26 Ekim 1920

Mustafa Kemal, yeni İçişleri Bakanı İzzet Paşa'nın uzlaşma önerilerine cevap verdi. Uzlaşma şartlan olarak Sevr Anlaşması'nın onur ve bağımsızlıkla bağdaşmayan maddelerinin reddedilmesini, Ankara'nın ulusal ve uluslararası tüm anlaşma, karar ve sorumluluklarının yerine getirilmesini, Batı Anadolu ve Edime dolaylarının Yunanlılar tarafından boşaltılmasını ve İtilaf Devletleri'nce kontrol altına alınmasını, Boğazların silahtan arındırılarak bütün devletlerin geçişine açılmasını, Damat Ferit fetvalarının kaldırılmasını, milli akıma katılanlar hakkında genel af çıkarılmasını istedi. İzzet Paşa bu önerileri 1 Kasım'da kabineye sunacak, bunun üzerine Mustafa Kemal'le yüz yüze görüşme kararı alınarak üç bakan, Haydarpaşa'dan 3 Aralık'ta Bilecik'e hareket edecekler, ancak buradan zorla Ankara'ya götürüleceklerdir.


Yunan kuvvetlerine, dün Türklerin eline geçen Gediz'i yeniden işgal etme emri verildi. Gediz dolaylarında iki taraf arasında çarpışmalar oldu.


Dün Karamürsel'e gelen Yunan komutanı, 15 yaşından büyük bütün erkekleri hükümet konağı önünde topladı, içlerinden her onuncuyu ayırarak 13 kişiyi kurşuna dizdirdi. Yunan kuvvetleri, çevrede bir çok cinayet, yakıp yıkmadan sonra kasabayı terk edecek, 29 Haziran 1921 'de dördüncü defa gelerek Karamürsel'i yakacaklardır.


Paris'te bulunan Senato eski Başkanı Ahmet Rıza Bey, Başbakan Tevfik Paşa, İçişleri Bakanı İzzet Paşa ve Danıştay Başkanı Mustafa Arif Bey'e yazdığı mektupta, İstanbul ile Ankara arasında bir anlaşma zemini yaratılmasını, Türkiye'nin meşru talepleri kabul edilinceye kadar, birçok hatası da olsa, Kuvayı Milliye'nin bir koltuk değneği gibi siyasi alet olarak kullanılmasını önerdi.

The Times' te İngiliz Sir Henry Luke'nin demeci: Sevr, çılgınca, acınacak ve ölü doğmuş bir anlaşmadır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİNİN KURULMASI


İşgalden sonraki birkaç gün hiçbir tarafla muhabere yapılmadı. İngilizlerin izniyle sadece İstanbul lokal (yerel) merkezleriyle haberleşmeye başlanabildi. Ancak şehir dışındaki merkezlere ait hatlar salona bağlatılmadı. Dolayısıyla işgal edilen başkent ile umudun kentinin (Ankara’nın) irtibatı kalmadı. Adeta iki şehir kör ve sağır olmuş ve iki şehir arasına uğursuz bir kabus (kara bulut) çökmüştü. Bütün kurtuluş umudunu Ankara’ya bağlamış olanlarda orada olanlardan zerre kadar bilgi alamıyordu. Tüm bu nedenlerden dolayı İhsan Bey idam edilmek pahasına da olsa bu haberleşmeye bir çare bulmak niyetindeydi.


Sadi BORAK, İhsan PERE ile görüşmesinde “Sivil harp tarihimizin hiçbir noktasının karanlık kalmamasının bir vatan hizmeti” olduğunu hatırlattıktan sonra “ Gizli tel merkezine ilk ilham olan hangi hadisedir?” diye sordu. İhsan Bey İstanbul’un işgal günü haberlerini Ankara’ya Manastırlı Hamdi vasıtasıyla bildirme talimatını vermesini anlattıktan sonra gizli tel sorusuna “Aynı gün İstanbul merkezide işgal edilerek muhabereye sansür konuldu ve Anadolu ile muhabere yasak edildi. Muhabere salonunda gece gündüz süngülü askerler nöbet bekliyordu. İstanbul’la Ankara’nın bu suretle muhabere ve irtibatının kesilmesindeki mahsurların büyüklüğünü biliyordum” diye cevap verdi.


İnsan Bey çözüm arayışlarını sürdürdüğü bir akşam merkezin en eski ve güvenilir kişisi olarak bilinen ve telgraf müdürü olduktan sonra kendi yerine baş memurluğa atanan Hilmi Bey’i Sirkeci’deki merkezin baş makinistinin işlettiği bahçeli lokantaya davet etti. Lokantanın bir köşesine çekilirken hal hatırdan sonra İhsan Bey meseleyi ilk defa olarak doğrudan Hilmi Bey’e açarak “Anadolu’ya bir gizli tel yapmak istiyorum, nasıl yapayım sen ne dersin” dite sordu. Hilmi Bey hiç düşünmeden “ çok büyük bir iş yapmış olursun, memlekette ilelebet ismin kalır, istersen ben sana ipe dahi gelse tek kelime söylemeyecek memurlar ayarlayabilirim. Hatta kendim de çalışırım ama bilirsin ben ittihatçı olduğum için mimliyim iş yapayım derken belki işinizin bozulasına sebep olurum” diye kendisinden gayet emin cevap verdi.


İhsan Bey’in morali düzeldi ve Hilmi beyi dinlemeye devam etti. Hilmi bey “sizin yapacağınız en doğru iş hat baş çavuşu Mümtazla (Tekmen) birleşmenizdir” dedi. Bunun üzerine İhsan bey şaşırmış bir halde; Mümtaz’a pek güvenmediğini çünkü “kendisinin Kuleli Askeri Lisesinden kovulmuş bir adam” olduğunu söyledi. Hilmi bey İhsan beye daha fazla sokularak “insanların hepsinin bir kusuru olabilir ama ben Mümtaz’ın erdeminden ve vatanseverliğinden eminim, işgal günü odasında (onu) ağlarken gördüm” diye teminat verdi. Hatta bu işte çalışacak memurların seçilmesini kendisine bırakmasını tavsiye etti. Ertesi akşam Hilmi bey, Mümtaz’ı da alıp aynı yerde İhsan beyle buluştuklarında, Mümtaz namusu üzerine yemin ederek İhsan beyle birlikte çalışmayı kabul etti.


Ancak Ekrem (Baydar) beyin İstanbul’un işgal haberini Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırma konusunda olduğu gibi bu konuda da farklı iddialar vardır. Ekrem beye göre kendisi de Mustafa Kemal Paşa ile yani Ankara ile gizli haberleşmenin yollarını aramaktaydı. Bu amacını gerçekleştirebilmesi için sivil elbise giyerek İstanbul Telgraf Müdürü İhsan beyi makamında ziyaret etti. Bu özel ziyaretinde Ekrem bey kendisini tanıtarak işin ciddiyetini anlattı ve Ankara ile irtibatın önemi üzerinde durdu. İhsan bey de aynı hassasiyeti taşıdığı için durumun ciddiyetini kavradı ve önemsedi. Birlikte İstanbul’un durumunu etraflıca gözden geçirdiler. Postanenin ve telgrafhanenin imkanlarını incelediler. Ancak Ekrem beyin iddialarına ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir. Çünkü gerek İhsan beyin anılarında gerekse Cevat beyin hatıratında ve başka kaynaklarda Ekrem beyin iddialarını doğrulayacak belge ve bilgiye rastlanmadı.


Ekrem beyin bir başka iddiasına göre İhsan bey ile görüştükten sonra lüzumlu gördüğü vatanseverlerle buluşmaya başladı. Bunlardan birisi de Padişahın “itimadına mahsar olmuş” İstanbul Hükümetine bağlı yurtsever asker olan Merkez Komutanı Süvari Albay Esat Bey idi. Ekrem bey Esat bey ile Ankara’ya yardım konusunda anlaştıktan sonra o tarihlerde Hilal-i Ahmer (Kızılay) başkanı Hamit (Hasancan) bey ile de fikir birliğine vardı.


(ATATÜRK’ÜN ÖZEL ŞİFRE HATTI PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ / HALİL ÖZCAN / SAYFA 79)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG