26 Aralık 1920

Ankara'dan gönderilen milletvekilleri grubu, Kütahya'da 1. Kuvayı Seyyare karargahında Ethem ve vekili Tevfik Bey'e Hükümet'in itaat ve disiplin isteyen kararını bildirdiler ve onların görüşlerini aldılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon, İstanbul Yüksek Komiserine Yunanistan'da durum aydınlanıncaya kadar Sevr Anlaşması'nın hemen yürürlüğe konulması için yapılan baskılara son verilmesi talimatını verdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İstanbul'da, İngilizlerin kontrolü altındaki Büyük Postane'nin altında, Ankara ve Anadolu ile bağlantı kurup haberleşmeyi idare etmek üzere gizli bir telgraf merkezi açıldı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Gizli Telgraf Merkezi kurulur kurulmaz İhsan Bey Ankara’daki Erkanı Harbiye Riyasetine kurduğunu gizli bir telgraf çekerek, Ankara ile İstanbul’un irtibat ve haberleşmesini temin için bir gizli telgraf merkezi kurmayı başardıklarını ve her an emirlerine amade bulunduklarını yazdı. Telgrafın bir suretini de Ankara Posta ve Telgraf Umum Müdürü Sabri (Toprak) Bey’e yazdı. Ancak takip eden günlerde İstanbul Gizli Telgraf Merkezi, İhsan Bey’in de olağanüstü çabalarıyla, bütün olup bitenleri günü gününe Erkanı Harbiye-y, Umumiye Riyasetine bildirmeye devam etmesine rağmen aradan geçen bir aylık sürede Ankara tek kelime cevap vermemişti. Gerçekte İstanbul’da Gizli Telgraf Merkezinin kurulmuş olması, Ankara’da bir bomba etkisi yaratarak Ankara’yı tarifsiz sevince boğdu. Buna rağmen gönderilen bütün haberler dikkatle Ankara’da inceleniyor, ancak kurulan merkezin İstanbul işgal kuvvetlerinin bir tertibi olması ihtimali üzerinde duruluyordu. Bu sebeple de bir ay İstanbul’a cevap verilmedi ve İstanbul’daki gizli örgüt elemanlarına el altından tahkikat yaptırıldı. İstanbul Telgraf Müdürü İhsan Bey’in ve arkadaşlarının hayatlarını tehlikeye atarak bu gizli merkezi kurdukları ve Ankara’nın tamamen emrinde oldukları teyit edildi. İstanbul’dan bu rapor alındıktan sonra Ankara’da ve Genelkurmay’da büyük bir rahatlama oldu ve bu merkezle ilk resmi temas başlayarak karşılıklı şifreler belirlendi. Hatta Gizli Merkezde çalışan memurlara da takma ad verildi.


Gizli Telgraf Merkezi İstanbul işgal güçlerinin gece gündüz içerisinde bulunduğu İstanbul Büyük Postanesinin bodrum katında kurulmuştu. Yürekleri vatan aşkı ile çarpanlar için yapılamayacak iş ve korkulacak hiçbir şey olmadığını ortaya koyan büyük bir cesaret örneğiydi. Büyük Postanenin bodrum katında hiç güneş yüzü görmeyen küçücük bir odada bir portakal sandığının üzerinde telgraf alıcı ve vericileri kurulmuştu. Duvarlardan rutubet sızan odada telgraf merkezi elemanları “idam sehpası ile vatan aşkı” arasında sarmaş dolaş olmuştu.


Mümtaz Bey’e gizli telgraf merkezindeki çalışmalarında “Hatif” adı verildi. Kendisi bir süre sonra (milli) grupla daima temas kurarak, önemli ve acele telgrafları geceleri merkeze rahatlıkla getirmeye başladı. Öyle zamanlar oldu ki gerektiğinde telgraf başında İhsan Bey bulunmaya başladı ve çok defa tehlikeli dakikalar yaşandı. Bir gece İhsan Bey’in telgraf başında bulunması zorunlu olmuştu. Muhabere pürüzsüz devam ederken kapı hızla vurulmaya başlandı. Hemen ışığı söndürdüler ve derin bir tevekkül ve teslimiyetle telgraf memuru kapıyı açmak için yürüdü. İçeridekiler bir şeyler yapmaya karar verdi. Acaba görev burada bitiyor muydu? Gelen kişi elinde bir şifre ile içeridekileri heyecana düşürmüştü.


Emekli General Kemal Koçer de Gizli Telgraf Merkezinin yerini “ Yeni Postanenin arkaya müteveccih ufak bir kapısından gizlice dar bir koridordan geçilir ve solda ufak bir hücreye varılır. İşte buraya bir makine konuldu ve dört telgrafçı, dört hamiyetli zat sıra ile bu makine başında, düzenli olarak muhabereyi temin ettiler.” diye anlatmaktadır.


Bu ortamda Gizli Telgraf Merkezinin kuruluşu mütareke devrinin işgal İstanbul’unda ortaya çıkan destansı bir mücadelenin hikayesidir. Vatan uğruna bin bir tehlikeye göğüz geren bir avuç telgrafçının maceralarını içermektedir. İşgal yıllarında haberleşmeye sansür konulması ile İstanbul’un Ankara ile irtibatının kesilmesi üzerine bir avuç telgrafçı hayatlarını tehlikeye atarak gizli telgraf merkezinden İstanbul’daki Milli Teşkilatların Mustafa Kemal Paşa ile (Ankara ile) irtibatını sağlıyordu.


Anadolu ile telgraf haberleşmesinin çok sıkı kontrole tabi tutulduğu bir dönemde Büyük Postanede kurulan bir müfreze (İngiliz askeri) muhtelif bahanelerle her telgrafı denetimden /sansürden) geçiriyordu. Bu ortamda gizli bir telgraf merkezi kurulması akla ve mantığa aykırıydı. Bunun üstüne Büyük Postanenin altına kurulmasını kabul etmek imkansız gibiydi


ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN/ 93-94-95



“Dünya savaşı ile dünyanın düzeni bozulmuş, savaş sonunda fikrin kuvvete galip geleceğini gösteren yeni bir devir başlamış, onun içinde Doğu Sorununun istila ve ihtirasa baskı ve hükmetmeye dayalı olan eski özellikleri kaybolma eğilimi içine girmiştir. Bu sorun da kısa bir süre sonra çözümlenebilecektir. Doğu Sorununda Hıristiyanlığın katkısı da vardır. Fakat bu din duygusunun daha fazla emperyalist ve kapitalist maksatların yayılması için diplomat ve politikacılar tarafından özel olarak tahrik edilmiş olduğu bilinmektedir. Doğu Sorununda din dahi emperyalist ve kapitalistlerin elinde işe yarar bir araçtan başka bir şey değildir. Doğu Sorununun Türk milletini ilgilendiren kısmı, Türk topraklarını paylaşmak ve Türk varlığına son vermek düşüncesidir. Türk varlığı, tarihi görevini yaparak Avrupa’nın planlarını alt üst etmiştir. Türk’ün Dünya Savaşına zorunlu müdahalesi, Dünya Devrimini doğurarak, dünyayı içinden zor çıkılır büyük bir maceraya atmıştır. Artık sorun Doğu Sorunu olmaktan çıkmış, dünyayı ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir. Dünya savaşı, Doğu Sorunundan daha açık bir ifade ile Türk Sorunundan doğmuştur. Çarlık Rusya’sı Avusturya’yı çöktürerek, Almanların Doğu’ya doğru ilerlemesini engellemek, ondan sonra da Boğazlara ve İstanbul’a egemen olmak için istediği gibi at oynatmak fikrindedir. Rusya , Osmanlı’yı yutmak istemekteydi. Osmanlı’da buna karşı savaşa girmek zorunda bırakılmalıydı. Fakat Türk milletinin savaşa girmesi Dünya Devrimine kapı açmıştır. Çarlık Rusya’sı yıkılmış ve fikir devrimi doğmuş, Doğu Sorununu da unutturmuştur.


KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 607


Son bir tedbir olarak, Reşit Bey’le Celal ( Bayar ) ve Kılıç Ali Beylerin bulunduğu bir Nasihat Heyeti’nin Kütahya’ya, Ethem’in yanına gönderilmesine karar verildi.


Bu kurulun Ethem’e bildireceği hususlar özetle şöyledir.” Seyyar kuvvet emir ve komutaya uyacak, taşkınlık yapmayacak, kendiliğinden adam toplamayacak, firarileri toplamak için adamlar göndermeyecek, seyyar kuvvetin bazı yerlerde bulundurduğu adamları hükümetçe bilinecek…”


24 Aralık günü Ankara’dan ayrılan Nasihat Heyeti 26/26 Aralık gecesi Kütahya’dan çektiği açık telgrafta “ Seyyar kuvvet bazı tedbirler almış ise de, bunun savunma için yapıldığı, kendilerine karşı tertiplenen kuvvetler yerlerine çekilirse bundan da vazgeçecekleri, düşmanca hareket edilmeyeceğine yemin ettikleri, seyyar kuvvetin diğer yerlerdeki birliklerinin iadeleri, para verilmesi için Kütahya Mutasarrıfı’na emir verilmesi, Rafet ve Fahrettin Bey’lerin cepheden uzaklaştırılmaları” istenildiğini bildiriyordu.


Ethem’in tesiri altında kaldığı anlaşılan Nasihat Heyeti’ne, görevinin sona erdiği ve geri dönmeleri bildirildi. 27 Aralık’ta çıkarılan kararname, seyyar kuvvetin Büyük Millet Meclisi’nin kanun ve nizamlarına, hükümetin emrinde bulunduğu komutanın emirlerine itaat etmesini istiyordu.


Kütahya’daki heyetin, 28 Aralık’ta verdiği cevapta bir çekingenlik görülüyordu. Kurul, Mustafa Kemal Paşa’ya samimi duygularını sunduktan sonra, kararnamenin neyi ifade ettiğini anlayamadıklarını, sorunun daha uzatılmaya tahammülü olmadığını bildirmekte idi.


Oysa ki bu kurul, Meclis’te durumu açıklayarak, daha faydalı olacağını bildirmek süratiyle Ethem’in elinden zorlukla kurtulmuştu.


Bundan sonra Ethem’e karşı fiili harekete geçmeye karar verildi. Hazırlıklar daha önce yapılmıştı. Yapılan hareket hakkında İnönü Muharebesi bölümünde bilgi vereceğiz. Ancak Ethem’in düşmanla işbirliği yapması sorunu üzerinde biraz duracağız.


Ethem Kütahya’dan Gediz istikametine kaçarken Sadrazam’a çektiği telgrafta; gerisinde Yunanlılar bulunduğu için Yunanlılarla anlaştığını, yüksek muvafakatini de beklediğini yazmıştır.


Ethem’in daha önce Yunanlılarla işbirliği yaptığına dair başka bir belge yoktur. Ancak Yunanlılar Bursa’dan Eskişehir’e doğru ilerlerken, uçak ile Ethem’in beyannamelerini atmışlardır. Ethem taarruza uğrayıp Gediz’e kaçınca, Yunanlılarla dört günlük mütareke yapmıştır.


Ethem’e karşı hareket başladığı zaman Mustafa Kemal Paşa Meclis’te iki gün süren gizli sorular karşısında kaldı. Bu soruları şöyle özetleyebiliriz:


Bütün anlaşmazlığa sebep Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey’dir. Ethem orduyu dağıtırsa, başımıza büyük bir felaket gelir. Çok hayati önemi bulunan bir hareketin Meclis’e danışmadan yapılması Meclis’e bir tecavüzdür. Bir kısım mebuslar da yapılan hareketin hissi ve şahsi nedenlere dayandığını ileri sürmüşlerdi. Ethem’in ve hatta Yunan Ordusu’nun yenilgiye uğratılmasıyla, bu galeyan sabun köpüğü gibi sönecektir.


Gerçekte Ethem’e karşı yapılan hareket, tarihin en cüretli ve cesur kararlarından biridir. Üstün düşman kuvveti karşısında bulunan bir ordu, cephe içindeki en kuvvetli kısmına karşı taarruza geçmiştir. Buna düşman seyirci kalamazdı. Bu hareket ancak kuvvetli bir baskınla yapılabilirdi ki, bunun çok gizli tertiplenmesi gerekirdi. Hele Meclis’ten izin almaya durumun hiç tahammülü yoktu. Bu işi, sorumluluk almak için yaratılan Mustafa Kemal başaracaktı.


Burada bir noktayı da açıklamak isterim ki, hala Mustafa Kemal olmasa bile. Milli hareketi yürütecek şu veya bu adam vardı kanısında bulunan aydınlar vardır.


Ethem olayı gösteriyor ki, ileride onlardan hiçbiri bu derece cüretli ve tehlikeli karar vermez, cüretli bir sergende olan Ethem idareyi eline alabilirdi. Ondan daha cüretlisi, böyle bir faciaya meydan vermemiştir.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / FAHRİ BELEN 281-282-283

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG