biz enternasyonalistiz de.

Diğer taraftan biz dinimize de bağlıyız. Milli ve dini ruha aykırı olan komünizmin bizde nasıl bir tatbikat sahası bulabileceğini de anlamam.

Böyle bir ihtimal ancak Türk milletine karşı girişilen bir suikastın gerçekleşmesi halinde husule gelebilir.

S: ABD münasebetleri iade vukuu takdirinde Halide Hanım’ın Washington sefireniz olacağı haberi samimi midir?

C: Sefirlik gibi yüksek mevkileri üstlenen erkekler kadar muktedir kadınlara biz de Türkiye’de sahibiz. Halide Hanım bu kadınlar arasındadır ve bu vazifeyi mükemmel bir şekilde yerine getireceği şüphesizdir. Ancak böyle bir tayine teşebbüs hali bizim için henüz ortaya çıkmamıştır.

S: Türkiye’nin gelecek için bilhassa hükümet şekli, saltanat ve hilafetin mevkii, maarif ve kadınların durumu, nakliye vasıtaları ve tabii kaynakların geliştirilmesi hakkında tasavvurlarınız nedir?

C: Türkiye’nin halihazır ve müstakbel rejimi ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ esasına dayanmaktadır ve DAYANACAKTIR.

Türk milletinin mevcudiyeti ve kudreti, sultanlık ve hilafetin gerçek dayanağıdır. Biz milli eğitimin gelişmesi konusunda şimdiden büyük bir gayret sarfına başlamış bulunuyoruz. Barışa kavuşur kavuşmaz bu konuya yeni bir hız vereceğiz. Aynı şekilde kadınların eğitimine de büyük ehemmiyet atfediyoruz.

Bizi zincire vuran kapitülasyonları bertaraf ettikten sonra barışa kavuşur kavuşmaz iktisadi kalkınmamız için hararetle çalışacağız. Bütün gelişmiş ülkelerin sermayelerinin ve mütahassıslarının katkısını süratle talep edeceğiz.

S: Harbi Umumi esnasında yapıldığı mütemadiyen ağızlarda dolaşan Ermeni katliam ve tehciri hakkında hükümetinizin resmi görüşü nedir?

C: Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şundan ibarettir: Rus Ordusu 1915’te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.

Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha barış zamanından bu maksada yönelik olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.

İngiltere’nin barış zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya kamuoyu, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.

Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan çoğu, şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi, evlerine dönmüş olurlardı.

S: İslam birliği, Türklük birliği ve Turan birliği hakkında hareket çizginiz nedir?

C: Bütün Müslümanların Türk hakimiyeti altında birleşmesi anlamına geldiği müddetçe Panislamizm ve üzerinde Türk ırkı yaşayan bütün ülkelerin Anadolu Türklerinin hakimiyeti altında birleşmesi anlamına geldiği müddetçe de Panturanizm, İngiltere emperyalistlerinin, kendi milletlerinin bize karşı daimi bir Haçlı seferine sürüklenmelerini temin etmek maksadı ile uydurmuş oldukları ‘korkuluk’lardır.

Thames Nehri’nin kıyılarından bize gülünç ithamlar savuranların yapmış oldukları ve her gün biraz daha yaptıkları gibi dünyanın yarısını veya dörtte birini fethetmeye bizim herhangi bir surette ne niyetimiz ne de arzumuz vardır. Biz bilakis sadece milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat tayin etmeleri prensibini Müslümanlar dahil bütün milletlere samimi bir şekilde tatbik edilmesi halinde insanlığın harbin felaketlerinden kurtarılabileceğini inanıyoruz.


S: Bilhassa cihat, şeriat, din ve hükümetin ayrılması gibi dini meselelerde takip edeceğiniz hareket çizgisi nedir?

C: Sanırım her millet gibi her fert vicdan hürriyetinden tam olarak istifade etmelidir. Bu prensip, ‘Bir milletin şayet Müslümansa bağımsızlığa hakkı yoktur.’ Şeklinde düşünen Müslümanlarımız tarafından maalesef çiğnenmiştir.

Halen, Suriye’de, Irak’ta ve Anadolu’da cereyan eden hadiseler ileri sürdüğüm bu hususun en güzel bir delilidir.

Bizim dinimiz İslamiyettir. İslamiyet, dogmatik kısmı dışında nazara alınırsa, en geniş anlamıyla hoşgörü temeline dayanan ‘sosyo-politik’ bir sistemden başka bir şey değildir ve ‘ferdiyetçilik’ ile ‘komünizm’ arasında orta bir yol teşkil etmektedir.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt:11-1921 – syf 59)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG